23 Şubat 2013 Cumartesi

Kiklad adalarinin incisi : PAROS

Selam,

2012 yılının ilk deniz tatili için planları hızlandırdığımız şu günler, benim gibi yaz tatili planı yapan var ise kendisine yardımcı olmak adına 2010 yılında ziyaret ettiğimiz Paros Adası'nı hızlıca anlatmak istiyorum. Hem bu vesileyle ben de mutlu anılarıma uzaktan da olsa yeniden bir göz kırpmış olacağım... 

Paros'a, henüz iki aylık hamileyken -açıkçası biraz da çılgınlık yaparak- gitme kararı almış ve tatilimizi Atina üzerine Paros Adası şeklinde organize etmiştik. Planımız; önce Atina'da yaşayan yakın arkadaşlarımızla özlem gidermek, sonrasında da Efie'nin de yazlık evinin bulunduğu ve senelerdir ondan dinlediğim Kiklad grubunun incisi Paros'a geçmekti.

Paros, Kiklad Adalar grubunda bulunan turistik adreslerden biri. Özellikle yoğun sezonlarda adayı Avrupa şehirlerinden binlerce (belki de milyonlarca) kişi ziyaret ediyor. Bizim ülkemiz için ise (şu an için) Paros yabancı bir adres ve pek keşfedilmiş gibi durmuyor. Ancak biliyorum ki, çok yakın yıllar içinde Yunanistan'ın birçok adası gibi Paros da Türk gezginler tarafından tanınacak ve de sevilecek; zira bu adada bir deniz tatili için arayabileceğiniz her şey mevcut. Sakin ve romantik bir tatil, müzik sesinin yükseldiği çılgın partilere dolu öğleden sonra ve akşamlar ya da ortalama bir hareketlilik içinde geçecek ada günleri... Hangini tatil şeklini seçerseniz seçin, Paros'ta emin olacağınız yegane şey; daima özenli ve lezzetli bir mutfak ile mükemmel plajlara sahip olacağınız.... Ada gerçekten nefis plaj seçeneklerine sahip. Bitmeyen partileriyle Mykonos'u anımsatanlar kulupler, daha sakin ama organize de olan plaj işletmeleri ya da %100 bakir ve keşfedilmeyi bekleyenlerler..

Gece hayatı da son derece hareketli bu adada. Daracık sokaklarındaki butikleri gezerek başlayan gecelerinize (en bol göreceğiniz şey meşhur Yunan sandaletleri olacak, zira Paros bu konuda bir lider) keyifli bir akşam yemeği ile devam eder ve sonrasında gönlünüze göre bir bar ya da gece kulübüne geçiş yapabilirsiniz.

Akşam yemekleri, genel olarak Yunan halkının geç yemek yeme alışkanlığından dolayı geç yeniyor Paros'ta da. Akşam 20:00'de restoranlar bomboşken, 22:00 sularında yer bulmak imkansız olabiliyor. 

 

U L A Ş I M

Paros'a Atina aktarmalı iç hat uçuşları ile ya da bizim gibi Pire limandan kalkan feribotlar ile ulaşabilirsiniz. Pire'den kalkan büyük yolcu feribotları adaya 4,5 saatte varıyorken, hızlı feribotlar ile bu seyahat 3 saat 15 dakika gibi bir süreye inebiliyor. 

Adaya vardığınızda göze çarpacak ilk şey ise, feribot iskelesinin hemen karşısında bulunan ve Paros Adası için ikonik bir fotoğraf karesi sunan değirmenler oluyor.


Paros Limanı yani feribotların yanaştığı ana liman Parikia bölgesinde bulunuyor. Eğer burada konaklamak isterseniz ada geneline göre biraz daha uygun fiyatlarla konaklama yapmanız mümkün denebilir, ancak diğer yandan da seçtiğiniz işletmeler biraz daha turistik olacak diyebiliriz. Bu bölgede yalnızca plaj konusunda çok bir tercih hakkınız yok. Geniş bir plaja sahip Parakia ama bu uzunca plaj tam aradığınız ada suyu berraklığına sahip denemez. Kötü değil elbette, ama hayalimiz bu değil diyelim...

Parikia'da limanın en solunda Tango Mar adında bir işletme var. Biz, bir tam günümüzü burada geçirdik. Hem temizlik açısından derli toplu ve mutfağı lezzetli bir işletmeydi hem de denizi gayet tatmin ediciydi her ne kadar sahili daracık olsa da... İşletmenin olduğu plaj Livadia olarak geciyordu ve plaj kısmı yerine arka bahçesindeki yeşillikler çok daha keyifliydi diyebilirim.

Parikia'da tarih meraklılarının görmesini tavsiye edeceğim bir kilise mevcut. Panagia Ekatontapiliani Kilisesi. 4 yy.da inşa edilmiş bir Bizans Kilisesi kendisi ve “The Church of 100 doors" olarak anılıyor ve Yunanistan genelinde en iyi korunmuş kiliselerinden biri olarak kabul ediliyor. Bir de bu kilisenin efsanesi var. Kilisede 99 kapı mevcut ve 100. kapı ancak İstanbul yeniden Yunanlılara ait olduğunda bulunabilecek diyor bu efsane..
(oldu cicim diyerek gülüyoruz duyduğumuzda..)



 


Her Yunanistan yazısında okuyacağınız bir detay belki ama her ada gibi Paros'ta da gün sonu manzaraları muazzam güzellikte, o nedenle de yapılacaklar listesinde mutlaka bu keyif olmalı diye düşünüyorum.  

Bir ada klasiği olarak ATV ya da motor kiralayıp adayı 360 derece dönmek de her ada ziyaretinde olduğu gibi Paros'ta da mutlaka diyeceğim belki de tek tavsiye. Beni hamile oluşum bile durdurmamıştı bu keyiften ama durup düşündüğümde delilik olduğunun farkındayım; zira henüz iki aylık hamileydim ve bebek henüz tam anlamıyla anne rahmine tutulmuş bile sayılmıyordu. (Gençlik vs tüm diğer şeyler..) 






NAOUSSA, Paros Adası'nın kuşkusuz ki en keyifli sahil kasabası. Hem konaklamak için tercih edilebilir güzellikte hem de gece hayatı açısından son derece hareketli bir bölge. Barlar, tavernalar ve gece/gündüz durmaksızın süregiden nefis bir çosku var adanın bu bölgesinde. Hatta Naoussa için tüm Kiklad Adaları içindeki en güzel kasaba diye bahsediliyor ki; hakikaten bu söylem çok yerinde bana göre.

Naoussa'da mutlaka limanı çevreleyen tavernalarda yemek yemeli ve dar sokaklarında kaybolmalısınız diyebilirim. Eğer balık ürünlerinde farklı tatlara da açıksanız güneşte kurtulmuş ve tuz ile pişirilen Guna Fish denemek için de adadaki en ideal yer burası.

Siparos Naoussa'ya yakın ve en iyiler arasında bahsedilen restoran. Tam olarak limanda olmak isterseniz benim favorim Barbarossa, Efie'ninki ise Marios. Koktely ya da gecenin yemek sonrası devamı için Somaripa ve Comeback not edilebilir.   






Adadaki favori plajlarımdan bahsetmek istiyorum size biraz da..

Parakia'yi merkez olarak düşünürsek, adanın saat yönündeki tüm plajlarında ama kısa ama uzun ama mutlaka ıslandık. Mastrelo, Kolimbithres, Monastiri, Santa Maria, Ambelas, Molos Bay, Piso Livadi (minicik ama enfes bir balıkçı kasabası), Pounda, Chrisi Akti, Farangas Bay, Aliki Bay, Parasporos.

Alttaki resim Kolimbithres plajından. Rüzgarın kayaların üzerinde oluşturduğu şekiller suyun berraklığıyla birleşince ada genelinde karşılaşabileceğiniz en enteresan hatta en ilginç plaj deneyimini sunuyor ziyaretçilerine. Hakikaten çok keyifli, özellikle de kayaların üzerinde enfes fotoğraf anılarınız olabilir..  


Santa Maria ise bizim sevgili ile favori plajımız oldu. Naoussa'ya yakın plajlardan biriydi Santa Maria ve daha çok rüzgar sörfü ve diğer plaj aktiviteleri için kullanıldığını öğrendik. Organize de bir plajdı ve lokallerin pek sevdiği bir plaj tavernası da vardı. Ayrıca bizim şansımıza o gün rüzgar yönü sayesinde, su son derece durgun ve de pırıl pırıldı. Cidden uzun zamandır bie plajdan bu denli keyif almamıştık.

Farangas ise plaj olmanın yanında, barı ile de ön plana çıkan bir adres. Bizim Yunanlılar bu plaj barından çok çok iyi bahsediyorlar. 

Golden Beach de ikinci favorimizdi. Gerçi bu plaj işletmesine Efie'nin hisleri ile yaklaşıp bir parça torpil yapmış olsak da suyun rengi inanılmazdı. Ayrıca koktellerini de sevgili çok beğendi, bunu da eklemeliyim. 

Punda Beach Club adanın gördüğümüz kadarıyla en hareketli plajıydı. Öğleden sonra partileri ile pek meşhurdu ama bizim o kadar da ilgimizi çekmezi; zira Mykonos kadar çılgın görünüyor olsa da dekor olarak Mykonos işletmelerinin yanından bile geçemezdi diye düşündük içine girdiğimizde. Denizi de çok cezbetmedi zaten bizi.. Yalnız işletmenin girişindeki karşılama alanında bulunan geveze ve adada pek ünlü olan papağanlarını sevdik. ;)

Lageri ise bakir plajlar içinden en sevdiğimiz oldu. Sabah erken bir saatte uğradık bu plaja ve deniz, pırıl pırıl olması yanında adeta uyuyordu da misler gibi.. Hakikaten çok keyif aldık.. 

Alyki adanın deniz kenarında yenecek bir yemek için en keyifli adreslerinden biri. 
Mouragio ise notlarınızda olmaya değecek kadar iyi bir deniz ürünleri restoranı. Mekan, kendi teknesi ile tuttuğu balık ve deniz ürünlerini sunuyor misafirlerine..


Piso Livadi; "girdigim en huzurlu deniz" hissini bıraktı ardında. Küçücük bir balıkçı kasabasıydı ama kendi halinde ve müthiş bir güzelliğe sahipti. Aslında yalnızca bir öğlen yemeği yemek için ziyaret etmişken, hem yemek hem deniz hem de mini mini bir şekerleme fırsatı bulduk sahildeki ağaçların hemen altında.. Hamileliğin getirisiydi sanırım bu kısa ama tatlı uyku isteği ve kesinlikle bana kendimi çok iyi hissettirdi.

Paros seyahati vakti blog yazmadığımdan restoranın ismi de aklımda kalmamıştı, ama şimdi Piso Livadi restoranlarına göz atınca, denizin hemen yanı başında yediğimiz o unutulmaz öğle yemeğini Markakis'e borçlu olduğumuzu anladım. Tazecik ve mini mini balıklar, ahtapot, karides, kalamar, yeşil salata ve caciki! Sevdiğimin bu lezzetler yanında içtiği öğle uzosu da daima hatırındadır.

Not: Piso Livadi'de Efie'nin son yıllardaki en favori restoranı Ouzeri Halaris.
(Sezon 2018 ve 2019)  


Paros'un sahil bölgeleri dışında adanın iç kesimlerine yayılmış enfes köyleri de mevcut elbette. Bu köyler içinden favorimiz, dağlık bir köy olan LEFKES. Uzun uzun saatler geçirmedik aslında Lefkes'te, ama daracık sokaklarında salındık, minik meydanında sevgiliye frappe bana da meyve suyu içeçek kadar vakit tanıdık ve içimiz kesinlikle çok ısındı bu güzel köye. Vakti olanlar için trekking amaçlı rota olarak kabul edilen Prodromos köyüne Lefkes'ten yürüyerek geçmeniz mümkün. Minicik ama pitoresk bir kasaba kendisi..

Cafe Marigo aşırı lokal hali ile bir Lefkes köyü mekanı olaral notlarınızda olabilir. 


Lefkes'e yakın sevimli köy KOSTOS; köyün hemen girşindeki sevimli kilise ve kilisenin yan sokağına doğru bisikletini taşıyan minik Yunan kız çoçuğu ile aklımda kalan bir ada güzeli. Motor ile dar sokaklarında dolanırken bile aklımda olan o lila bisikletli şirin Yunan kızını sanırım hiç unutmayacağım...  


Yunanistan'ın bazı adalarının hemen yanı başında bir minyatür ada daha olur ve o adalar ana adanın isminin önüne "anti" eklenerek isimlendirilir. Paros adasının hemen yanında da böyle minik bir adası bulunuyor. Yani ANTIPAROS'u.

Antiparos'a ister konaklamalı ister Parikia'dan kalkan tekneler ile günlük olarak ziyaret edebiliyorsunuz. Yarım saatte bir de tekne bulmanız mümkün oluyor. Bu adayı Paros'un tam olarak minyatürü gibi düşünebilirsiniz. Özellikle yaz başı ve sonlarında eşsiz bir sakinliği olduğunu ve birçok turist için bir inziva noktası olarak kabul edildiğini söylüyorlar ki biz de haziran ayında adayı ziyaret ettiğimizden, bu keyifli sakinlikten nasibimizi almıştık. Yerlere begonvil saçılmış pitoresk sokakları, rengarek evleri, minik taverna ve kafeleriyle çok çok keyifliydi ada ama aklımızda kalan en net görüntü; ipe dizilip kurutulan ikonik ahtapotlardı diyebilirim. Bir de adanın sevimli ev sahipleri olarak bahsedilen, hop denizde hop karada gördüğünüz şirin kazları... 



Adada, ana liman bölgesine yaklaşık 15/20 dakikalık bir mesafede hem bitki örtüsü hem de iç açıcı serinliğiyle sizi kucaklamayı bekleyen enfes bir "Kelebekler Vadisi" bulunuyor. ATV ile ulaşmanın biraz beni yorduğu ama vardığımız zaman gördüğümüz kelebek türleri ve desenleriyle kendimizden geçtiğimiz bir serüvendi bizim için bu vadi. Tavsiye ederim.. Kelebek türlerinden anladığımızı söyleyemem ama kanatların altının renkli olması açısıdan ender bulunan türlermiş kendileri.

Paros, Kiklad grup adaları içindeki Mykonos'un çılgın eğlence anlayışı ya da Santorini'nin popüler kalabalığı yanında hakikaten bir inci tanesi gibi parıldıyor. Aradığınız Yunan lezzetini her anlamda bu adada bulabileceğini düşünüyorum. 

Son resim bir sonraki Paros seyahatimizde Alpcan da olsun dileğiyle çekildi.
Amin!

lulu
x




22 Şubat 2013 Cuma

Kısa Kısa MİLANO

Selam,

2013 yılı bizim için seyahat anlamında çok hızlı başladı. Romantik bir Brugge kaçamağı ve yeni yıl kutlaması üzerine çok sevdiğimiz Paris ve sonrasında da Milano ile kavuştuk. Öyle ki; ilk 2 ay içinde üst üste üç seyahat sonrası "bir süre uçmak istemiyorum" dediğimi itiraf edebilirim.

Milano ile ilgili hala oturup derli toplu bir post yapmadım ama günün birinde parça parça yazdığım tüm tavsiyeleri bir araya getirecek detaylı bir şehir yazısı hazırlayacağım, buna inanıyorum. O ana dek, son seyahatte çok sevdiğim lezzet deneyimlerini hemen ve yine kısa kısa paylaşmak istiyorum hem böylece Milano'da okuyan arkadaşım ile geçirdiğim vakit ve yaptığımız aperitivo keyfimiz de burada tatlı tatlı durmuş olur; zira anılar iyidir, ruha daima iyi gelir... 

Aperitivo için şehrin en çok tercih edilen ama belki de en turistik barı olan Bar Duomo'da bulustuk Ecem ile. Bence burası şehrin yaşamını izlemek için en ideal noktalardan biri. Bundan iyi bir gözlem yeri olsa olsa Duomo Katedrali'nin önüne oturmak olur sanırım.

Sık sık sile getiririm gerçi ama yine yazmış olayım; en sevdiğim İtalyan lezzeti "Ossobuco"dur. Senelerdir beni bu lezzetten daha çok heyecanlandıran bir et tabağını yediğimi sanmıyorum. Geçmişte asla ilikli et yemediğim için zaman zaman kendim de şaşıyorum bu halime ama neticede şu da bir gerçek ki; damak zevki kesinlikle yaşayan, büyüyen ve gelişen bir şey... 

Bu Milano seyahatinde Ossobuco yemek için iyi bir tavsiye edinip, kendisini deneme fırsatı bulduk. Restoranın adı; Bagutta. 1924 yılından beri adını restoranın bulunduğu sokağa da veren Via Bagutta 14'te hizmet veriyor bu klasik İtalyan trattoriası. Restoranın ana lezzeti Ossobuco ve bu tabak restoranın ana lezzeti olacak kadar da başarılı. Mutlaka bir şans vermenizi tavsiye ederim..  

Milano'ya gittiğinizde, şehirdeyken kolay kolay ulaşmanızın mümkün olmadığı ama 45 dakikalık bir tren yolculuğu ile ulaşabileceğiniz nefis bir lokal lezzet var. Biella şehrinin enfes biscuiti Canestrello. Hakikaten çok kendine has bir lezzet ve bu gofretimsi lezzete şehrin lokal pastanelerinin tamamından ulaşabiliyorsunuz. Jeantet Pasticceria notlarınızda olabilir.. 

Sevgiler
lulu
x



  
  
 

11 Şubat 2013 Pazartesi

PARIS ve ASK

Merhaba,

Kesin olan bir şey varsa, o da Paris'i her ziyaret ettiğimizde hissettiğimiz en yüksek duygunun AŞK oluşu olmalı.. Sokaklarında el ele yürürken, tarihine ve de sanat anlayışına yakın durmaya çabalarken, kafelerinde gülümseyerek kahve ya da bir kadeh şarabımızı yudumlarken ya da restoranlarında Fransız lezzetlerini bıkmadan ve usanmadan deneyimlerken yanı başımızdaki en değerli duygu mutlaka AŞK oluyor diye düşünüyorum...

Son Paris seyahatimiz şehri bembeyaz örten kar ile taçlandığından, şehir bu duyguyu çok daha derinden hissettirdi bize. Karlı Paris sokaklarında yürümek, üşümek ve hatta titrerken birbirimize çok daha sıkıca sokulmak hakikaten hoştu, melankolikti.. Otel odamızın perdesini araladığımızda bize gülümseyen Eiffel de bu havayı daha keyifli bir hale getirdi diyebilirim.

AŞK ve Paris özlemi hiç bitmesin dilerim! 










1 Şubat 2013 Cuma

BRUGGE

Selam,

2012 yılının son günü yani 31 Aralık, pazartesi gününe denk geliyor dediklerinde seyahate programlanmış beynim hemen "salı günü de tatil" diye fısıldadı. Ve hızlıca seyahat planlarına kafa yormaya başladım. 

Aklımda elbette onlarca şehir dolaştı. Yeni yil süslemeleri, ışıklar, coşkulu kutlamalar ve bu görkemli vaktin Avrupa'da nasıl geçtiğimi gözlemlemek ve dahası içinde bulunmak müthiş bir deneyim olacaktı, heyecanlanmıştım.

Sonra birden aklımıza ilk ziyaret ettigimizde aklımızı başımızdan alan ve mutlaka karlar altında ya da bohem havasını iliklerimize dek hissedeceğimiz puslu havalarda da ziyaret etmeliyiz diye düşündüğümüz Brugge geldi. Geldiği gibi de uçak biletlerimiz kesiliverdi. 
(daha önceki Brugge postumu buradan okuyabilirsiniz)

 

Sokakları kelimenin tam anlamıyla çikolata kokan bu masal diyarında yeniden bulunmak ve kısa da olsa gözlerimizi yeni güne Ortaçağ'ın bu büyülü şehrinde ve de Alpcan yanımızdayken açmak hakikaten muhteşem bir deneyimdi.

Gelelim şehirdeki deneyimlerimize...

Brugge'e ulaşmanın en rahat yolu; Brüksel uçuşu sonrası, havalimanından iki kat aşağıya inip tren bileti satın almak. Bilet sonrası da yine bir kat aşağıya inip gelen ilk Brugge trenine binebilirsiniz. Tren Zuid istasyonunda aktarma yapıyor ve aktarma yaptığınız tren ile Brugge'e ulaşıyorsunuz.  

Tren ile şehre ulaştığınızda şehri keşfetmeye Minnewaterpark yani diğer adıyla "Lake of Love" ile başlamış oluyorsunuz aslında. Burası Brugge'ün sanırım ki en romantik noktası. Oradan da adımlarınızı hemen Beguinage (kadınlar) Manastırı'na doğru yönlendirebilir ve sonrasında da şehre karışabilirsiniz. 

 
Ama bana sorarsanız şehri tarihi olarak eksiksiz gezmenin en doğru yolu yürüyüş parkurunu takip etmek. (detaylı bilgi için buraya göz atabilirsiniz) 

Markt Square şehrin büyük ve de görkemli meydanı. Daha önce haziran ayında geldiğimiz için capcanlı ve renkli olan ama kış aylarının bohem havası sayesinde ruhunu çok daha iyi anladığımız bir meydan burası. Yeni yıl süslemeleriyle de başka bir güzelliğe bürünmüş. Meydanda bulunan Hükümet Sarayı ve 366 merdivenli çan kulesi Belfry da şehri kuş bakışı görmek için en doğru nokta. Bu kuleyi In Brugge filmi sonrası sevdiğimi itiraf etmeliyim.

Meydanın ortasındaki "Jan Breydel ve Pieter de Coninck" heykeli de zaten es geçmeyeceğiniz önemli anıtlardan biri. 

Meydanın ortasında, Jan Breydel ve Pieter de Coninck'in heykeli duruyor. 1302'de Fransız kralına karşı Flaman direnişinde büyük rol oynayan iki popüler yerel kahraman Spurs Muharebesi sonuçlandı.


Dört köşe heykelinin Bruges, Ypres, Ghent ve Kortrijk olduğu belirlendi. Heykel, tarihi romantizm dönemi olan 1887'de kuruldu. Ayrıca, yine Frikerler Aslanı'nın Hendrik Conscience tarafından yayınlanmasından bu yana kahramanlar yine spot ışığında. Flaman yanlısı Breydel Komitesi ve Fransızca konuşulan şehir arasındaki sürtünme, heykel iki kez açıldı: 11 Temmuz 1887'de ve 14 ve 22 Ağustos 1887 arasında.



Avrupa'nin en yuksek tugla kulesine sahip olan "Church or Our Lady" gorulmesi gereken tarihi binalarin en onemlilerinden.. Michalengelo'nun "Meryem ve cocuk Isa" heykelini bu klisede goreceginiz dusunulurse belki de en onemlisi ! Cikista, Old St.John's Hospital & memling muzesini de mutlaka gezmelisiniz.. 

 

Muze demisken sehirde onlarca muze alternatifiniz var.. Guzel sanatlar sehir muzesi Groeninge ronesans ve barok ustalarin gorulesi tablo ve gravurlerini gorebileceginiz keyifli muzerin basinda geliyor hatta bu muzede icinde Isa'nin kaninin oldugu soylenen bir sise de bulunuyor..

 Ingiliz sanatci Frank Brangwyn'in resim tablolarinin buyuk bir kismindan olusan Arentshuis - Bragwyn Muzesi ise resim tutkunlari icin birebir.. 15 ve 19. yy arasindaki ihtisamli dekor tarihini gormek icin Historical Gruuthuse muzesi cok cezbedici.. Archaeology muzesi ise meraklilari icin sanirim farkli bir deneyim olacaktir..

Biraz da eglenceli muze arayisinda olanlar varsa ; Belcika'nin dayanilmaz elmas seruveni icin Diamond muzesi, Patates'ten o leziz "Belgian fries"a uzanan hikaye icin Friet museum, enfes Belcika cikolatalarinin askina "The Choco story" muzerlerini ve Belcika birasinin imalat surecini gozlemlemek icin "De Halve Maan" bira imalathanesi gezerbilirsiniz.. ;) 

Sehrin Markt Square sonrasi en onemli 2. meydani olan Burg Meydaninda 12. yy'da roman stilinde insa edilmis "Basilica of The Holy Blood" bulunuyor.. (muzesi de mevcut) Benim icin 2 ayri Brugge seyahatinde "Basilica of Holy Blood" onunde cekilmis asagidaki resim inanilmaz anlamli.. Sanirim Alpcan'la birlikte yeniden ziyaret ettigimiz sehirlerin en guzel tarafi bu anlami bana fazlasiyla hissettiriyor olmasi..



 Brug meydaninda ayrica Belediye binasi ve Old Recorders binalari da gorulmeye deger.. Gorkemli Old Recorder'in hemen sag tarafindan acilan yolu mutlaka yurumelisiniz ;) O yol sizi sehrin balik pazarina dogru goturecek.. Yerli halk Sali-Cumartesi gunleri arasi acik olan bu pazardan taze balik ihtiyacini karsiliyor.. Koku sizi rahatsiz etmezse biraz onunde durup sehir yasamini gozlemleyin derim...

Fish marketten kanal boyunca devam ederseniz de sehrin en eski tas kopruleri olan Meebrug ve Peerdenbrug'u gorebilirsiniz..

 

Zuidzandstraat Brugge'un en unlu alisveris caddesi.. Cadde'de yururken orta halli markalardan alisveris yapar hem tarihi binalari izleyebilir hem de kokusuna dayanamayip satin aldiginiz cikolatanizi yiyebilirsiniz.. ;) -seyahat boyunca en cok yaptiginiz sey bu olacak eminim-

 

 Yemek !

 Brugge'de cogu oldukca gorkemli dekore edilmis ve fazlasiyla iddali restoranlar mevcut.. Size onereceklerimin hepsinin lezzeti icin kefil olabilirim.. Ama dekor olarak bizim secimlerimiz bir parca daha sade oldu onu da belirtmeliyim.. ;) 

Ogle yemegi icin cok sevimli bir grill restoran kesfettik.. "De Wijngaert Kinds Karl". Restoranin lezzeti de kendisi gibi cok icimize sindi o nedenle kesinlikle aksam yemegi icin de tercih edebilirsiniz..

 

Aksam yemeklerimizden biri gitmeden rezervasyon yaptirdigimiz "Jan Van Eyck" te yendi.. Burasi lokal, minik bir restoran.. Cok fazla keyif aldigimizi ve leziz denemeler yaptigimizi soylemeliyim.. Alpcan'in biz siparis verirken sef ile ingilizce anlasmaya calismasi inanilmaz komikti.. "pasta, yes, okey.." seklinde kafa sallayarak iletisim kurmaya calisti.. Keske biri o ani videoya almis olsaydi ! :)



 Chambres Hotel'in michelin yildizli restorani "Calis" kesinlikle notlarinizda bulunmali.. Ama bilginiz olsun ki rezervasyon sart..

 

Yeni yil yemegi icin bizim tercihimiz yine gitmeden once rezervasyon yaptirdigimiz michelin yildizli Restaurant "Spinola" oldu.. Zarif ve lezzetli bir yeni yil yemegi sonrasi, otel odamiza gitmek ve 2013'u "anne-baba-cocuk" olarak simarikliklar yaparak karsilamak muhtesemdi ! (Alpcan o saatte nasil oldu da uyanikti diye sorarsaniz gunduz uykumuzu geciktirince, gece uykumuzu da ileri saatlere atmis olduk ve boylece 2013'u Alpcan eglencesi ile karsilama sansini yakaladik ! :)

 
  
 

Aksam yemegi icin gitmeden once rezervasyon yaniti alamadigimiz ve orada bulundugumuz zaman icinde de hic bos masasi olmadigi icin deneme sansi bulamadigimiz Restaurant Den Dyner'i size gitmeden tavsiye edebilirim cunku damak keyfine cok guvendigim blogger arkadasim Sansli Anne Esra ve esi tavsiye etmisti.. Bir Risotto sever olarak ordekli risottolarini kacirmis olmam hos olmadi.. :(

Ayni kaderi ne yazikki "Duc De Bourgogne" otelinin ayni ismi tasiyan restoranida paylasti.. Bu durum uzucu oldu ama yerine rezervasyon yapip deneme sansi buldugumuz michelin yildizli diger lokal mekanlar icin sansliydik ;) 

Belcika ve Bira ! 

Soz konusu bira icmek ise sayisiz bira cesidi ve markasi ile karsilasacaksiniz.. Brugge'de bira icmenin lezzeti bir tarafa, ictiginiz tum biralar kendi markasina ait bardaklarda servis ediliyor.. Bu cok sirin detay da insanda farkli mekanlarda, farkli biralari tatma ve siparis edilen bira markasinin bardagini gorme istegi uyandiriyor. :) 

 

2B, Beerwall (asagida resmini de goreceginiz sehrin en simge birahanesi), Bas Der Amis, T Brugs Beertje ve Cambrinus aklima gelen ilk birahaneler.. Ama inanin sokak aralarinda ya da kose baslarinda daha niceleri mevcut..



Biralarin hepsinin keyfine varmak istiyor insan.. O nedenle yapilacak en guzel sey "PUB CRAWL" olayina girmek.. Biz kucuk capli bir gezi yaptik birahaneler arasinda.. Hem de yilbasi gunu ! Hakem elbette Alpcan'di ve oyunu elbette ASK kazandi :)) Ben ogleden sonra 3. birahanede cakir keyif olmustum bile.. :P 

 

Benim gibi Jazz dinlemeyi sevenlere bir winebar tavsiyem olacak.. "EST Winj Bar". (Braambergstraat 7'de). Bu kucuk mekanda, jazz saatleri disinda Blues ve boogie dinlemeniz de mumkun.. ;) 

Cikolata ! 

Soz konusu cikolata oldugunda elbette sayisiz alternatifiniz var.. Neuhaus, Godiva, Leonidas, Chocolatier Dumon, Chocolate Line, Cote d'Or, Lovells ve dahasi... Bence seyahat boyunca bolca yemeli ve donuste satin almak icin kendi zevkinize gore karar vermelisiniz..

Benim size tavsiye edicegim en degerli sey ; Istanbul'da hic deneme yapmadigim Godiva'nin sicak cikolatasi.. Nasil ozenle hazirlanir ve bir insani nasil bu kadar mutlu edebilir ?! inanamadim.. Artik Turkiye sinirlari icinde Godiva disinda baska bir sicak cikolata denemesi yapabilecegimi hic sanmiyorum.. :P


   
Bu arada bilginiz olsun "Le Pain Quotidien" goruseniz sasirmayin.. Bu zincirin bir Belcika markasi oldugunu hatirlayip rahatlayin.. Ister kahvalti, ister kahve keyfi ama hazir kendi memleketinde bulmusken bir Le Pain ziyaretinde bulunun.. ;) 

Hediyelik esya satin almaktan hoslananlar icin akla gelen ilk sey modern evlerde de kullanabileceginiz sahane brugge dantelleri.. Ayrica meshur goblen islerini de satin alabilirsiniz.. Fiyatlari biraz yuksek ama anneniz icin guzel bir hediye olabilir ya da yagmurlu ve kasvetli gunlerde evde pencere onunde oturup islemek icin kendinize de alabilirsiniz.. ;) 

Benim size alternatif bir hediyelik tavsiyem daha var : "Atelier Galerie Kasper". Bu galeri bir seramik atolyesi ve Mr. Kasper muhtesem seramik ornekleri ile musterilerini adeta buyuluyor.. Inanilmaz calismalari var. Fiyatlari cidden yuksek ama kendi kesinize uygun ornekler bulmakta zor degil.. Aldiginiz urunun uzerine Mr. Kasper'in imzasini kendi eli ile mekanda atmasi da ayri bir guzellik..



Romantik bir kanal turu uzerine romantik bir fayton turu, bolca cikolata, waffle'a ve patatese (mumkunse andalouso soslu) doyamama hali, midye yemek icin firsat kollama, (beyaz sarap ve kereviz sapli midye siddetli tavisyem olabilir..) yer alti publarini dolasip sehrin sevimli birahanelerinde tum gun vakit gecirme ve gecenin ilerleyen saatlerinde adeta sessizlige gomulmus daracik Brugge sokaklarinda kendinizi ciddi olarak Ortacag'da hissetme duygusu..
 Iste bunlarin hepsini keyif, huzur ve ask ile yapacaginiza eminim.. 
Keyifli seyahatler !
Sevgiler

lulu

 xxx