5 Ağustos 2020 Çarşamba

Bozburun Tekne Tatili


Selam!

Yaklaşan tekne tarihlerimizin de etkisiyle, Alpico büyüse de mavi tur sevdamıza kavuşsak diye sabırla beklediğimiz ve geçtiğimiz yıl ilk kez Alpico beraberinde yaşadığımız enfes tekne tatilimizin karar aşamalarını, rotasını ve hislerini paylaşmak istiyorum büyük bir keyifle...  

Tekne tatili için en öncelikli iki soru "hangi tekne?" ve "hangi şirket?" oluyor genelleme yaparsak.. Bu iki soruyu "hangi rota?" ve "alışveriş işini nasıl organize ettiniz?" soruları takip ediyor. Ben de sırasıyla bu soruların yanıtlarını kendi deneyimlerimiz ışığında vermeye çalışacağım sizlere..

Hangi Tekne? Hangi Şirket?

Bu konuda şanslı olduğumuzu söyleyebilirim, zira işi şansa bırakıp tekneyi bilmediğimiz bir şirketten kiralamak yerine, ailemizin bir kolu Bodrum'da yerleşik olduğundan, bunu bir avantaja çevirerek çok güvendiğimiz bir kaptandan tavsiye almayı tercih ettik. Stres yaşamadan ve kendi tatil kriterlerimize uygun, içimize sinen bir tekne seçimi yaptık bu sayede..

Tavsiyem referans almadan bir tekne şirketinden, yalnızca görsellere aldanarak tekne seçimi yapmamanız.. Elbette istisnalar olacaktır, lakin genel olarak bu tip bir rezervasyon riskli olabilir diye düşünüyorum. Sizin tatil anlayışınıza uygun, kriterlerinizi çok aşağıya ya da yukarıya çekmeyecek iyi bir arkadaş tavsiyesi mutlaka işinize yarayacaktır.. Bu noktada kimden tavsiye alınır, kimden alınmaz muhakemesini yapmak da size düşüyor elbette..

Eğer direkt bir kaptan ismi yerine bir şirkete yönlendirilirseniz; kendi bütçenize uygun olan tekneyi belirlemek -eğer kalabalık da değilseniz- pek zor olmayacaktır..

Hangi Rota?

Açıkçası bizim gibi enfes kıyılara sahip ülkeler için bu konuda bir karara varmak oldukça zor.. Son yıllarda çok popüler olmaya başlasa da Bodrum ya da Göcek çıkışlı rotalara göre Bozburun rotasının hala daha sakin olduğuna inanıyoruz biz (elbette bayram tarihlerini bu cümlenin dışında tutarak). Kaptanımız da böyle düşündüğünden çıkış noktamızı Bozburun olarak kolayca belirlediğimizi söyleyebilirim. Aslında bu rota için Marmaris Limanı'ndan çıkış yapılması da mümkün, ama dediğim gibi yoğunluk Marmaris Limanı'nda da pek farklı olmadığından, çıkış yapmak için sıra beklemek tam bir işkenceye dönüşebiliyor..

Menü Hazırlığı vs Alışveriş.

Bu konuda nasıl yol aldığımızdan detaylıca bahsetmek istiyorum, zira benim gibi beslenme konusunda belirli disiplinleri olan biriyseniz tavsiyelerim işinize bir nebze de olsa yarayabilir diye düşünüyorum..

Alışveriş konusunda aldığımız öncelikli karar; kendi alışverişimizi kendimiz yapmaktı. Bu konuda hiç tereddüt yaşamadık, çünkü evde nasıl bir düzenimiz varsa teknede de bu düzene yakın bir disiplinle devam edebileceğimize inanıyorduk. Gün sayımıza göre net bir menü hazırladık ilk önce. Her günün sabah, öğlen ve akşamında ne yiyeceğimizi kafamızda netleştirmek, mutfak şefimizin işini de kolaylaştırmış oldu elbette..

Sabah kahvaltıları büyük değişimler göstermediğinden bu konuya fazla kafa yorduğumuzu söyleyemem. Eve aldığımız kahvaltılıkların aynını tekne için de listeledik, bu aşama çok çok kolay oldu diyebilirim.

İki aile ve iki çocuklu olacağımızdan, öğle yemekleri için çocukların da çok sevdiği neşeli tabaklarda karar kıldık. Hamburger ve patates, sevdiğimiz soslarda makarnalar, sosisli sandviç ve yoğurtlu yaz kızartmaları gibi.. Öğle yemekleri yanına alternatif salatalar da ekledik ki; yaramazlık peşinde olmayanlar da mutlu olabilsin.. Patates siparişinde kiloyu kesinlikle fazla tuttuk, zira öğleden sonra buz gibi biralarımızın yanına anne patatesi yemenin hayalini aylar öncesinden kuruyorduk.. Sabah gözümüzü açıp, gece kapatana dek her an denize girebilme lüksünün pozitif getirisi olan bol kalori yakma durumu sık acıkmayı da beraberinde getirecekti. O nedenle "tea time" zamanlarını asla es geçmedik. Herkes kendi zevkine ve beslenme şekline göre atıştırmalık alışverişini kendi yaptı ve tekneye de yanında getirdi...

Akşam yemekleri için ise biraz daha titizlendik. Ana yemeklerimizi bir akşam et, diğer akşam balık şeklinde belirledik (bu sene yalnızca balık olacak o menü). Balıklarımızı kaptanımız kendi lokal balıkçısından temin etti. Kaya Levreği ve Lağos konusunda hemfikir olduk topluca. (Uzun yıllardır tavuk ile beslenmediğimizden kendisini menümüze dahil etmedik. Zaten sıcakta tavuk muhafaza etmek de riski oluyor tekne tatillerinde) Yine salatamız, iki çesit zeytinyağlımız ve birkaç farklı meze çeşidi de her akşam soframızı renklendirdi.

Günlük menü hazırlayınca ihtiyaçları belirlemek de çok kolay oldu elbette. Listemize göre alışverişimizi de tatilden bir hafta evvel online olarak yaptık. Her ne kadar uzun yıllardır markete girmiyor ve ihtiyaçlarımızın tamamını İpek Hanım Çiftliği'nden temin ediyor olsak da marketten bildiğimiz markaların ürünlerini almak bir nebze de olsa içimizi rahat ettirdi diyebilirim. Siparişlerimiz de eksiksiz olarak tekneye çıkacağımız günün sabahında ve henüz biz tekneye ulaşmadan önce teslim edildi.

Kasap alışverişimizi Bodrum'dan, ailemizin yıllardır alışveriş yaptığı kasaptan temin ettik. Alkollü içecekleri de herkes kendi keyfine göre belirleyip yanında getirdi.. Son olarak içme suyumuzu da soğutması daha kolay olsun niyetiyle bir litrelik cam şişeler şeklinde sipariş ettik. Plastik kullanımına her alanda karşıyız neticede... :)

İlaç.

Açıkçası ben kişisel olarak ilaç kullanmaya pek hevesli biri değilim, ama yine de konu tekne olunca tedarikli olmak gerektiğinin bilincindeyim. Baş ağrısı, mide üşütmesi, bağırsak reaksiyonları ve kas gevşetici gibi klasik ilaçlarını aldık yanımıza. Çocuklu ailelerin yanından ayırmadığı ateş ölçer ve ateş düşürücü şuruplarımız da (çapraz kullanım için iki ayrı marka) yanımızdaydı. Bunun yanında her iltimal diyerek böcek sokmalarına karşı kremler de aldık. Tekne tutması tekne tatillerinin en fazla yaşanan sorunu diye biliriz, o nedenle bu konuda da hazırlıklı olmak istedik ve yanımıza bir kutu (eczacımızın önerdiği) mide bulantısı ilacını aldık.

Açıkçası benim kısacık da olsa ateşlendiğim gece dışında ilaç kullanmamızı gerektiren bir durum hiç yaşanmadı. Benim ateşimi de 1 kaşık Calpol Plus (evet evet, kendisi çocukların ateş düşürücü şurubu) ve güneş batımı sonrası iyice serinlemiş deniz suyunda 10 dakika kalmak geçirdi kolayca...

Elbette, acil durumlar için kaptanımızın müdahale edebileceği tıbbi malzeme dolabını da tatil evveli kontrol ettik. Bir önceki sene Dubrovnik kıyılarında yaptığımız günlük tekne seyahatinde olmaz denen olmuş ve Alpcan'ın dizi derin bir şekilde kesilmişti. Bu tip bir tecrübeyi denizin ortasında yaşamak ne denli endişe verici ve kaptanın hem tecrübesi hem de malzeme açısından hazırlığı ne denli önemli bizzat biliyorum. Hoş, o zaman da bir aksilik yaşamamıştık, ama yine de gerekli olup eksik kalmış bir malzeme olsaydı tatilimizin kalanını etkileyebilirdi..  

Tekne Tatili Hisleri...

Bozburun'dan demir alan teknemiz bize enfes günler ve geceler yaşattı.. Her sabah güneşin kendisi değil de daha ilk ışıkları bizi uyandırdı. O ışıklar henüz yeni yeni yansımaya başladığında enfes meditasyon ve nefes egzersizleri yaptım doğanın kucağında. Ortalık aydınlanınca yoga sayesinde ruh ve beden dengem üzerine sakin sakin çalıştım. Bunları her sabah ve büyük bir açlıkla yaptım..

Mükemmel sularda yüzdüm, yüzdük.. Hakikaten ülkemiz cennet gibiyken ona neden bu denli hoyratça davradığımıza bir türlü anlam veremedik.. Bizi her sene yaz tatillerinde yurt dışına kaçıran zihniyete doğanın bir ders vermesini ve kendisine şefkatle yaklaşılması gerektiğini öğretmesini dilediğimi de itiraf edebilirimmeditasyonlarım sırasında.... (Elbette benim dileğimle olacak iş değil, ama doğanın bir isyanı olarak nitelendirdiğim ve şu an hala içinde bulunduğumuz pandemi günleri sonrasında geldi çattı. Sizce bir şey öğrendi mi "o" zihniyet? Bence zerre faydası olmadı, olmayacak... Benim kendime, aileme ve yetiştirdiğim çocuğa inancım var da, bu ülke insanına o inancın kırıntısı dahi kalmadı..)

ROTA

1. Gün

Bozburun çıkışı sonrası ilk durağımız Ada Boğazı ve onun cennet suları oldu. Deniz ortasında küçük bir kayalık alan ve etrafını cepheleyen tepelerden oluşan bir boğaz burası.. Mavinin en güzel tonlarından birine sahip, sığ ve dibi kumlu bir yüzme durağı olarak not edilebilir.. (Sanıyorum ki; Bozburun çıkışlı teknelerin bu boğaza uğramaması pek de mümkün olmuyordur..)

Ada Boğazı sonrası öğle yemeği için Çanak Limanı‘na geçtik. Burası kısmen çok daha az teknenin uğradığı bir koy ve yüzmek için hakikaten enfes bir deneyim sunuyor. Ben kişisel olarak deniz içinde leke gibi duran yamalı renk farklılıklarını çok sevdiğimden Çanak Limanı’nda yüzmeye ve suyuna uzaktan baymaya doyamıyorum. Ancak, tüm cazibesine rağmen burada konaklama yapmanızı önermem, zira arılar bazı koylarda gerçekten huzur vermiyorlar ve Çanak Limanı bu koylardan biri... Burası yerine bir durak sonranızda bulunan ve gecelemek için galiba dünya üzerinde uyanmayı en sevdiğim adrese doğru yol alabilirsiniz. Yani Hisarönü Körfezi‘nin göz bebeği Dirsek Bükü‘ne…





Dirsek Bükü genel olarak Bozburun ya da Marmaris çıkışlı teknelerin demirlediği ana adreslerden biri. Tek ya da uzun süreli gecelemeler için korunaklı konumu nedeniyle mükemmel bir adres olarak kabul ediliyor kendisi. Dibi tamamen kum ve suyunun güzelliği gerçekten tanımsız.. Dirsek Bükü‘nün bir avantajı da çevre köylerden gelen küçük motorlardan düzenli olarak meyve-sebze ve ekmek satışı yapılıyor olması. Köy ekmeği, köy yumurtası ya da domates, salatalık gibi çabuk tükenen malzemelerinizi bu motorlardan temin edebiliyorsunuz.

Bu koyda bir de lokal bir restoran bulunuyor. Kısa süreli tekne tatilcileri için karaya çıkmak ya da bir restorana gitmek belki mantıklı durmuyor olabilir, ama uzun süre geceleyen tekneciler için bu lokal restoran keyifli bir sosyalleşme alanı diyebilirim.

Bu koyda sizi rahatsız etmeyen tek şey sinekler ve arılar… Asla yüksek olmasa da müzik sesleri bile gece 22:00 sonrası kapatılmış ya da kısılmış oluyor.. Öyle de medeni bir ortamı var.. ;)



2. ve 3. Gün.

Dirsek Bükü‘nde olağanüstü bir gün doğuşuna uyanılıyor.. Dünya üzerinde uyanmayı en sevdiğim yer burası diyebilirim hiç abartmadan.. Eğer şanslıysanız ve koyun tam göbek noktasında demirleme yapabilmişseniz bu ritüelin çok daha etkileyici olacağını söyleyebilirim. Yalnızca doğanın sesleriyle meditasyon yapmak, nefes çalışmak ya da sabahın ilk ışıklarıyla beraber yoga antrenmanı yapmak için en doğru koylardan birindesiniz.. Bu koydaki konaklamanızı iki gece olarak planlamak, denizinin ve doğasının tadına çarpı iki hazla varmanızı sağlar ve ben bu deneyimi sindire sindire yaşamanızı çok tavsiye ederim.



4. Gün.

Dirsek Bükü’ne veda etmek kolay değil, lakin rotada deneyimlenecek başka adresler var.. Kocabahçe bu adreslerinden biri. Bu koy, içinde Kocabahçe Glampingin de bulunduğu bir kamp alanı aslında, ama aynı zamanda teknelerin de uğrak noktalarından biri. Suyu derin, rengi koyu tonlarda ve çevresi bol yeşillikli olduğundan bu koyda yüzmek insana başka bir keyif veriyor. Kocabahçe sonrası öğle yemeği için Kocaada‘ya uğramayı tercih ettik biz, ama tercihiniz böyle olmaz ise hiç vakit kaybetmeden direkt geceleme yapmak için Sucağız Koyları‘na doğru yol alabilirsiniz.

Sucağız Koyları, Hisarönü Körfezi’nde güvenle konaklayacağınız duraklardan biri ve yan yana sıralanmış üç ayrı koydan oluşuyor. Bu koyların en güzel yanı; dik dağlar arasından tekne ile yapılan etkileyici girişi diyebilirim. Koya ulaştığınızda ise mükemmel bir su rengi ve etrafı çevreleyen çam ağaçları sizi bekliyor. Ama şunu da eklemeden geçmek istemiyorum; koya geç gelip, gece konaklaması yapmak çok daha mantıklı bir fikir, zira gün içinde günlük gezi tekneleri de Sucağız Koyları‘na sıklıkla uğruyorlar ve bu anlarda bir tekne tatilinden beklediğiniz sakinlikten anında uzaklaşıyorsunuz. Bizim Kocabahçe sonrası Kocaada'ya uğrama nedenimiz de bu işte..


5. Gün.

Güne Sucağız‘da nefis bir kahvaltı ile başladıktan ve mükemmel sularının keyfine vardıktan sonra bir fiyort olarak tanımlanan güzeller güzeli Bencik Koyu‘na geçiş yaptık biz.. Bencik, yüzmeye ve çevre yeşilliğine bakmaya doyamayacağınız bir doğa harikası. Tek negatif yanı arıların hakikaten cirit attığı bir adres olması, ama onun bile bir gün de olsa katlanmaya değer bir güzelliği var. Tekne kaptanları ise bu fiyordun girişi ve çıkışı çevredeki kayalıklar nedeniyle tehlikeli olduğundan, buraya kadar yol yapıp burada kalmamayı pek tercih etmiyorlar..

Not 1: Koya giriş ve çıkışta gözünüze değecek minik Dişlice Adası‘nı, adanın çevresine demirlemiş ve enfes bir görüntü sunan sıralı tekneleri mutlaka izleyin isterim. Adacık sanki Antik Yunan tanrıları tarafından yalnızca teknelerin demirlemesi için yeryüzüne fırlatılmış gibi bir his veriyor bana..

Not 2: Eğer teknenizde bir çöp boşaltımı yapılması gerekiyorsa, Bencik yolundayken kaptanınızdan Germe‘ye uğramasını rica edin. İtalya’nın Sorrento kıyılarını anımsatan muazzam kaya görüntülerine ve suyunun lacivert tonuna bakmaya doyamayacağınız güzellikler sunacak size bu yol. Kısa ama yaşanası bir yolculuk… 



6. Gün.

Bencik Koyu’nda uyanıp, yüzümüzü denizde yıkayıp, çevreye de son bir kez göz attıktan sonra kahvaltı yapmadan buradan ayrıldık biz; zira arıların en deli zamanı sabah saatleri ve özellikle de kahvaltı masaları oluyor. (Bu arada sürekli arılardan kaçınmanızı öneriyorum, zira arı sokmaları tekne tatillerinde çok sık yaşanıyor ve bir alerjik reaksiyon ile karşı karşıya kalmak tekne içinde pek sevimli bir tecrübe olmuyor. Kaptanlar genel olarak bu konuda deneyimli ve hazırlıklılar, ama yine de benim gibi daha evvel arı sokması tecrübesi yaşamayanlar vücutlarının ne tepki vereceğini de bilemezler...)

Bencik sonrası hem kahvaltı etmek hem de yüzmek için kısmen daha uzun bir yol yaparak Akvaryum Koyu‘na geçiş yaptık biz. Bu koy adı üzerinde akvaryum hissi veren bir su berraklığa sahip ve çocuklar için oyun oynamaya müsait sığ bir zemini bulunuyor. Suyun sıcaklığı da tam çocukları saatlerce suda tutacak seviyede..

Gün Batımı...

Bozburun ve çevresini gezerken her koyda gün batımı keyfi yaşama şansınız olmuyor, o nedenle bir haftada ancak bir ya da iki kez gün batımını izlemek mümkün oluyor diyebilirim.. Akvaryum Koyu‘nda geçen keyifli saatlerin ardından, bizim de günümüzü enfes bir gün batımı ile taçlandırma zamanımız gelmişti ve o yüzden de kaptanımız dümeni Zeytinli Ada‘ya doğru kırdı..

Burası bakir bir doğada bulunan ve teknelerin pek de uğramadığı çok çok iyi bir tavsiye! Tek negatif yanı açık denize karşı olan konumu sebebiyle hafif bir rüzgarda dahi tekneleri fazla sallıyor oluşu. Böyle hava koşullarında burada konaklama yapmak mümkün olmuyor, ama suları sakin olduğunda günü bu koyda sonlandırmak aşırı keyifli..

Eğer Zeytinli Ada‘da geceleme şansınız olmazsa, gün batımında romantik yolculuğunuza devam edip Kızılada‘da bulunan ve uyanmayı en sevdiğim ikinci adres diyebileceğim korunaklı Datbükü‘ne geçebilirsiniz. Aslında Datbükü‘ne gelerek, Bozburun’a da yaklaşmış ve dönüş yolunuzu da iyice kısaltmış oluyorsunuz. 

Not: Bir tavsiyem de tekne tatiliniz boyunca eğer bir meteor yağmuru tarihine denk geliyorsanız, o tarihte Datbükü‘nde gecelemeniz. Zira bakir bir doğada yalnızca ayın şavkının aydınlattığı bir gökyüzünü çevrede başka bir tekne yokken (ya da çok azken) seyre dalmak mu-az-zam bir his… 



7. Gün

Erkenden uyanıp sabah ritüellerimizi yerine getirdikten ve arısız bir son kahvaltı keyfi yaşadıktan sonra Datbükü‘ne veda ediyoruz. Karaya çıkmadan evvel her saniyesi kıymetli uzun bir gün var önümüzde ve günün ilk durağı kesinlikle benim en sevdiğim yüzme adreslerinden bir diğeri; Üç Taşlar.

Üç Taşlar adı üzerinde deniz içinde üç taşı olan ve yalnızca bu taşlara teknelerin bağlanabildiği bir koy. Aslına bakarsanız buraya koy demek çok da doğru bir tanımlama değil, zira daha çok kayalık bir alanın kenarında kalan mükemmel bir yüzme durağı kendisi. Burada yüzmenin verdiği keyfi en üst seviyede hissedeceksiniz, çok eminim.. Ayrıca şnorkel için de çok ideal bir adres kabul ediliyor kendisi..


Tatilin son durağı ise; yine pek kimselerin gelip demirlemediği Değirmen Adası oldu bizim için. İki minyatür adacığın arasından adeta bir akvaryum içindeymişsiniz hissiyle yüzerek, adanın küçük plajında karaya çıkabiliyorsunuz. Karaya çıktığınız noktadaki iki ayrı körfeze göz atmak, rüzgarı yüzünüzde ve bedeninizde hissetmek öyle keyifli ki; hazır tatilin de sonuna gelmişken burada tam bir şükür anı yaşayabilirsiniz..

Orada, o rüzgara karşı durmuş, beden ve ruh olarak tam anda kalabilmek ve doğaya minnetlerimi sunabilmek benim için bu tatili en huzurlu sonlandırma şekliydi.

İyi ve güvenli bir tatil şansı diliyorum hepimize…

Sevgiler
lulu
x

2 Temmuz 2020 Perşembe

PAXOS - ANTIPAXOS


Selam!

Parga'ya dek uzanmışken ve ana karaya yakın bir adanın varlığını biliyorken, mitolojinin izinde o adaya da bir merhaba demek kaçınılmazdı elbette ve seyahat planımıza da hızlıca eklenmişti.. Bu seyahati yaşarken, aynı ülke içinde bulunmamıza rağmen birbirinden farklı tecrübeler edindik ve Yunanistan ana karasına dair çok başka bir bakış açısına sahip olduk diyebilirim. Bu kadar çok ve sık geldiğimiz bir ülkeye dair merak duygumuzu hala beslemek ve farklı yaşam şekillerini deneyimlemek aşırı keyifli ve doyurucuydu. Paxos'a gitmek için tekneye bindiğimizde ise tanıdık hislerimize geri döndük, yani bir adaya yaklaşıyor olmanın o sıcacık heyecanına...


PAXOS'A ULAŞIM

Paxos Adası'na Parga'nın küçük limanından veya Parga'ya yakın bir sahil kasabası olan Syvota'dan kalkan günlük teknelerle gitmeniz mümkün. Bu yolculuk 1,5 saat sürüyor. Aynı şekilde bu bölgede ana karanın bir bakıma ana liman noktalarından biri olan Igoumenitsa'dan ya da Korfu Adası'ndan da Paxos'a ulaşmak mümkün.. Yolculuk Igoumenitsa'dan 2, Korfu'dan ise 1 saat kadar sürüyor. Uçak bu ada için bir ulaşım alternatifi değil (iyi ki de değil), zira adada bir havalimanı bulunmuyor. Bunun dışında özel tekne kiralaması yaparak da adayı keşfedebiliyorsunuz ve eğer kalabalıksanız bu seçenek çok daha mantıklı oluyor diyebilirim.


MİTOLOJİ'DE PAXOS

Paxos Adası diğer tüm Yunan adaları gibi mitoloji ışığında gezebileceğiniz, seyahat evveli tarihine dair eğlenceli bilgiler edilebileceğiniz adalardan bir diğeri.. Özellikle ben gibi Antik Yunan sevdanız var ise ada seyahatleri öncesi belki de en keyifli seyahat hazırlıkları bu bilgileri araştırırken yaşanıyor diyebilirim.

Paxos'a dair mitolojinin ana hikayesinde; tanrılar tanrısı Zeus'un bir öfke anında Korfu Adası'ndan bir parça koparıp güneye doğru savurduğu ve Paxos'un bu şeklinde oluştuğu anlatılıyor. Bir başka hikaye ise eski seyahatlerde edindiğimiz mitolojik bilgilerimizi tazeler nitelikte... Seneler evvel Kiklad adalarından biri olan Naxos'a gittiğimizde, Poseidon'un sevgilisi Amphitrite’i ilk kez bu adada gördüğünü ve aşık olduğunu öğrenmiştik. Hatta Amphitrite becerikli bir yunus tarafından Naxos'tan alınmış, Poseidon’a götürülmüş ve aşıklar bu şekilde kavuşmuşlardı. Bu kavuşma sonrasında yaşananları ise Paxos Adası’nı araştırırken öğrendim. Poseidon ve Amphitrite kavuştuktan sonra aşklarına barınak olarak Paxos Adası’nı seçmiş. Ayrıca Poseidon, Amphitrite’i kendisine getiren yunusu da kutsamış ve ona ölümsüzlük bahşetmiş.. Bu hikayeyi bilerek Paxos'a doğru tekneyle yol almak, yolculuk sırasında teknelerin arkasına takılan yunuslara “işte o yunus” şeklinde benzetmeler yapıldığında şaşırmamak anlamına geliyor. ;)

Mitolojik hikayelerden bir diğeri; Nereid olan Spyo’nun Paxos'ta bulunan deniz mağaralarından birinde yaşadığı.. Bir diğeri ve açıkçası en enteresan olanı Yunanlı tarihçi Plutarch'ın yazdığı bir hikaye saklı.. Hristiyanlığın ilk yıllarında bir ticaret gemisi adanın yakınından geçiyorken, geminin kaptanı üç kez Büyük PAN öldü çığlığını duymuş ve bu durumu hemen İmparator Ceasar’a iletmiş. Ceasar, hikayeye inanmakla kalmamış bir de Pan’ın Paxos’ta yaşayıp yaşamadığına dair bir araştırma yapılmasını emretmiş. (Bu arada -net olmasa da- Pan mitolojide Hermes’in oğlu olarak biliniyor ve çobanların, sürülerin ve vahşi doğanın tanrısı olarak kabul ediliyor. Zaten fiziksel görünüşünde de bir keçinin arka bacaklarına, boynuzlarına ve kuyruğuna sahip olduğu görülür.) Gemi kaptanının duyduğu bu ilahi çığlık, yani ölümsüz olarak bilinen tanrılardan birinin ölüm haberi; antik dünyanın sonu ve Hristiyanlığın en erken zamanları olarak kabul ediliyor efsaneye inananlar tarafından.

Gelelim Paxos Adası'na...

Paxos, İyon Denizi adalarından biri. Coğrafi konumunun adaya en olumlu etkisi, Ege adalarına göre oldukça yeşil bir doğaya sahip oluşu. İyon Denizi’nin adaları söz konusu olduğunda genel olarak zümrüt yeşili sular, tondan tona geçiş yapan yeşiller, tropikal sahiller ve vahşi kayalıklardan bahsedilir. Hatta Ege ve Akdeniz’in en iyi su kalitesi olarak da betimlenir suları.. Tüm bu bilgileri doğrular bir tablo karşılıyor bizi Paxos'da. 14.yüzyılda Venedikliler tarafından dikildiği varsayılan zeytin ağaçları sayesinde yemyeşil bir ada ve muazzam renk tonlarına sahip bir deniz görüyoruz ilk bakışta.. Araştırma yaparken; Venediklilerin köylüleri siyasetten uzak tutmak için ağaç dikme karşılığı gümüş para ödediklerini not almıştım. Bu bilgi ne kadar doğrudur bilemiyorum ama her şekilde çok hoşuma gidiyor, zira bir adanın bu nedenle bu denli yeşil olduğunu düşünmek gülümseten bir detay..


Havalimanının olmaması ve feribot trafiğinin seyrek oluşu nedeniyle sessiz, sakin ve kendi halinde kalmış da bir ada Paxos. Gaios, adanın merkezi ve yatların yanaştığı ana limanı. Tekne ile bu limana giriş yapmak, harita üzerinde “U” şeklinde görünen minyatür bir iç deniz yolunu takip etmeyi gerekiyor ve bu yol, ada çevresinin hem doğal hem de mimarı zarafetini gözlemleme şansı sunuyor. İtalyan–Yunan mimarisinin iç içe geçtiği renkli ve bakımlı evler ve limandaki yatların görkemi daha ilk bakışta insanın aklına kazınan bir tablo kadar etkileyici diyebilirim. Adanın aristokrat bir güzelliği var ama diğer yandan da asla snop değil, aksine son derece sıcak ve sevecen…

Gaios Limanı, karşısında kalan küçük adacıklar Agios Nikolaos ve Panagiа sayesinde bahsettiğim gibi minyatür bir iç deniz gibi duruyor ve sabahları denizden çok bir göl hissi veriyor diyebilirim. Her ada merkezi gibi Gaios da ihtiyacınız olan her şeye kolayca ulaşabileceğiniz bir nokta. Tekne, bisiklet ve motor kiralamaları, konaklayacak pansiyon ya da butik otel ihtiyaçlarınızı bu merkezden kolayca halledebiliyorsunuz. Ayrıca, sahil boyunca sıralanmış kafelerinde keyif yapabiliyor, liman boyunca uzanan ya da ara sokaklara yayılmış restoranlarında enfes Yunan lezzetlerini deneyimleyebiliyorsunuz. En güzeli de Gaios'un tüm merkezi konumuna rağmen diğer adaların aksine hala çok lokal ve sakin kalmış olması. Ayrıca şıklığından da asla ödün vermiyor.


Lakka, adanın kuzeyinde kalan bir diğer liman bölgesi. Liman derken, hakikaten minyatür bir alandan bahsediyorum. Lakka’nın yakınında ise yemyeşil bir köy olan Longos bulunuyor. Gaios'un bile turistik bir kalabalığa sahip olmadığını söylemişken, Lakka ve Longos’un da ne denli sakin köyler olduğunu tahmin edebilirsiniz sanırım. Bu iki köy dışında, pitoresk görüntülerle insanı doğasına aşık eden tepe köyleri Magazia, Bogdanatika ve Ozias bulunuyor. Üçü de küçük yerleşimler ve doğa içinde nefis soluklanma noktaları diyebilirim ve zeytin ağaçları altında birer kahve ya da uzo keyfi yapmak için zaman ayırmayı da kesinlikle hak ediyorlar. Başka köyler de var elbette adada, ama onların köy olduklarını düşünüp vakit ayırmaya gerek yok, zira ada halkının söylediğine göre bu yerler daha çok tek tük evlerin olduğu doğal alanlardan oluşuyor. O köylerin peşine düşmek yerine; Magazia’dan kıvrıla kıvrıla sahile inen yolu takip edip önce bir restorana (Erimitis Bar & Restaurant), sonra da enfes bir denize ulaşmanız mümkün. Erimitis, adadaki ünlü kayalıkların bulunduğu sahilin ismi ve Paxos Adası’nın en ünlü yüzme noktası burası kabul ediliyor. Saniyeler içinde doğanın nasıl bir hırçınlık gösterebileceğini gözler önüne seren, 2008 depremi sonrası oluşmuş bir plaj kendisi. Bu tip bakir ve de vahşi plajların suları sakin olduğunda yüzmek hakikaten keyifli bir aktivite olsa da Erimitis’te yüzmekten daha popüler olan şey; gün batımını izlemek diyebilirim. Bu arada plaja merkezden kalkan küçük teknelerle de ulaşmanız mümkün oluyor.

Gaios ve Lakka'yı konaklamak için ideal bölgeler olarak kabul edebilirsiniz. Her iki bölgede de bütçenize uygun, konforlu ve butik işletmeler bulmanız mümkün. Ev kiralama sistemi ise fazlasıyla tatmin edici alternatiflere sahip. Favori otellerim; Torri e Merli, Purple Apricot Hotel, Paxos Fairytales Lovenest 1 ve Blue Suites and Villas. Ev kiralama konusunda bütçeniz bir miktar rahatsa, Dandelion Villas hakikaten çok çok iyi bir tavsiye olarak not edilebilir. Hatta balayı ya da romantik bir tatil planı yapan çiftlerin bu ismi es geçmemesini özellikle öneririm.


PLAJLAR ve YÜZME NOKTALARI

Paxos Adası’nda denize girme​k için Erimitis gibi vahşi, Plakes, Gianna, Kipiadi, Orkos, Levrechio gibi sakin ve bakir ve Monodendri, Mongonissi gibi birkaç organize plaj alternatifiniz var. Hepsi de vaktiniz varsa doyasıya deneyimlenesi güzellikteler ve tüm plajların ortak noktası; su renginin büyüleyiciliği…

Merkeze yakın bir konumu olan Mongonissi'yi biraz detaylandırmak istiyorum, zira adanın en kolay ulaşılabilen deniz seçeneklerinden biri kendisi. Gaios’a birkaç kilometre uzaklıkta ve küçük bir köprüyle adaya bağlanan nefis bir kompleks gibi düşünülebilirsiniz burayı. Plaj alternatifi yanında, bahçe içinde bir restoranı da bulunuyor. Yani tam olarak gün geçirmelik bir yüzme noktası burası.


Bunun yanında yüzme ile ilgili bir de şu önemli detay var; bu adada en iyi yüzme deneyimi kesinlikle tekneler vasıtasıyla yaşanıyor, zira plajlar çok güzel olsa da neredeyse tamamı irili-ufaklı taşlık ve de kayalık… Eğer bir tekne ile yola çıkacaksanız, adayı 360 derece dönmek her ada ziyareti gibi Paxos için de tavsiye edeceğim ilk şey olabilir. Bu sayede adanın sırt kısmında kalan vahşi kayalık alanları, mağara ve kaya oyuklarını da görmüş olursunuz. Kayalıkların, Alpico'nun da  dediği gibi; "lego gibi özenle üst üste dizmiş" hali hakikaten etkileyici..


Blue Lagoon, Paxos Adası sırtlarında kalan yüzme noktalarından bir diğeri. Turistik bir nokta belki ama çok yerinde bir kalabalığı var. İç titreten soğuk sularına atlamayı ve kayalıklara doğru yüzmeyi çok seveceğinize eminim.. Üçgen şeklindeki yarı mağaramsı kayalık alan özellikle en keyifli noktası diyebilirim. İsteyen elbette deniz mağarası Grotte Azzurreye doğru da yüzebilir..


Тripitos Arch (Kamarа olarak da geçermiş) ise denizin içinde kalmış doğal bir kaya kemeri. Burada yüzmek genelde vahşi suları nedeniyle az mümkün olurmuş, ama görsel olarak tekneden dahi olsa seyredilmesi keyifli bir dogal güzellik kendisi.


En sona sakladığım yüzme tavsiyesi için “Paxos Adası’nı ziyaret etme nedeni bile diyebilirim! Anti-Paxostekne ile 15-20 dakika gibi bir sürede ulaşılan ve yine zeytinliklerle kaplı, yemyeşil bir yavru adacık. Doğası Kiklad grubu adalarında görmediğimiz kadar yeşil görüntüler sunduğundan bizi bir miktar şaşırttı diyebilirim, ama itiraf etmeliyim ki asıl şaşkınlığı adacığın Voutoumi ve Vrika plajlarını gördüğümüzde yaşadık. Yunanistan sınırları içinde çok çok güzel denizlerde yüzdük diye düşünüyorum bugüne dek, ama bu iki plaj öylesine başkaydı ki! Mavi ve turkuaz arasında dolaşan mükemmel su rengiyle gözlerimizi yuvalarından fırlattı, kalp atışımızı hızlandırdı diyebilirim..


Biz yüzmek için daha bakir bir sahile sahip olan Voutoumi’yi seçtik. Deniz suyu çok soğuktu, hatta öylesine soğuktu ki; “İçimizi titretti” yorumunu yetersiz kıldı diyebilirim.. Sanırım yaz mevsimde yüzdüğümüz en soğuk deniz burası oldu. Diğer yandan, içinde olduğumuz “en” güzel su renginin de ev sahibiydi. Organlarımızın donmuş olduğunu hissediyor olsak da kesinlikle sudan çıkmak istemediğimiz bir yüzme deneyimiydi yaşadığımız. Vrika ise yine aynı güzellikte su rengine sahip olsa da sahilinde bir plaj işletmesine sahip olduğundan Voutoumi’ye göre daha kalabalıktı. Paxos Adası'ndan kalıyor ve tekne ziyareti yerine tüm günü plajda geçirmek istiyorsanız yeriniz kesinlikle Vraka diyebilirim..

YEME - İÇME

Ada merkezi Gaios, daha önce de dediğim gibi turistik bir görünüme, mimariye ya da hayat akışına sahip olmadığından keyifli restoranlara kolayca ulaşmanız mümkün. Ağaçların gölgesinde ya da meydanda birçok işletmeleri bulunuyor. Mediterranean Seafood Restaurant’ı akşam yemeği, ara sokaklar içindeki cici taverna To Steki’yi  öğle yemeği için not edebilirsiniz. Taverna Pan & Theo'yu taze balık ile ıstakoz deneyimi için, bir kompleks olarak bahsettiğim Mongonissi'yi ise plajda geçen bir günün kolay öğle yemeği adresi olarak aklınızda tutabilirsiniz..


Gaios’un arka sokaklarında, Bolonya’da “portico” adı verilen kemer altı yürüyüş koridorlarının minyatür bir örneği bulunuyor. Bu kemerlerin altında bulunan Fanalino Restaurant Bar ada yaşamını da gözlemleyebileceğiniz keyifli bir soluklanma noktası. İster frappe ister öğle yemeği için bu restoran da notlarınızda olabilir.

Merkezden uzaklaşmak isteyenler ve geleneksel tavernaları sevenler için Longos’daki Bouloukos Taverna adanın önemli tavsiyelerinden biri. Monodendri plajına yakın Ben’s Bar ise müthiş keyifli, tropik de bir havası bulunan bir adres. Denize yakın, sakin bir akşam yemeği planlarsaniz ona da uygun bir adres kendisi..

Lakka Limanı’ndaki La Rosa Di Paxos hem lezzetli hem de klasik Yunan balık tavernası arayışı için ideal bir adres. Lakka’nın arka sokaklarında bulunan Taverna Alexandros ise enteresan bir adres, zira Jackie Kennedy ile armatör Aristoteles Onassis evlendiklerinde bu restoranda yemek yemişler. Onların oturduğu masaya nasıl bir ilgi var tahmin edebilirsiniz.. Averto, Magazia yakınında olan ve bir yandan doğanın doyasıya keyfine varırken diğer yandan da bir öğle yemeği ya da uzo ve atıştırmalık keyfi yapabileceğiniz tatlı bir tavsiye.

Gün batımı için daha evvel de bahsettiğim Erimitis Bar&Restaurant adanın kesinlikle en popüler noktası. Çok kişinin adayı ziyaret etme nedeni bile oluyor Erimitis’te gün batımını yaşamak. İçeceklerinizi alıp doğal ortamda takılırız derseniz bence o da nefis bir tercih..

Yeme-İçme anlamında restoran fiyatlarının büyük farklılıklar gösterdiğini söyleyemem Paxos için, ancak yine de birçok adanın fiyat ortalamasının bir miktar üzerinde kaldığını da ekleyebilirim. Yerli haklın “Tanrıların sofrasında yemek yiyormuşsunuz gibi hissedersiniz dediği manzaralı bir restoranda yemek yerseniz, Parga’da aynı konuma sahip bir restorana yediğinize göre %10 ila %20 arasında değişen bir bedel ödemeniz gerekir Paxos'ta.

NE ALINMALI?

Hepimizin her seyahatte aldığı klasik anıları bir kenarda tutarsam; Anti-Paxos’un yerel sofra şaraplarını es geçmemenizi önerebilirim. Özellikle kırmızı şarap konusunda iyi alternatifleri var adanın. Zeytinyağlarını ise kesinlikle ıskalamamalısınız, zira kalitesi ve lezzeti dünyaca kabul edilmiş organik zeytinyağlarını buraya kadar gelmişken çok daha hesaplı bir fiyata satın alabiliyorsunuz..


Ada çok rafine ve çok nitelikli bir tatil sunuyor. Hakikaten geçen her anın kıymetini bildiğimizi ve tadına doymak için özel bir çaba harcamadığımızı söyleyebilirim. Özellikle de benim gibi güzel denizlerde yüzmeyi seviyorsanız bir şekilde tatil planlarınıza eklemenizi canı gönülden dilerim..

Sevgiler
Lulu
x