20 Eylül 2018 Perşembe

KOS ADASI


Yazlari bir ayagimiz Bodrum’da oluyor. Cogu zaman kalabalıklardan uzak kendi cennetlerimize kaçıyor olsak da, bazi günlerimiz Turgutreis-Karaincir sahil hattindaki yazlikci plajlarinda geçiyor. O sahilin şıkır şıkır ama yuksek sezonda sevimsizce kalabalık olan sularinda yüzmenin benim icin en güzel yani; Turk anakarasina en yakin Yunan adasi olan KOS’a doğru kulaç atiyor olmak.
Bunu neden seviyorum? 
Kos’u cok kez gordum ve cok mu seviyorum?
Hayir.
Aksine Turkiye sinirina yakin Yunan adalarina karsi ciddi bir mesafem olduğundan, Kos’a gitmek daha evvel aklima bile gelmemiş.. Yani aslina bakarsaniz Kos’u sevmek icin size soyleyebilecegim tek gecerli neden; Yunanistan’a karsi yüzüyor olmanin verdigi his.
Neyse, yillar birbirini kovaliyor ve 2018 yazi icin ani bir kararla Kos Adasi’ni ziyaret karari aliveriyoruz..
Peki, ne oldu da fikrin degisti derseniz?
Kis aylarinda organize ettiğim 2018 yaz planlarim icine bir Yunanistan seyahati eklemeyi es geçip, resmen başka asklar pesinde koşmustum ve yaz kapiya dayandiginda da bu kararim kendimi tam olarak eksik hissettirdi. Senelerdir süregiden bir geleneği bozmuştum ve mutsuzdum. Kos kacamagi o eksiklik hissini kapatmak, en azindan ulke sinirina bu yil da girdik demek için planlandi dersem, abartmis olmam. Ancak bu "oylesine" verilmis kisa seyahat kararinin neticesinin bizi sasirtacak derecede keyifle sonuclandigini da soylemeliyim. Kos’u kendi sakinliginde yasayip, özgürce nefesini içimize çekerek sevdik biz! Cunku ben; iste bu tip “beklentinin en alt seviyede olduğu ama neticesinde ruhumuzda tatli bir his birakiveren” kisa seyahatlerin insaniydim.. Bunu bir kez daha hatirladim Kos sayesinde..

Kos Adasi'nda “ONE FINE DAY” kategorisinde neler yapılabilir?
Kos, Yunanistan’ın 12 Adalar bölgesine bağlı büyük bir ada. Turgutreis Marina’dan Kos adasina feribot ile 30/35 dakika gibi bir surede ulasiliyor. Marinadan ya da marinanin hemen karsisinda yol kenarinda bulunan acentelerden seyahat biletlerinizi alabiliyorsunuz. Sezonun kalabaliklik durumuna gore önceden bilet almak ya da son dakikaya bırakmak tamamen sizin kontrolunuzde. Biz Haziran ayi sakinliğinde olduğumuzdan, biletlerimizi seyahatten bir gun evvel almayi tercih ettik. Feribot yolculuğu, -klasik- yüksek ses ile anlatmayi seven “gezgin” Turk müşteri kitlesi yüzünden tuhaf (evet, hala sasiriyorum insanlarin bu tip davranis sekillerine) ama denize bakip kendi içine dönebildiğinde cok cok keyifliydi. Varilan limanda insanlar hemen buggy, bisiklet ya da motor kiralama pesine düştüler ki; araclarini hizlica alip ada yollarina koyulsunlar. Biz de hic vakit kaybetmeden ayni yolu izledik. Indigimiz limanin hemen sagindaki cadde üzerinde kalan bir kac kiralama sirketinden biri motor kiralama isimizi hizlica halletmemizi sagladi..
Kos'u anlamak icin adayi dört ayrı bolume ayırabilirsiniz; 
1.Feribotlarin yanastigi Liman ve cevresi. (Kos Town olarak geciyor bu kisim)
2.Kuzey sahilindeki Mastihari ve cevresi.
3. Adanin bir diger ucu sayilan güneybatıdaki Kefalos Korfezi ve Kamari.

4.Güney sahilindeki Kardamena ve cevresi ki burasi genelde turistler tarafından ec cok tercih edilen bölge.

KOS TOWN ve CEVRESI 
Yunan, Roma ve Bizans'in tarihi kalintilariyla cevrelenmis ada; tibbin babasi sayilan Hipokrat’in anavatani oldugundan, adanin en unlu ve en canli meydani icin merkezde bulunan Hipokrat Meydani denebilir. Adanin bir diger Hipokrat ismini alan unlusu ise bir Cinar Agaci. Hipokrat Agaci adini alan bu cinarin altindaki antik lahit, Osmanlılar tarafından bir çeşme haline getirilmiş. Gölgesinde soluklanasi, cesmesinden su içilesi bir kocaman doga harikasi kendisi.. Normalde Cinar agaclarinin ortalama omru 200 yil olurmus, o nedenle Hipokrat agacinin Avrupa'nin en yasli Cinar agaclarindan biri oldugunu varsayiyorlar ve bu kiymetli agaci bir iskele yardimi ile olume karsi adeta ayakta tutuyorlar. Hipokrat Meydanı sonrasındaki kopruyu geçince Neratzia Kalesi‘ne ulaşiyorsunuz. Kale zamaninda Rodos Sövalyeleri tarafından Osmanlı’dan korunmak amaciyla yapilmis. Ayrica bu cevreye yakin Eleftheria Meydani’nda Defterdar Camii ve her ne kadar artik camii olarak kullanilmiyor olsa da, Cezayirli Gazi Hasan Pasa Camii bulunuyor. Camiinin sadirvani görülesi guzellikte... 


Antik Yunan'da saglik ve tibbin tanrisi olan Asklepion Kos Adasi'nda yasadigi icin; zamaninda dunyanin ilk hastanesi kabul edilen ve Asklepion'a ait olan bir şifa merkezi de varmis adada. Merkezin 3/4 km kadar uzakliginda hastanenin
 kalintilarini gormeniz mumkun olunuyor. Yürümek zor gelirse ve araciniz yok ise mini trenle kalintilara ulasabilirsiniz.. Ulastiginiz noktada sehre bir de tepeden mutlaka bakin.. 



Kos Adasi'nda gune bu tip bir genel kultur gezisi ile başlanabilir. Sonra ise merkezdeki carsi ve carsiya paralel sokaklari gezebilirsiniz. Biz alistigimiz carsi lezzetini Kos Adasi'nda alamayacagimizi düşündüğümüzden bu kismi es geçip, ada çevresinde turlayarak yeni kesifler yapma pesine dustuk.

MASTIHARI ve CEVRESI

Adada merkez ve merkeze yakin çokça plaj alternatifi olsa da biz limanin sol tarafına yani güneye dogru motorumuzu sürmeye baslayip, merkezden minik minik uzaklastik. Yol kenarinda sahili fazla geniş olmayan, denizi hafif dalgali bir cok plaj alternatifi ile karsilastik. Sezonun henüz cok basi oldugundan plajlarda tek tük insan bulunuyordu hatta zaman zaman uzunca bir sahilde güneşlenen yalnızca yasli bir cift ya da tek basina bir genc görmek hosumuza gitti..

Tigaki Beach, merkeze yakin olup en cok önerilenlerden biriydi, ancak ruzgar nedeniyle denizi dalgali olduğundan bizim aradigimiz suya buralarda veya adanin Bodrum’a bakan yüzünde rastlamak bir miktar sans isi gibi hissettik. O nedenle Tigari’ye yalnızca el salladik ama yolumuzun uzerindeki Antimachia Köyü’nü pas geçmedik. MS 14. yy.dan kaldigi soylenen Ortaçağ kalesine bir goz attik. Aslinda Antimachia sonrasi beyaz kumlu bir plaj olan unlu Mastichari‘de yüzme molasi verebilirdik, ancak daha cok ruzgar sörfçülerinin tercih ettiği bir plajdi kendisi ve ruzgar nedeniyle fazlasiyla dalgaliydi. Zaten bizim de hedefimiz adanin arka yüzüne doğru yol almakti, lakin adanin sahil seridi yaklasik 120 km. idi ve bu upuzun seritte elbet istedigimiz sulara da rastlayacaktik.. 

Bu dusunce ile ideal deniz suyumuzu bulana dek yol almaya devam ettik. Derma çatma yapilanmis kasabalardan geçerken Marmari’de sahile paralel bir kafede soğuk bir bira molasi vermek, sicakligin hafif hafif yükselmeye basladigi saatlerde bünyemize cok iyi geldi. Alfa bulamayinca, buz gibi birer Mitos yaninda taze taze hazirlanip kizartilmis patateslerimizi keyifle yedik. Bu sirada mekan sahibi ve cafede oturan yerlilerle de muhabbet etme sansimiz oldu. Kos Adasi'nda geçmişte varolup, kriz sonrasi kaldiralan ve  uzak adalara geçiş yapabileceğiniz buyuk feribotlari konuştuk. Konu bizim Yunan sevgimize gelince muhabbet daha da derinlesmis olsa da, izin isteyip yolumuza devam ettik.







KEFALOS KORFEZI

Yol, Marmari sonrasi iyice kirsala dönmeye basladi. Kocaman arazilerin ortasina kurulmuş manav dukkanlarini ve dukkanlarin hemen yanindaki mahsul toplanan buyukce bahçeleri cok cok sevdik. Birinde durup kendimize plajda yemek uzere meyve satin aldik. Burada alisveris yapmak pek hostu!



 Keyifli yolculugumuz bizi Kefalos Körfezi'nin girisinde bulunan Paradise Beach‘e ulastirdi. Aslinda amacimiz adanin ez uzun ve kumu en kaliteli sahili kabul edilen Kefalos Korfezi'nde daha da ilerlemek ve mumkunse Kamari’de denize girmekti ama Paradise’in suyu mutesem, sahili de tertemiz ve bomboştu.. Bu görüntüye kayitsiz kalamadik. Yapayalniz uzandigimiz kumsali ve daldigimiz serin Ege suyunu sanirim uzun yillar unutmayacagiz.. Hatta soyle de tatli bir animiz var Paradise Beach'te yasadigimiz; adanin kalan kismi bulutlanmis ve yer yer yağmur yagiyor olsa da, sanki biz bir mutluluk bulutu ile geziyormuşuz gibiydik ve Paradise'in uzeri tamamen masmavi bir gokyuzune bakiyordu. Nefisti, evren bize resmen jest yapiyordu...






Her ne kadar burada geçirdiğimiz saatleri uzatip, plajin yemek alternatifinden yararlanmak istesek de, bir yanimiz adayi bir parca daha gözlemleyip sonra merkeze dönmek ve ozledigimiz yunan masasina bir an evvel kavuşmak istiyordu. Bu niyetle; yazilarda hep keyifle bahsedilen balikci kasabasi Kardemena‘da veya Dikeos dağı eteğindeki Zia Köyü’nde manzarali bir masada yemek ve gun batimi ikilisine sahip olamadık, ancak merkezde bulunan Mesogios Tavern‘de ozledigimiz yunan lezzetleri ile donanmis masamiz da hic fena değildi... Gezi ve balıkçı tekneleri, kafe ve tavernalarin siralandigi liman kiyisinda keyifle yürürken gorduk kendisini. Mesogios, lezzetliydi lezzetli olmasina ama hayatimizda ilk kez onumuze gelen tum tabaklari iki kişi silip süpürebildik. Ve bu duruma da "adada Turk etkisi porsiyonlara da yansimis" gibi bir yorum yaptik kendimizce.



KOS ADASI'nda BONUS 

Mesogios'taki keyifli ogleden sonra yemegimiz sonrasi limanda yürürken gezi
teknelerini görünce tekne calisanlarina nerelere seyahat ettiklerini sorduk. Kos, kuzeyde Kalymnos ve güneyde de Nisyros adalarina komsu. Arada ise Pserimos ve Plati adaciklari bulunuyor. Limanda bulunan tekneler cogunlukla Kalymnos, Pserimos ve Plati adalarini kapsayan "Üç Adalar Turu" icin servis veriyorlar. Turlar sabah 10:00 aksam 17:00 saatleri arasi ve bu saat dilimi sayesinde günlük Bodrum/Kos yolculari da turlardan yararlanabiliyorlar. Kalymnos, Kos kadar olmasa da büyükçe bir ada. Genelde konaklamak icin de tercih ediliyor. Bu nedenle Bodrum’dan direkt Kalymnos feribot seferleri de bulmaniz mumkun. Plati’nin denizinin gerçekten cok yüzülesi olduğunu söyledi kaptanlar. Pserimos ise dev beklentilere girilmemesi gereken ve halk arasinda keçi adasi diye bahsi gecen kendi halinde bir adacikmis. 

Su bilgi de notlarinizda olsun; Mastichari’den Kalymnos, Kardamena’dan da Nisyros adalarina geçiş yapılabiliyormus.


Kos bize gerçek anlamda “one fine day” hissi yaşatti diyebilirim. Donuse geçtiğimizde yanimizda Alpico olmadigi icin biraz buruk (onsuz ilk kez keyfi bir seyahati yapmistik cunku...) ama bir yandan da onunla da gelip bir kez daha yasamak isteyecek kadar keyifli hissediyorduk. Domates reçelimizi alip, son gelen zamlar sonrasi uçup giden alkol fiyatlari yüzünden evde daimi bulunmasini istediğimiz alkollü içeceklerimizi free shop’dan temin edip donus yolculuğuna geçtik. Donus yolculugu, yorgunluk ve tatli uzo kafamiz yüzünden resmen bayilmis bir uyku ile çabucak geçiverdi....

Bodrum'a ayak bastigimizda; Kos’u gorselliginden cok ote, verdigi duygular sayesinde bir Yunan adasindan beklediğimiz detaylari bulamamamiza ragmen cok sevdigimizi soyledik birbirimize. Yakin adalara karsi gelismis defansimizi da kirmiş olduk sayesinde.

Sessiz sakin plajlar, samimi ve gosterissiz bir yasam, hakkiyla yenen yemekler, dunyanin en soguk biralari, gulumseten ve bir miktar da geveze insanlar, Barbayanni, gunesin agarttigi ada tabelalari ve bol bol mavilikler.... 

Kos ruhumuza iyi geldi.
İçimize pek sindi..
Darisi basiniza ;)

sevgiler,
lulu
x

4 Eylül 2018 Salı

THASSOS ADASI

Az cok seyahat yazilarimi okuyanlarin iyi bildiği gibi Yunanistan ve adalar soz konusu olduğunda Turkiye sinirina yakin yeslesim yerleri ve adalarini hep görmezden geliyorum ben, lakin alistigim Yunan kulturunun bizim sinirlarimiza yakin adreslerde cok da hakkıyla yaşanabilecegine inanmıyorum. Ukalalik mi yapıyorum? Hayir! Boyle algilanmasin. Amacim euro almis basini giderken iyi ya da kotu sartlarimizi zorlayarak ciktigimiz tatilleri gerçek hedeflerine ulaştırmak, ruhumu hakkıyla besleyebilmek.. Nitekim bu fikirde pek de haksiz olmadigimi kisa bir tatil kacamagi yaptigimiz Thassos Adasi ‘nda tecrübelemis oldum. Evet Thassos keyifliydi, Ege yine bildigimiz o güzel Ege idi; tadina, rengine, hissine, kokusuna doyulmazdi, ama kultur ve ruh olarak tam da dusundugum gibi bir çok noktada bizi eksik birakti. Yogun sezon disinda adaya gitmiş olsaydık belki böyle düşünmüyor olabilirdik ama yüksek sezonda yogun Turk turist ile beslenen bir adada doyurucu bir Yunan kulturu bulma sansimiz ne yazik ki mumkun olmadi. Sartlar da ada yerlilerini yeterince Turklestirmisti ve aksamlari sanki yirmi sene evvelki Bodrum sokaklarinda dolaşıyor hissi veriyordu. Yine de yasadiklarimi ve hissettiklerimi olumluda kalarak yazmaya calisacagim. :)



Thassos seyahatinde sevdiğim ilk sey; Yunan sinirina varmadan evvel geçtiğimiz Meriç nehri üzerindeki yarısı kırmızı–beyaza, yarısı mavi–beyaza boyali köprüydü. Agir çekimde yasiyormuscasina sindirerek baktim arabanin acik penceresinden dis dünyaya ve o anin bana verdiği hissi cok sevdim. Renkler, sinirlar ve askerler… Kulturler arasi geçiş aslinda ne kadar da kolaydi. Kopruden geçip, vize işlemlerini de kolayca tamamladıktan sonra uzun bir otoban yolculuğuna basladik. Otoban gayet geniş, duzgun ve akiciydi. (E90) Yol müziklerimizin de sayesinde yolculuğun nefis geçtiğini söyleyebilirim. Ipsala’dan yaklasik 200 km kadar sonra Thassos feribotumuza binmek uzere Keramoti kasabasina ulasmistik.





Keramoti; kucuk bir balikci kasabasi ve Thassos’a en hizli ulasim buradan kalkan feribotlar sayesinde saglaniyor. Yolculuk yaklasik 45 dakika suruyor ve otomobil icin 16 euro, yolcular icin ise 3,5 euro gibi bir bilet tarifesi mevcut. (2017 yaz tarifesi) Yola cikacaginiz ve Keramoti’ye varacaginiz zamana gore feribot saatlerini internet üzerinden takip edebiliyorsunuz.. Feribot yolculuğu ise basli basina bir keyif. Yunanistan’da bir sabah klasiği olan soğuk kahve frappe eşliğinde, denizi izleyerek ve martilar ile oynaşarak variliyor adaya. Hep cok onemsedigim, gideceğim yere uzaktan attigim o ilk bakista cok mutlu oldugumu soyleyebilirim. “Ada ne kadar da yeşil gorunuyor!” dediğimi cok net hatirliyorum. Hatt tepelerde yeşilin tonlarini takip etmek, adanin dogasina karsi beni fazlasiyla heyecanlandirmisti, ancak feribot karaya yaklaştıkça bu goruntu biraz biraz degismeye basladi ne yazik ki... Limenas’a varmistik.





LIMENAS
Limenas; adanin bizim de konaklayacagimiz kismi.
İlk bakista cirkin, carpik ve kalabalikca bir yerleşim yeri gibi geliyor, ki hala aklimda o ilk bakisin verdigi his var Limenas’a dair. Daha sonra kendisini sevecek noktalar yakaliyoruz elbette ama ilk tanisma hayal kirikligi yasatti diyebilirim. Genel olarak; minik bir liman, kucuk balikci tekneleri ve sahil boyunca göreceğiniz turistik bir suru restoran ve kafeye sahip kendi halinde bir yeslesim yeri burasi. Deniz kiyisina paralel sokaklarinda restoranlari, cafeleri, barlari ve hediyelik eşyalar bulacaginiz bir cok dukkani mevcut. Bu kismi carsi ici olarak adlandırırsak, carsinin ardinda da tek ya da iki katli evler yükseliyor.. Iste bizim evimiz bu evlerden birinde.. Yine basarili bir Airbnb deneyimi ile iki katli, ici tamamen revize edilmis, tertemiz bir konaklama yaptık sokak arasindaki sirin evimizde. Sanirim Limenas icin hatirimda kalan en sevimli ayrinti evimizdi.
Limenas icin; gece karanliginda sokaklar arasinda ama ozellikle de issiz sokaklari arasinda kaybolmanizi önerebilirim. Bu sayede hem görsel olarak keyifli ada evleri görebilirsiniz hem de ada yerlileri ile karsilasip keyifli bir muhabbete sahip olma sansiniz olabilir. Ayni dili konuşmadan da anlaşabildiğiniz sicacik bir iletişim sekli bu... Gel gelelim Limenas’in sehir merkezi ve carsi ici son derece sevimsiz.. Turk turistlerin cogunlukta oldugu adada dukkanlar arasinda hala “Hasan Şaş” esprileri havada uçuşuyor ve carsinin her yaninda sürekli sikayet eden insanlar, sira bilmez, saygi bilmez sekilde caninizi sikiyorlar. Esnaf artik bizden bunalmis gibi hissettik biz. Kaba ve nemrut bulduk bir çoğunu ve haksiz da saymadik kendilerini. Gittigimiz her yeri tüketme ve cirkinlestirme huyumuzu hic ama hic sevmiyorum, keşke en azindan Avrupa seyahatlerimizde onlarin davranis biçimlerinden bir parça edinebilsek... Neyse bu derin bir mevzu. Kapatiyorum ;)

Lezzet olarak Limenas’da iki nokta atisi yapıyoruz. Biri paylasimli olarak servis edilen ve street food lezzetlerindenoluşan menusu ile kendini aşmış Masabuka, digeri ise klasik bir Yunan restoranindan beklediğimiz her detayi son derece lezzetli bir sekilde onumuze getiren Simi Restaurant. Masabuka rezervasyonlu calismadigi icin mekanda yer bulabilmek adina yaklasik 45 dakika kadar sira bekliyoruz ama kesinlikle değiyor. (Bu arada Masabuka lezzeti Turkler tarafından oyle sevilmiş ki; 2018 yili icinde restoranin Bebek’te bir subesi acildi.) Simi ise basli basina bir lezzet soleni yasatiyor bize. Rezervasyonumuz olduğu icin bahçede kocaman bir ağaç gölgesinde, nefis bir masada oturuyoruz ve gelen her tabagi silip süpürüyoruz.. Simi kesinlikle Thassos icin en iyi ve nitelikli aksam yemeği tavsiyem diyebilirim.





Limenas’a 4-5 km uzaklikta, Osmanli izleri de tasiyan sirin bir köy var. Ismi Panagia. Köyün girişindeki kahvede soluklanmak, çesmesine ağzini dayayip suyunu içmek, köyün yaşlılarını gözlemlemek, oğlak eti ile pek ünlü restoranlarında lezzetli yemekler denemek ve tıka basa yediğin yemek sonrası köyün dar sokaklarinda dolanip nefis kapilarinda fotograf molalari vermek gerçekten keyifli.. Panagia icin oğlak eti ve kokoreç tavsiyesi veriliyor genel olarak. Oğlak eti hakki ile pisirilmis, cok seviyoruz ama kokorec icin ayni yorumu yapmak pek mumkun olmuyor. Kendisi benim damak keyfime gore bir lezzet degil ama masamizda agir kokorec sevdalilari var ve onlarin fikri abartilacak bir lezzetinin olmadigi yonunde.. Panagia'da bizim restoran tercihimiz Taverna Elena idi ama köy meydaninda baska tercihleriniz de olabilir. Hem bir restoranin digerinden daha iyi olacagini dusunmeyeceginiz bir köy burasi.. Panagia’ya cok yakin bir Potamia isminde bir dağ köyleri daha var. Biz kısıtlı zamanimiz ve daha cok deniz tecrube etme istegimiz nedeniyle Potamia ziyareti yapmadik ama keyifli bir dağ köyü olduğundan bahsediyorlar. Bence notlarinizda olsun.





Adanin bir diğer önemli köyü ise, gün batimi keyfinin en görkemli yasandigi Theologos. Limenas’a degil de mesafe olarak Limenaria'ya daha yakin bir köy Theolpgos ve yine Osmanli izleri tasiyan sirin cumbali evleri var. Elbette gün batimi konusundaki iddiasi köyü fazlasiyla turistik bir yer haline getirmis. Tavernasi bol, evleri oldukca bakimli olsa da köyün keyfini daha da tepelere ciktiginda yasabiliyorsun. Köyün girisine gore eskimis ama şikliğindan bir sey eksilmemis evler var bu kisimda. Sahane agaclar, agaclara ve evlere dolanmis asma yapraklari ile mutlaka deneyimlenesi bir köy oldugunu kesinlikle soyleyebilirim, ama gun batimi tavsiyesi tamamen sizin ruhunuza kalmis bir detay. Mesela ben daima gun batimi vaktinde denize yakin olmayi tercih ederim. O yüzden de Limenas’a yakin Karnagio Beach Cafe Bar harika bir gun batimi adresi olarak notlarimda yildizli bir yere sahip. Ister mekanin terasindan, ister kumsal kismindan bu deneyimi yasayabilirsiniz.



LIMENAS PLAJ ALTERNATIFLERI
Limenas gun icinde nefis plajlara kolayca kavuşturuyor insani. Bir adada iken ruzgarin yonune göre plaj karari almamiz gerektiğini bildiğimizden; Limenas’in kuzeyinde kalan Glyfoneri, Papalimani, Akti Pachi, Scala Prinou ve La Scala gibi plajlari bir guzel eliyoruz.. Oysa Glyfoneri minicik bir koyda bulunan sakli bir cennet olarak aklimizda kaliyor, La Scala Beach ise bizim organize Çeme-Bodrum plaj isletmelerimizi aratmayacak bir kanfora sahip, ancak gel gelelim adanin bu kisminda denizi dupduru yakalamak ruzgar faktoru nedeniyle biraz zor. Ogle yemegi icin Tarsanas Beach'in tavernasinda afiyetle bir ogle yemegi molasi veriyoruz ama denizinden tam bekledigimiz performansi aldigimizi soyleyemem. Ozellikle ogleden sonra ruzgarin hizi ile iyice dalgalanip bizi uzuyor olsa da mekanda nefis seyler yiyoruz.. :)





Guzel sularin pesinde oldugumuz icin ertesi gun Limenas'dan bi miktar guneye dogru yol aliyoruz.  Limenas'in guneyinde kalan en yakın plaj Makryammos. (ki oldukca kaliteli iyi bir tesis kendisi! Konaklamak icin arayisiniz oldugunda mutlaka goz atin ama konaklamak disinda da plajindan yararlanmaniz ufak bir ucret karsiliginda mumkun oluyor.) Ruzgar hala kuvvetli kaldigi ve denizi fazlaca dalgalandirdigi icin Makryammos’u da pas geciyoruz biz. Hedefimiz beklentimizi fazla da yuksek tutmamaya calistigimiz Marble Beach.

Limenas’tan Makryammos’a dogru yol alirken 2 ayri bozuk satihlı yol uzerinden gidiliyor Marble Beach ’e. Acikcasi iki yolun da en az bahsedildigi kadar beter yollar oldugunu soylemeliyim. Biz Yunan adalarinin bakir plajlarina ulasmak icin bu tip yollari her yaz deneyimledigimizden, karsilastigimiz yol ile kendimizi kahretmiyoruz ama hakikaten zor oldugunu bilin. Oyle kisa bir yol da degil ayrica. Toplamda 4 km kadar surus yapmaniz gerekiyor. Vardığınız noktada ise Marble Beach olarak anilan yanyana iki ayri koy buluyorsunuz. Biz Porto Vathy adındaki isletmenin bulundugu koyu tercih ediyoruz ve tum gunu asiri keyifli yasiyoruz, o dilllere destan sularda… Evet, su rengi hakikaten cok davetkar yani tam da bir mermer yataginda olmasi gerektigi gibi… Sabah erken bir saatte yola cikar ve plaja herkesten evvel varabilirseniz, sahilin en onunde guzel bir yer edinip tum gun denizin tadini cikartabilirsiniz. Denizi guzel, denizin rengi ondan guzel! Ipek kumu arasina karismis minik mermer taslari bembeyaz ve cevresindeki yemyesil dogasi muhtesem.. Porto Vathy'nin ise; isletmesi keyifli, ortam tertemiz, biralari soguk ve yemekleri hic de fena degil.. Daha ne olsun?









Yine Limenas’a yakin olan, meshur Golden Beach’ i ve hatta daha da unlu Paradise Beachi es gecmek icin de nedenlerimiz var. Golden Beach’in bulunduğu sahil gelişmis bir kasaba havasina burunmus durumda. Upuzun bir plaj ve cevresi sayisiz kafe, restoran ve barlar ile cevrilmis ve bu nedenle de adanın en unlu sahili burasi kabul ediliyor. Gece hayatı acisindan da renkli oldugunu soyluyorlar ama acikcasi benim ruhumun ihtiyaci kesinlikle bu tip bir plaj degil. Aslinda hatirliyorum da Paros adasindaki Golden Beach’de ayni bu konumda olmasina ragmen oraya bayilmistik. Burasiysa bir sekilde olmamis, cevresi asiri carpik yapilasmis ve de cok cok kalabalik...

Daha önce Thassos ziyareti yapmış insanlardan belki de ilk duyacağınız plaj tavsiyesi ise genelde Paradise Beach oluyor. Etrafı çam ağaçları ile kapli, kumu incecik ve denizi piril piril, organize bir plaj burasi. Günlük ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz kucuk bir işletme de mevcut, ancak yüksek sezonda kalabalık olduğu soylemek gerek. Biz bu aşırı ama cok asiri kalabalik nedeniyle uzaklasiyoruz kendisinden. Oysa denizi az daha sakin ve yogunlugu biraz daha tadinda olsa eminim yakinlasabilirdi ruhlarimiz..

Diger yandan icimde bir Aliki sicakligi var benim... Belki gecmis ada deneyimlerimizde cok sevdigimiz plajlar arasinda bu ismin sikca gecmis olmasidir bu sicakligi yaratan, bilemiyorum... Ama Ailiki’ye ulastigimizda hislerimin beni yaniltmadigini bir kez daha anliyorum. Cok guzel bir su rengi! Terasli minik Yunan tavernalari ve plajin ardindan yukselen cam agaclari sayesinde, yesil ve mavinin insani huzurlu kildigi bir seyri var bu plajda.. Asiri da kalabalik degil sansimiza. Denizin icinden doya doya izliyorum doganin guzelligini... Oturdugum sirin tavernadan da denizine bakmaya doyamiyorum. Bu arada bilginiz olsun Aliki’nin sirt sirta vermis iki ayri plaji var. Biz yatlarin yanastigi, isletme adedinin arttigi ve dolayisiyla daha kalabalik olan plaji degil de, dedigim gibi iki isletmeli ve daha lokal durani tercih ediyoruz. Bu arada Aliki Limenas’a değil, Limenaria’ya daha yakin bir noktada bulunuyor. Bunu da eklemek gerek ;)



LIMENARIA
Adanin güneyinde kalan ve tam olarak adanin merkezi olduğu söylenen yerleşim yeri ise Limenaria. Feribotun yanastigi iskeleye yaklasik 30 km.lik bir uzaklıkta kaliyor ve Limenas’dan Limenaria’ya kıvrıla kıvrıla giden ada yollari bir harika!

Limeneria sahili ve sahile paralel arka sokaklari bir cok taverna, restoran, kahveci ve sirin seramik dükkanlariyla dolu.. Cevre yine carpik ve özensiz duruyor olsa da, sahilinde kalbimize dokunabilen bir yan buluyoruz nedense.. Bir liman bölgesinden beklenen taze baliklar, deniz urunleri burada da yanibasinizda. Gonlunuze ve gozunuze değen bir mekanda, klasik ada haritasi basilmiş kagit masa ortuleri serili masalarda, lezzetli bir aksam yasamaniz cok olası. Suyuna ekmek banilasi Yunan salatalari, citir citir kalamar tabaklari, lezzetli karides saganakiler ve ozledigimiz daha nice Yunan lezzetleri..








Psili Ammos; Limenaria bölgesinin unlu plajlarindan biri ama onun yakininda da bir cok plaj işletmesi ya da bakir koylar cikiyor karsimiza. Plajlarin cogu kumluk ve denizin rengi etkileyici. Turkuaz deniz, ipekimsi bir kum.. Yani o bildiğimiz Ege iste! Potos kasabasina yakin olan plajlara giderken ya da dönerken, Potos kasabasina mutlaka ugranmali diyorlar, haksiz da sayilmazlar. Denize kiyisi olan kasabanin insan üzerinde biraktigi o tatli duygu kesinlikle hissediliyor… Psili Ammos’a dönersek, kendisi genis bir plaj ve oldukça organize.. Tüllü localar dahi bulmaniz mumkun oluyor. Pefkari  ise minik kum-cakil bir sahil.. Organize bir plaj olmakla birlikte kamp alani olarak da hizmet veriyor.. Kamp kurmaya meyilliyseniz mutlaka Pefkari uzerine inceleme yapin derim.

Giola ise adanin doğal havuzuna verilen isim. Aliki’ye yakin bir noktada ve yol bir noktadan sonra oklar ile kolayca takip edebilebiliyor. Kendisine ulasmak icin aracinizi Giola’ya varmadan park edip, taslik yolda bir mikar yurumeniz gerekiyor. Ulasilan noktada ise derin bir nefes almanız sart! Dogal bir olusum oldugundan denizin gucune insan gercekten sasiriyor, ancak sunu kesinlikle bilin ki; yüksek sezonlarda sabah cok erken orada olmak gerekiyor yoksa ne bir tad alabilirsiniz, ne de olmasi gereken etkiyi birakir uzerinizde.. Bu arada elbette Giola gun gecirilecek bir plaj olarak degil de, yoldan gecerken ugranip, denizinin tadina bakilacak bir eglence noktasi olarak dusunulmeli.. ;)


(gorsel internet uzerinde bir siteden...)

Limenaria’ya yakin Kastro köyünü de yine es geçiyoruz biz. Kastro köuü yerlisi arıcılık ile ilgilendiginden ballari ile ada çevresinde nam salmis durumda ama hava sicak ve biz bal alisverisimizi Panagia köyündeyken halletmiş durumdayiz.. Onun yerine Marble Beach’e gidip erkenden güzel bir yer edinmek ya da Aliki’nin kadife suyunda süzülmek inanin cok daha cazip geliyor zira hava fazlasiyla sicak…
Benim Thassos’um iste böyle.

Aklimda kalan en derin Thassos hissi ise; donus feribotunu cok erken bir saate aldigimizdan gun doğumuna feribotta sahit olabilmemizdi… 30’lu yaslarda doga beni iyiden iyiye kendine hayran ediyor. Her daim doğaya karsi duyulari kuvvetli biri olsam da, sanki kendisi ile yeni yeni tanisiyor gibiyiz.. Galiba 30’larimi en cok doga ile olan ilişkimin daha da derinleşmesi nedeniyle seviyorum, tabi bir de anne olduğum icin…


Sevgiler,
lulu
x

NOT : Farkettiniz mi Marble Beach icin Yunanistan’in Maldivleri tanimini kullanmadim ;) lain orasi Marble ve bu isimle ne dediğini cok iyi anlatıyor..