4 Aralık 2014 Perşembe

Sicilya Vol.3 - Taormina

Selam.

Sicilya postlarında, adaya genel bakış ve ada lezzetlerini detaylandırdıktan sonra bu postun konusu da kendi tecrübelerim kadar ve dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım ve ziyaret eden herkesin hayran kalacağını düşündüğüm küçük ama bir o kadar da havalı kasaba; TAORMINA.
 
Catania şehrinde her bütçeye uygun otel alternatifi bulmak mümkün hatta zincir otellerin birçok şubesinde oldukça uygun teklifler de yakalanabiliyor, ancak bizim özellikle yaz tatili anlayışımızda denize yakın, şehre uzak olmak kesinlikle ana bakış açısı oluyor. O nedenle de üzerine fazlaca düşünmeden, konaklama kararımızı gezi planlarımızı da göz önünde tutarak güzeller güzeli Taormina'dan yana kullandık.


Taormina, Catania şehrinden yaklaşık 45 dakika uzaklıkta ve Messina kıyı şeridinde bulunan hakikaten görülesi bir güzellik. Catania'da konaklayanlar için nefis bir turistik gezi noktası olmasının yanında, Taormina'da kalıp adanın 250/300 km.lik yakın çevresini gezebilmek için de oldukça ideal bir konumu var diyebilirim. Ayrıca bulunduğu bölgenin en güzel denizi ve en populer plajları da kesinlikle Taormina yakınında bulunuyor ki bu da deniz odaklı tatillerde pek keyifli bir detay. Zaten bu nedenlerle de Taormina'nın Sicilya turizmi için bir başkent kabul edildiğini söyleyebiliriz.

Kasabada konaklayan turistlerin kalitesi adanın diğer bölgelerine göre farkedilir derecede üst seviyede kalıyor denebilir o nedenle yüksek fiyatli otellere ve Sicilya fiyat ortalamasının üzerinde kalan restoranlara sahip; lakin bu bilgi sizi kesinlikle korkutmasın.  Elbette kasabada her bütçeye uygun alternatiflere sahip olmak da mümkün.



Biz, Alpcan ailemize katıldığından bu yana, uzun soluklu tatillerimizi mutlaka AirBNB'den ev kiralayarak sekillendiriyoruz. Sicilya tatilinde de Taormina'nın tam kalbinde, gerçekten çok sevilesi, önünde oturup keyif yapabileceğimiz bir taşı da bulunan, şipşirin, yeşil panjurlu bir ev kiraladık. Evimiz hem merkezde hem de merkezin hareketli yaşamından ince ama keskin bir çizgiyle ayrılmışcasına dingin ve minik bir portakal bahçesinin yanında bulunuyordu.

"Neden ev derseniz?" Biz ev kiralayarak ziyaret ettiğimiz şehrin lokal yaşamına tam istediğimiz şekilde karışıp, bölgenin yerlisi gibi hissetme oyununu çok severek oynuyoruz. Yaşadığımız şehrin tam aksine, sabah uyanıp komsularımıza "günaydın" diyebilmenin sevinci bile bu kararı vermemizde etkili diyebilirim. Sanırım ben Avrupa'yı en çok da bu zarif komşuluk anlayışları yüzünden seviyorum. Hem bir evimizin olması Alpcan açısından da daha rahat oluyor; zira sabah uyandığımızda fırından ekmeğimizi, manavdan taze meyvemizi alıp ona ihtiyaci olan çeşitte bir kahvaltı sofrası hazırlamayı kendi annelik anlayışıma daha uygun buluyorum. 


 Taormina; masallardan çıkmış, mistik olduğu kadar da güzel ve yaşanası bir kasaba. Dik bir yamaçta konumlanmış olması ve Etna'nın muhteşem görüntüsüyle taçlanması da bu güzelliği pekiştiren en önemli element diyebilirim. Elbette bu görsel güzellikte Akdeniz'in derin ve huzurlu maviliğinin etkisi görmezden gelinemez... Kasaba, giriş ve çıkışında bulunan iki kemer ile birbirine bağlanan dar ve uzun caddesi Via Umberto ile tanımlanacak kadar minik aslına bakarsanız. Minik ama hiç süphesiz ziyaretçilerinin kalbine işleyecek kadar da etkileyici. 




Porta Messina ve Porta Catania kemerleri arasında kalan Via Umberto Caddesi, Taormina yaşamının tam olarak merkezi oluyor. Cadde dar, uzun ve birbirinden keyifli mağaza, butik, pastane, restoran, bar, hediyelik eşya, şarap dükkanları ve çok şirin çiçekli balkonlara ev sahipliği yapıyor. Ara sokaklar ise en az ana cadde kadar keyifliler. Bu daracık sokaklarda sayısız lokal restoran ve özgün butikler bulabiliyorsunuz.

Porta Messina; zamanında Arapların inşa ettiği kentin kuzey girişi oluyor. ;)


Porta Catania kemeri sonrası meydana geldiğinizde Etna size gülümseyiverince zaten kasabanın asıl büyüsüne de kapılmış oluyorsunuz. Goethe ve -kalemine sükür- Steinbeck yanılıyor olamazlar diye geçirmiştim içimden o enfes tabloya bakarken. Hele ki Woody Allen'ın da kasabaya hayran olduğunu sevgiliden öğrenince bir sonraki sinema filminin "Midnight in Taormina" olması ihtimalini hayal etmek bile bize pek sevimli gelmişti.. 


Mazzaro kesinlikle Taormina kasabasının en güzel sahili. "Lido La Pigna" ise plajdaki işletmeler arasından restoranı ile bir adım öne çıkanı diyebilirim. Ancak Taormina'nın tepelik konumundan dolayı Mazzaro'ya ulaşmak için ya virajlı bir yolu aracınızla inmeniz gerekiyor ya da Porta Messina kapısından çıkıp, devam eden yolun hemen solunda kalan teleferik ile kısa bir seyahat yaşamanız. Teleferik sonrası hemen yolun karşısındaki alt geçitten geçip, bir parça da merdiven kullanırsanız Mazzaro'ya ulaşıyorsunuz..


Isola Bella, Taormina hakkında araştırma yaptığınızda karşınıza çıkacak nokta olabilir; zira kendisi dünyanın "mutlaka görülmesi gereken plajlar" listesinde bulunuyor ve deniz içindeki yürüyüş ile de ulaşılan şirin adasının sağladığı muhteşem manzarasıyla da bunu kesinlikle hakediyor. Taşlık bir deniz olması çocuklu ailelere pek kolaylık sağlıyor diyemem ama teninizi adeta öpen o kadife suyuna mutlaka girmelisiniz demeliyim. Bu, Isola Bella'ya ulaşmak için ineceğiniz merdivenlerin çıkış eziyetine bir değer bi keyif kesinlikle.. Ben bu deneyimi dönüş basamaklarında Alpcan'ı sırtımda taşıma riskine rağmen heyecanla yaşamak istedim ve o sular hakikaten buna değerdi.

Bu arada ada, 1800'lerin sonunda Florence Trevelyan tarafından satın alınıp üzerine bir ev inşa edilmiş.



Bu arada şu bilgiyi de vermek gerek diye düşünüyorum; Mazzaro'dan kalkan küçük teknelerle de Isola Bella'ya ulaşmanız mümkün. Merdivenler sizi çok çaresiz hissettirecekse, ufak bir bedel karşılığında koya kolayca bu teknelerle ulaşabilirsiniz ama yine de benim gibi güzelliklere erişmenin bir çilesi ve bedene kuvvet bir yanı olduğuna inanıyorsanız merdiven inip çıkma kararı kesinlikle size ait olacak.

Isola'ya geri dönerse; en sevdiğim duygu; huzurlu ve dingin bir suyun içindeyken -ayrıca kendisini çok da kadife buldumSicilya gökyüzünü izleyip tüm plaj gürültüsünden bağımsız o "an"ı doyasıya yaşayabilmekti. Bir de suyun içindeyken hemen göz hızamdan geçen trenin aralıklarla çıkarttığı ses karmaşasını ve de görüntüsünü çok sevdim. 


Bu iki ana plaj dışında Taormina'ya yakın, lakin illa ki otobüs ya da araba ile gidilmesi mümkün olan ve adanın ilk Yunan yerleşimi kabul edilen Guardini Naxos vLetojanni bölgeleri bulunuyor. Denizden faydalanmak için bu iki sahil de notlarınızda olabilir. Açıkcası ben Guardini bolgesinin geniş plajindan ve denizinin görüntüsünden hoşlanmadım. Hayalimdeki Sicilya denizi kesinlikle bu değildi. O nedenle otel seçerken en fazla tercih seçeneği bulacağınız Guardini Naxos tarafını tercih etmenizi önermem. Letojanni ise çok daha keyifli, kendi halinde bir çok yerel işletmeye sahip uzunca bir plaj olarak tanımlanabilir. Biz bu işletmeler içinden "Magia Beach" i sevdik ve plajın restoranında yediğimiz deniz ürünlerine de doyamadığımızdan iki plaj günümüzü kendisine ayırdık.. 


Antik Roman-Yunan tiyatrosu olan "Teatro Greco" Taormina kasabasının ve hatta Sicilya adasının en önemli tarihi yapılarından biri kabul ediliyor. Teatro Greco; Syracuse şehrindeki anfi tiyatro sonrası adanın en büyük ikinci tiyatrosu ve günümüzde turistik ziyaretlerin dışında opera, tiyatro ve konserler için de kullanılan müthiş bir akustiğe sahip. (Bizim seyahatimizin bir hafta öncesi kişiliğine ve azmine hayran olduğum sevgili Arzu Kaprol burada bir defile sergilemişti. Kasaba yerlileriyle bu organizasyonu konuşmak hakikaten gururlu bir andı bizim için..)

Muazzam bir Etna ve Naxos Körfezi manzarası sunan tiyatronun bir kent anıtı ya da tarihi ve sanatsal bir değer olması yanında bu manzarası da fazlasıyla ön planda diyebilirim. 


Palazzo Corvaja, Porta Messina kapısından girdiğinizde karşınıza çikan ilk meydan olan Piazza Badia'da bulunan, Ortaçağ'dan kalma, Araplar tarafından inşa edilmiş ve ismini Corvaja ailesinden alan bir saray. (Aile sarayı -eğer doğru bir bilgi ise- İkinci Dünya Savaşı'na dek kullanmış) Arap etkisinin hemen okunduğu yapının kemerli pencereleri, kapıları ve pitorek görüntüleriyle iç avlusu görülmeye değer. Özellikle merdiven yanındaki penceredeki kabartma kesinlikle gözden kaçırılmamalı.. 

Bu arada bina zamanında Sicilya Parlamentosu'na da ev sahipliği yapmıs. Şimdilerde Sicilya müzesi olarak ziyaret edilir durumda.. (gravürler, freksler ve kabartmalar....)

Naumachia Corvaja sarayının yakınında ve adalılara göre bir mücevher gibi gizlenmiş bir antik güzel. Mutlakabu sürpriz güzele de zaman ayırmanızı öneririm.. 

 Saint Catherine of Alexandria Kilisesi benim şehirdeki en sevdiğim yapı oldu diyebilirim. Barok sevdamin izlerini taşıdığından mı geliyor bu sevgim yoksa böylesi harabe görüntüleri gözümün daha çok sevmesine 30'lu yaşlarımda başlamamdan mı? Güzel bir yapı hakikaten, içindeki heykelleri eğer kilise gezmeyi seviyorsanız lütfen ıskalamayın derim.. 

 Chiesa di San Pancrazio; bir piskopos ve de şehit olan Taormina'nın koruyucu azizine
adanmış ve Barok mimari izleri de taşıyan klise. Ayrıca Yunan tapınağı Jupiter Serapis üzerinde bulunuyor.. 


Piazza Duomo, Via Umberto üzerindeki bir diğer meydan. Öğleden sonra ya da akşam yemeği öncesi aperito keyfi yaparken Alpcan meydanda özgürce scoter binip, arkadaş edindiğinden bu meydanı pek güzel anılarından ötürü sanırım daha çok seviyoruz.

Meydana ismini veren Taormina'nın Ortaçağ'dan kalan minik kilisesi Duomo di San Nicola
da bu meydanda bulunuyor ve de meydana çok yakışıyor. Dış cehhesinde Normandik izler de taşıyan kilisenin içinde bazı görülesi resimler de mevcut. Özellikle Antonello de Saliba'nın polipsiği (yani panellerden oluşan resimleri) görülmeli.. 

 Meydanın Barok güzeli çeşmesi de gölgeli anlarında insanların soluklandığı, güneşli zamanlarda kuşların mesken tuttuğu nefis bir adres.

 


Clock tower; kasabanın en kalabalik meydanı olan Piazza IX Aprile'de bulunuyor. Kulenin hemen yanında olan uçurum kenarındaki terası ise nefis Akdeniz manzarasını işinize çekeceğiniz enfes bir nokta. Bu meydandaki kafelerde oturup serinletici ada lezzeti olan
 granita içmek her daim nefir bir fikir, hem bu sayede kasabanın sakinlikle akan huzurlu yaşamıno da gözlemlemiş oluyorsunuz...
Public Garden ya da Park Giovanni Colonna Taormina'nın mistik güzelliğini yaşamak adına enfes bir ortama sahip. Çok net şunu söyleyebilirim; burası uzun zamandır görmek istediğim bir nokta olmuş ve çoğu görseli beni öylesi heyecanlandırmıştır ki tatil planlarıma etkisini kesinlikle görmezden gelemem. Bahçe, yarı tropik bitkilerle donatılmış ve patika yollarla farklı zemin seviyelerinde işlenmis üç hektarlık bir araziyi birbirine bağlayan benzersiz bir çalışma... Zeytin agaçlarıyla kaplı daracık patika yollarında yürümek hem keyifli hem de insanı başka zamanlara taşıyabiliyor. 

Isola Bella'da da bahsi geçen İngiliz soylu kadın Florence Trevelyan'a ait bu bahçe de. Kendisinin bu bahçe için İngiliz botanik tecrüleri ile çalıştığından bahsediliyor ama doğu izleri de kesinlikle bahçe içinde takip edilebiliyor..

Bir bankta oturmak, Etna'yı seyre dalmak ve o sırada aklınızdan geçen tüm düşünceleri serbest bırakmak bence bu bahçe gezisinin mutlak sonu olmalı.. 

Burayı tatilinizin meditasyon etkisi gibi düşünüp, kendisine vakit ayırmanızı içtenlikle isterim. 


Kasabada birbirinden güzel seramik dükkanları göreceksiniz. Taormina'ya yakın değil ancak Caltagirone kasabası adada seramik endüstrisinin başladığı yer olduğundan seramik ticareti tüm adaya müthiş bir ahenkle bu kasabadan yayılmış. Seramik dükkanlarında kendinizi kaybedeceğinizi sanırım tahmin edebiliyorsunuzdur ve aralarından seçim yapmanın ne kadar zor olacağını da... Yine de hediyelik eşya konusunda başka bir seçenek aklınıza gelecek mi inanın emin değilim.. 
 

Taormina benim nazarımda bir günlük turistik ziyaret ile değil de hayatınızdan birkaç gün çalarak ada yerlileri arasına karışıp yaşamına ortak olmanızı tavsiye edeceğim bir destinasyon. O derece yaşanası, hissedilesi ve de lezzetli ki tarif etmek kısıtlı kelimelerle pek zor oluyor..

Sevgiler
lulu
x

Vol.1 Sicilya
Vol.2 Sicilya Lezzetleri
Vol.4 Taormina Lezzetleri

Vol.5 Sicilya Alternatif Geziler

22 Eylül 2014 Pazartesi

SICILYA Vol.1

Selam.

Dünya'da (sanırım daha çok Avrupa sınırlarında) görmek istediğim yer sayısı ne kadar çok.. Zaman zaman aldığım nefes hepsine yetecek mi diye endişe etmiyor değilim ama bir bakıma da bu endişeli ruh hali beni seyahatlerimde yaşadığım ana mükemmel bir şekilde adapte edebiliyor ve özlemle görmeyi dilediğim her yeni şehrin sınırlarına ilk girdiğimde yaptığım ilk şey; kocaman bir nefes almak oluyor.. Eğer seyahatlerimde gerçekten de aksatmadan yerine getirdiğim bir ritüelim varsa işte o ritüel de bu olmalı.. 

Sicilya; Goethe'nin "Sicilya'yı görmeden İtalya'yı anlamak mümkün değildir" sözünü okuduğumdan beri aklımın bir köşesinde saklı bir isim.. İtalya ve İtalyan halkı hakkında yıllardır edindiğim onlarca belki yüzlerce tecrübe sonrası bu cümlenin özde ne ifade ettiğini anlama ve adayı yaşama fırsatı bulduğumdan olsa gerek, bu gün bu postu yazarken kendimi son derece mutlu ve doygun hissediyorum..


 Uçağımız Catania havalımanı için inişe geçip görkemli "Etna" tüm ihtişamı ile gözüme değdiğinde kendime şunu fısıldamıştım; "bu seyehat bir içsel deneyim olacak!" Yanılmadım.. Etna, bana yıllardır meditasyon ile edinmeye -aslında daha çok bu kirli dünyada korumaya- çalıştığım "denge ve umut" hislerime öyle kuvvetle sarılmamı sağlayacaktı ki; yalnızca bunu deneyimlemek bile Sicilya seyahatini tüm diğer seyahatlerimden ayrı tutmaya yetecekti..
 
Öncelikle, bilerek ve de isteyerek adanın tamamını tek bir seyahatte deneyimlemeyi tercih etmedik. Yoğun iş yaşamımız nedeniyle oluşan mecburi zaman kısıtlamaları göz önüne alınırsa, seyahatlerde gördüklerimiz gerçekten içimize sinsin ve elbette Alpcan da bu seyahatten maksimum derecede keyif alsın kısmını çok önemsiyoruz. O nedenle ilk Sicilya seyahatimiz Catania ve yakın çevresi için detaylıca olarak tasarlandı diyebilirim.

Ve sanırım bir seri olması zorunlu görünen Sicilya deneyimlerimin ilk postu da; ada hakkındaki genel izlenimler ve seyahat notlarınıza ekleyebileceğiniz ana başlıkları içerecek..


Sicilya Akdeniz'in en büyük adası. Haritada İtalya çizmesinin hemen parmak ucunda duruyor. Güneyli İtalyanların pek sevdiği, havalı kuzeylilerin ise ada halkını "İspanyol etkisinde kalmış arabesk Yunanlılar" şeklinde bir bakıma küçümsedikleri bu cennet ada; Avrupa'nın en yüksek ve de aktif yanardağı Etna'ya ev sahipliği yapıyor olması sebebiyle de fazlasıyla popüler.. Gerçi bu popülerliğin diğer kanadını da -belki de- dünyanın ilk ve en güçlü mafya ailesinin bu topraklarda kurulmuş olması ve efsane "God Father" film serisi oluşturuyor diyebiliriz.

Ada dokuz şehirden oluşuyor. Agrigento, Caltanissetta, Catania, Enna, Messina, Palermo, Ragusa, Siracusa ve Trapani. Bu şehirlere bağlı onlarca köy, kasaba bulunuyor ve eminim ki hepsi de özenle gezilmeye değecek denli güzeller. Adanın Tiren Denizi'nde bulunan "Lipari" adalar grubu (en büyükleri; Alicudi, Vulcano, Lipari, Salina, Filicudi) da aynı şekilde hepsi ya da en azından bir ya da ikisi görülesi güzellikler. Tiren Denizi'nde bir de Stromboli Adası var ki; aktif bir yanardağa sahip olduğundan o da en az Etna kadar görülesi bir destinasyon.

Kısıtlı bir seyahat bütçeniz yok ama zaman konusunda kısıtlamanız var ise; adayı Catania ve Palermo olarak iki ayrı seyahate bölmek bana göre mantıklı bir seçim, zira dediğim gibi ada hem çok büyük hem de sindire sindire gezilmesi gereken detaylarına haksızlık etmeye lüzum yok.. Bizim Catania ve çevresini ilk seyahatin konusu yapmamızın nedeni; uçağımızın direkt Catania'ya inecek olmasıydı. Konaklamak için ise hiç düşünmeden Catania'ya yaklaşık 45 dakika uzaklıktaki Etna manzaralı güzeller güzeli Taormina'yı seçtik. Dolayısıyla svereceğim tüm tavsiyeler rotamız dahilinde olacak... 


Catania şehriyle ilgili kültürel seyahat bilgilerini bulabileceğiniz çokça blog yazısı mevcut o nedenle o kısma detaylıca girmeyeceğim. (yalnızca aklıma yer eden birkaç detayı paylaşmayı tercih edeceğim) Genel olarak şehir oldukça büyük olsa da önemli tarihi eserler Via Etna caddesi çevresinde konumlanmış diyebiliriz. Barok mimari Sicilya'da, özellikle de 1693'teki yıkıcı deprem sonrası yoğunlukla kullanılmış ve neredeyse diğer şehirler gibi Catania da yeniden inşa edilmek zorunda kalınmış. Bu yeniden inşa sırasında "Sicilya Barok" tarzının oluşmasıyla da pek gururlanıyor yerliler. Zaten şehirdeki yazlık evlerde dahi bu tarzın izlerini görmek de bu tarza ne kadar sahip çıktıklarının bir kanıtı gibi.. Tarihi binalardaki figürler, kiliselerin iç ve dış süslemeleri, mermer motofli kabartmalar ise hakikaten muhteşemler ve Sicilya Barok tarzının tüm teatralliğini 
ayrı ayrı incelenesi kılıyorlar.. Muhteşem mimarinin, muazzam bir mutfak ile birleşmesinin de ayrı bir lezzeti olduğunu eklemem şart.

Barok sanatına ilginiz var ise; Unesco'nun Sicilya'da koruma altına aldığı adresleri mutlaka incelemenizi öneririm. Bu liste Palermo şehri ağırlıkta olsa da Catania ve çevresinde de es geçilmemesi gereken adresleri size gösterecektir.  

Gitmeden şunu da mutlaka bilmiş olun ki; Via Etna caddesinin neredeyse tamamına yakını Etna yanardağının küllerinden oluşan kraterlerin işlenip yollara döşenmesiyle oluşmuş ve haliyle üzerinde yürümek bir yandan etkileyiciyken, diğer yandan da tedirgin edici bir güzelliğe sahip.


Catania şehrinde; bir klasik müzik ve opera sever olarak beni pek mutlu eden Stesicoro meydanındaki romantik İtalyan operasının kurucusu kabul edilen Vincenzo Bellini heykelini görmenizi hatta önünde saygı duruşuna geçmenizi çok isterim.


Görkemli Barok katedrallerin yanında ferahlığını da çok sevdigim bir sahne formundaki ve 1700'l yıllardan günümüze ulaşmış Katedral (Duomo) Meydanı (Piazza del Duomo) şehirde mutlaka yeniden ve yeniden uğranan bir nokta. Meydanın hemen yanı başında bulunan "Pescheria" balıkçılar çarşısı ise tipik ada halkını gözlemlemek için nefis bir adres. Her şehrin kendine has bir sembolü olur bilirsiniz, Catania'da bu sembol -sanırım ki- meydanda bulunan ve görür gözmez aklıma hemen Bernini'ciğimin Roma'daki fil heykelini anımsatan heykel ve dolayısıyla da bir fil diyebilirim. Bu fil meydanda "Fontana dell'Elefante" çeşmesi olarak karşınıza çıkıyor. (fil figürü lavlardan yapılmış) Bu arada filin üzerinde yükselen -gerçek- antik Mısır Dikilitaşı'nın hiyeroglifleri de çok incelenesiydi diye hatırlıyorum.. Bu arada, siz bir de yer karolarının üzerine döşenmiş demir fil figürüne ayağınızı sürtün ki şansınız daim olsun.

Meydanda bulunan ve kentin koruyucusu St. Agatha'ya adanmış katedral Saint Agatha Cathedrale termal yeri yani Roma SPA'sı kalıntıları üzerine inşa edilmiş bir tarihi yapı. Yapımı yanlış hatırlamıyorsam 1000'li yılların başlarına dayanıyor ve bu nedenle fazlasıyla kıymet veriliyor kendisine. İçindeki Aziz Agatha hazinelerini bizim görmemiz mümkün olmadı ama yılın yalnızca dört günü halka açılan bu hazineleri sizin tarihleriniz kapsar ise ne ala... (Bellini'ni mezarı da burada bulunuyor..)


Yeme - İçme konusunda kendinizi tüm adada özgür hissedebilirsiniz; zira seçimlerinizi aşırı turistik mekanlardan yana kullanmazsanız, tek bir kötü tabağın önünüze gelmeyeceğine neredeyse eminim. İtalyanlar bu işi ne kadar iyi biliyorlarsa, Sicilya halkı bir o kadar daha biliyor diyebilirim. Özellikle deniz ürünlerine karşı mesafeli değilseniz sofranızı her öğün cennete çevirebilirsiniz.

Bana göre Catania şehrinin en ilgi çekici yanı; Barok mimarinin mükemmelliği yanında Etna'nın en yoğun lavını püskürttüğü 1669 yılında lavraların denize kadar ulaşıp kıyıyı doldurmuş olması. (1669 yılının Etna için bir kutsanma yılı olduğu düşünülüyor) Kıyıları doldurmuş bu lavlar üzerinde yıllar içinde evler, hayatlar inşa edilmiş ve bu görüntü ürkütücü bir seyre dalış serüveni sunuyor misafirlerine. (En azından benim için öyle oldu.)
 


 Şehrin çok yakınında "Acitrezza" adında bir sahil kasabası bulunuyor. Etna’nın lav püskürtmesi sonucu Acitrezza'ya dek ulaşan volkanik taşlar kıyı boyunca bir gösel şölen oluşturmuşlar. Pırıl pırıl Akdeniz maviliğini bu taşlarla birleştirip seyre dalmayı biz çok sevdik, siz de seversiniz diye düşünüyorum..   


Etna Dağı başta da söylediğim gibi Sicilya adasında deneyimlenecek en önemli güzellik. Doğal bir felaketin hem de en şiddetli seviyelerde ve çok kez yaşandığı bilinen bir felaketin sebebine "güzellik" demek size ne kadar doğru geliyor bilemiyorum ama felaket sonrası yeşeren hayat belirtilerine baktığınızda bunun bir güzellik olmadığını düşünmek de doğaya haksızlık olur gibi hissediyorum ben. Limon bahçeleri ile başlayıp, üzüm bağlarıyla devam ederken, yeşilin en güzel tonlarında seyreden bitki örtüsünün ansızın bir bıçak gibi yeryüzünden silinmiş olduğunu görmek, katılaşmış ama yer yer hala sıcaklığını bir parça koruyan lav taşlarına dokunmak anlatılamaz derecede etkileyici bir deneyimdi. Hele ki; yaşamın bir şekilde yolunu bulup yeniden yeşerdiğini ve umut aşılamaya devam ediyor oluşunu gözlemlemek hayatımda o ana dek yaşadığım en değerli öğretiydi diyebilirim. 

(görsel restoranın web sitesinden)

Ragusa şehri -ki kendisi Unesco koruması altında bir şehir- tipik bir italyan. Vaktiniz ne kadar kısıtlı olursa olsun gördüğünüze asla pişman olmayacağınız ada şehirleri listesinin başını bile çekiyor olabilir. Bence şehrin lezzet peşinde olanlar için de tatlı seçeneği var, o da 2 Michelin yıldızına sahip İtalyan bir şefe saip "Don Serafino". Bir lezzet avcısıysanız yalnızca burada yenecek bir öğle yemeği için bile şehre uğramanız değer.

Bir tarih aşığıydanız, bu anlamda da eski Ragusa sizin için Sicilya'nın en güzel şehirlerinden biri olacaktır. Monte Iblei'nin eteklerine kurulmuş eski Ragusa hakikaten nefes kesici bir manzaraya sahip. Yine Catania gibi Ragusa da Barok tarzında yeniden inşa edilmiş bir şehir. En önemli ve incelenesi barok binası ise kesinlikle Duomo di San Giorgio katedrali. En iyi manzaralardan biri için de; park Giardino Ibleo'yu ziyaret edebilirsiniz. Büyük deprem sonrası daha düz bir zeminde inşa edilmiş ve "Superiore" Ragusa olarak isimlendirilmiş şehirse daha düz caddelere sahip ve vaktiniz varsa görülebilir bir nokta olarak tanımlanabilir.. Superiore Ragusa'nın en sevilesi Barok yapısı ise; Cattedrale di San Giovanni Battista diyebiliriz. Ayrıca şehrin bu kısmındaki arkeoloji müzesinin de büyüleyici olduğundan bahsediliyor.

Daha çok bu şehrin Iblei kısmını gezeceğinizi düşünerek; karakterli tarihi sokaklarında dolaşıp meydanlarında kahve veya dondurma molası vermenizi öneririm ya da kasabanın küçük trattorialarında yenecek bir öğle yemeğinin sizi kesinlikle mutlu edeceğine eminim. 


Şehir icin yaz aylarını kapsayan bir müzik festivali olan Estate Iblea'nın varlığını not edebilirsiniz. Oradayken öğrendiğimiz; doksanların sonunda yayınlanmış Sicilyalı dedektif drama dizisi Il Commissario Montalbano'nun çekim yerlerinden de biriymiş şehir. (IMDB puanı 8,5)



Ragusa'ya gitmek minnacık ve de minyatür ama yaklaşık 3000 yaşında da olan Syracuse şehrini görmeyi de zorunlu kılıyor bir bakıma. Çiçero'nun “Tüm Yunan şehirlerinin en güzeli” olarak tanımladığı şehrin özellikle eski bölümü gezmeye doyulamayacak dar sokaklar, minik meydanlar, (özellikle Piazza del Duomo ve Piazza Archimede ve Archimede üzerindeki nefis çeşme Fontana di Artemide) şirin restoran ve cafeler ile çok sevilesi.

Syracuse, hem antik Yunan hem de Roma dönemlerinden nefis tarihi kalıntılara sahip bir şehir, zaten Antik çağda Akdeniz'in ana güçlerinden de biri olarak kabul edilirmiş kendisi. The Greek Theatre, The Roman Amphitheatre, bir taş ocağı olup, 6.yy'dan günümüze ulaşan, şehrin birçok simge yapısını inşa ederken kullanılmış en tanınmış ve hakikaten büyüleyici bir ocak olan Latomia del Paradiso ve bir anıt gibi yükselendiğer taş ocağı Latomia dei Cappuccini de şehrin görülesi güzelliklerinden..

Tarih severler için; The church of Santa Lucia alla Badi; Bavyera Barok cephesi ve kilise içindeki Caravaggio'nun (Aziz Lucia'nın Cenazesi) tablosu ile kesinlikle es geçilmemeli bir adres. Syracuse Katedrali ise 7.yy'dan günümüze ulaşmış ve ıskalanmaması gereken güzelliklerin başında geliyor diyebiliriz. İçindeki vitray detayına da ayrıca dikkat etmenizi öneririm.. Enteresan bir kilise ziyaretini de Crypt and Catacombs of San Giovanni
olarak not alabilirsiniz, zira 6.yy'dan günümüze ulaşmış olsa da 1693'teki yıkıcı depremden arda kalan kısmını (bazı sütunlar hala dimdik ve mükemmel bir durumda) görebiliyorsunuz.

Syracuse şehrinin hemen yanıbaşında eski Yunan medeniyetinden izler taşıyan Ortygia Adası bulunuyor. Yoğun gezmeli ve sıcak bir günü Ortygia'da değerlendirmek ve minik teknelerle yapılan belki turistik ama kesinlikle keyifli geziyi notlarınıza eklemenizi önerebilirim, hem bu sayede nefis surlarda yüzme şansınız da olabilir. Syracuse konaklamak için de daha bütçe dostu bir şehir olarak görülüyor. Ayrıca adanın ucunda Latomia ocaklarından gelen taşlar ile inşa edilmiş Castello Maniace bulunuyor. İçinde ve surlarında yürürken bir parça Dubrovnik surları tadı aldığım keyifli bir deneyimdi benim için. 


Taormina, tüm Sicilya Adası'nı görmemiş olmama rağmen konaklamak için en doğru adres diyebilirim. Elbette Catania ve çevresi odaklı geziler için bu tavsiyeyi yapıyorum, ama yine de daha önce adanın tamamını gezmiş ya da defalarda adayı deneyimleme şansı bulmuş kişilerin yorumu olarak da kabul edebilirsiniz kendisini. Taormina yalnızca görülmesi ve bir güne sığdırılması gereken bir nokta değil de; sanki oralıymışcasına yaşanması gereken bir güzellik diyebilirim.. Taormina deneyimlerimi ayrı bir ya da birkaç post ile detaylıca paylaşacağım...
 

Messina şehri (hep aklıma birası geliyor..) Sicilya'nın İtalyan anakarasına en yakın olduğu nokta. Bence şehrin en gidilesi yani feribotlar ile Stromboli adasına geçebilme şansı. Oldukça aktif olan ama tehlikesizce lav püskürtürken bir yanardağa sahip olan adada, böylesine aktif olduğu günlerde konaklamak ve geceleri lavların denize ulaşmasını seyrediyor olmak seyahatinizi olağanüstü kılacaktır.

Genel hatlarıyla benim Sicilya tatilim bu destinasyonlar (Stromboli hariç)
 arasında geçti. Seyahat listeme bir çizik daha atmış olmanın keyfi bir tarafa; yaşadığım içsel serüven için de ayrıca şükrediyorum....

Devam postları için şimdi bana müsaade.

sevgiler 
lulu
x

Vol.2 Sicilya Lezzetleri
Vol.3 Taormina 
Vol.4 Taormina Lezzetleri
Vol.5 Sicilya Alternatif Geziler

30 Haziran 2014 Pazartesi

CHEF MEZZE

 

Sevgili arkadaslarim Gazi ve Bilal Ates kis sezonunda yeme-icme ve eglence dunyasinin en buyuk surprizlerinden birini yapip, uzun yillardir buyuk basarilara imza attiklari Capa-Marka yaratici mutfak sefligi gorevlerinden ayrilip, kendi yollarinda yurumeye karar verdiler.. Bu yerinde karar sonrasi yollarina oyle guzel bir yon verdiler ki, sessizliklerini gectigimiz gunlerde acilisi yapilan alternatif balik restorani "CHEF MEZZE" ile bozdular..

Alternatif diyorum lakin menu hem klasik lezzetleri muthis bir cesitlilik ve gorsel solen esliginde sunuyor, hem de raki-balik masamizda orta dogu ruzgarlari estiriyor.. Ve bence mekan oncelikle bu yonu ile diger tum balik restoranlari arasindan bir adim one cikiyor..



Chef Mezze henuz acilmadan Kurucesme/Sortie'nin 2014 yaz sezonu icin en iddiali mekani olarak basinda buyuk ilgi gormustu..Acikcasi Sortie icinde olmasi bastan beni biraz endiselendirmis olsa da, sunu cok net soyleyebilirim ki ; Sortie icinden gecip Chef Mezze'ye adim attiginiz an baska bir dunya icinde oluyorsunuz.. 

Bir kere ekip muthis bir enerjiye sahip.. Servis bir restorandan tam da bekledigimiz gibi guleryuzlu ve ozenli.. Sefler daima goz onundeler ve hazirlayip, sunduklari lezzetlerin puf noktalarini paylasmaya cok hazirlar.. Sevgili Alen Yunus barda harikalar yaratiyor.. Eray Kilic'in guler yuzu ve misafirleri ile kurdugu dogru iletisim takdir edilesi..
Yanibasinizda olacak bogaz ve Savarona yatinin essiz manzarasindan hic bahsetmiyorum bile.. Onlari gecenizin ve lezzetli sofranizin bonusu sayabilirsiniz.. ;)
 

Chef Mezze'de oncelik elbette mezelere ait.. Secim yapmak zor ama meze barinda zaman gecirmek cok keyifli..
 
Somon ve pastirmali karides, komurde kozlenmis babagannus patlican salatasi, Ahtapot sogus, lubnan mutfaginin krali humus, kiskisli levrek marin, patlican kopoglu, tane biberli deniz borulcesi, isirgan otlu ve chili biberli Gazi Ates ezmesi, Ege klasigi kabak cicegi dolmasi, kavrulmus cibes, zencefil ile aromalanmis pancar tursusu ve yemeye doyamadigim soslu Fransiz fasulyesi aklima gelen ilk lezzetler... 


Ara sicaklar rakı-balik soframizin elbette vazgecilmezleri.. Mezze'nin ara sicaklari ise lezzetli olmalari yaninda sunumda kullanilan duman teknigi ile sizi etkisi altina alip, damaginizi lezzetlere heyecanla hazirliyor..

Paella pirinc toplari, izgara ahtapot ve kalamar, Chili soslu tempura karides -ki bu benim ileri seviye favorim-, balik kokorec, sefin ozel izgara deniz mahsulu tabagi yine aklima ilk gelen lezzetler.
 
 Ara sicak olarak kabul ederseniz ki bence edin, balik corbasi da gercekten denemeye deger..



Ve Balik ! Gercek deniz levreginin Bilal Ates yorumlamasi en oncelikli tavsiyem.. Ufak ve dip baligina karsi ayri bir sevgi besliyorsaniz eger, Marmara Denizi'nin gozbebegi barbun da sefler tarafindan muhtesem yorumlanmis.. Dil-Sis yine "gercek" dil baligi olmasi nedeniyle cok cok lezzetli.. Tabi siz yine baliginiza mevsimine ve tazeligine gore sefler ile birlikte karar verebilirsiniz..

Ve tum bu balik tercihleri yanina eklenecek deniz mahsullu risotto ya da tercihinize gore paella ana yemeginizi daha da keyifli kilacak..




Sefler tatli konusunda da yine pek mutavazi olmamis ve tanidigimiz bir cok lezzeti mutfaklarinda buyuk bir ask ile yorumlamislar.. 

Yesil cevizin ham halinden yapilan ceviz tatlisi cok iddali.. Italyanlarin tiramisu lezzeti limoncello ile yeniden yaratilmis.. Panna cotta'larin gorsel hali bile fazlasiyla davetkar.. Frambuazli sutlac, cok sexy cikolata, dag meyveli cheesecake, yaz muhallebisi, yunan revanisi ve daha bir coklari..

Iyisi mi siz tatli barina ugramadan karar vermeyin..



Gece, kahvenizin yaninda Alen Yunus'un likorleri ile tamamlanmali.. Limoncello'nun Alen yorumlamasi ve sunumu buyuk alkislik..


Ve Alen'in muthis lezzeti, marsmelov ile aromolanmis kizarmis meyveli sarap.. Yemek oncesi ya da sonrasi an ve an masanizin yaninizda bu nefis aperatifin olusumunu izleyin derim ;)
 

Not 1 : Bu post kesinlikle "torpil" icermiyor.. Dostluklar baki ama dusunceler benim blogum icin daima ozgur ;)

Not 2 : Chef Mezze Ramazan ayi icin ozel bir menu hazirlamis.. Temmuz ayi icinde mekani ziyaret etmek isteyenler bu menuden yararlanabilecegi gibi "a la carte" olarak da masasini Mezze lezzetleri ile donatmaya devam edebilir.. 

Bilgi ve rezervasyon icin Chef Mezze Tel : 0 530 067 50 40

sevgiler
lulu
xxx