19 Haziran 2019 Çarşamba

Sicilya Vol.4 - Taormina Lezzetleri

Selam! 

İlk üç post sonrası en son anlattığım Taormina kasabasının lezzetli lokal restoranlarından bahsetmek istiyorum bu kez de..

Şunu çok net ifade edebilirim ki; Sicilya adasına seyahat ettiğinizde bedeninizin en mutlu parçası kesinlikle mideniz oluyor. Bu mutluluk Sicilya mutfağının gastronomi dünyasında olan yerinden de bağımsız ve inanın her öğünde kendini hissettiriyor...

Ben restoran tercihlerimin büyük kısmını seyahat öncesi yaptığım araştırmalar ve deneyimlerine güvendiğim arkadaşlarımın yardımıyla belirlerim. Ama zaman zaman seyahat sırasında zevkine güveneceğimi düşündüğüm yerli halktan da öneriler almayı ihmal etmem.

Biraz kendi araştırmalarım biraz da tavsiyeler ışığında Taormina mekanlarına hazırsanız hemen başlıyorum...

 
Taormina'ya adım atar atmaz aklıma gelen ilk şey; lezzetli bir öğle yemegi yanında buz gibi beyaz şarap içmek ve bu sayede tatile keyifli bir baslangıç yapmaktı. Kiraladığımız evin sahibi sevgili Massimo Dubai'de yaşayan bir Milano yerlisiydi ve daha biz sormadan ilk öğle yemeği için La Botte'nin iyi bir başlangıç olacağını söyledi.

La Botte Taormina'nın en eski trattorialarından biri ve yerli halk ile kasaba müdavimleri için tam anlamıyla bir klasik. Tahmin edebileceğiniz gibi bir aile işletmesi ve 1972'den beri aynı özenle ve heyecanla işletiliyor anladığımızChemi ailesinin her ferdini mekanda harıl harıl çalışırken gördüğünüzde siz de bu özene emin olacaksınız mutlaka...

 
Portakal ağaçları gölgesindeki restoran bahçesinde yedik ilk yemeğimizi. Hafif hafif esen rüzgarın da etkisiyle burnumuza gelen portakal kokularıyla da aşırı mutlu hissettik.
Restoranın içi -her klasik trattoriada olduğu gibi- yıllardır mekanı ziyaret eden ünlü sanatçı ve politikaciların resimlerinin çerçevelerle asıldığı duvarlara sahipti. Her çerçeve arasında ise efsane sarap şişeleri yerleştirilmişti ve resimleri mi yoksa şarapları mı inceleyeyim şaşkınlığı yaşatıyordu.

 Menülerini hem her zevke hitap edecek genişlikte hem de kafanızı karıştırmayacak sadelikte hazırlamişları. İlk gün heyecanı etkilemiş midir bilemem ama La Botte'de yediğim her şey bizi fazlasıyla mutlu etti diyebiliriz. Özellikle sevgilinin pek sevdiği Carpaccio'yu ve La Botte adına özel şişelenmiş şarabı hala özlemle anarız zaman zaman.
La Botte Adres : Piazza Santa Sunday, 4.

Bu arada Carpaccio isminin İtalyan ressam Vittore Carpaccio'dan geldiğini bilir miydiniz? Tablolarında genel olarak kırmızı renk hakim olduğundan bu nefis baslangıç tabağına bu isim uygun görülmüş Carpaccio seven bir şef tarafından...


La Botte sonrasi Sicilya efsanesi granita, kahve ya da tatlınızı Santa meydanında olan Bam Bar'da almayı eksik etmeyin derim. Hani şehirlerin ikonik noktalari vardir ya oturmaya hiç doymadığımız ve her şehir ziyaretinde turistik oluşuna bakmadan koşup yerleştiğimiz, işte Bam Bar Taormina'nın da o mekanı. Ayrıca da sanki Sicilya'da olduğunuzun altını çizmek ister gibi seramiklerle kaplanmış bir mekan kendisi.. 
Bam Bar Adres: Via di Giovanni, 43.


ll Baccanale, La Botto'den az daha ileri yürüdüğünüzde karşınıza çıkan bir başka Trattoria. Klasik İtalyan lezzetlerinin Sicilya mutfağından çıkmış versiyonlarını denemek için keyifli bir mekan diyebilirim. Bahçe içinde ya da sokaktaki masalarda oturup insan manzaraları izlemek için iyi bir tavsiye kendisi.. 
Il Baccanale Adres : Piazzetta E. Filea.


"Sicilya'ya geldik pizza ve makarna konusunda iyi bir tavsiyen yok mu?" derseniz yine Corso Umberto caddesi üzerindeki Pizzaria Vecchia sizin icin mutlu bir öğle yemeği tavsiyesi olabilir. Vecchia'nın pek sevdiğimiz seramik tabaklarda servis edilen lezzetli makarna ceşitleri ve odun fırınından çıkan mis kokulu pizzaları ile mutluluk garantili bir tavsiye ekleyebilirsiniz notlarınıza. 
Adres : Vico degli Ebrei, 3.


Osteria Rosso Di Vino kesinlikle kasabanın gizli cenneti ve bence lezzet bakımından da en lokal restoranı. Via Umberto üzerinde yürürken Porta Catania kemerine yaklaştığınızda hemen solda minik, hatta daracık bir yol goreceksiniz. İşte o dar ara sizi once Duke of Santo Stefano Palace'a sonra da bu şirin restorana ulaştıracak.

Duke of Santo Stefano PalaceArap ve Norman izleri de taşıyan Gotik bir yapı. İspanyol kökenli De Spuches ailesinin eviymiş zamanında bu bina ama günümüzde Mazzullo Vakfı'na ait ve içinde enfes heykeller görmeniz mümkün.



Rosso Di Vino'nun sahipleri birbirinden tatlı iki kiz kardeş. Aileden gelen bir balıkçı geçmişleri var ve hal böyle olunca balık konusundaki iddiaları da fazlasıyla yerinde. Menüde kullanılan tüm malzemeler adanın lokal köylerinden temin ediliyor ve kesinlikle kendi taze balıklarını kullanıyorlar. Şefler ise, açık mutfakta gözünüzün önünde çalışıyorlar ve gelen günlük malzemelere göre güne özel menü yaratıyorlar.

Mekana geldiğinizde öncelikle size günün menüsü anlatılıyor. Böylece doğru yemek

seçimi yapabilmeniz adına tam olarak aydınlanıyor ve yemeğinize göre de tavsiye edilen şaraplar içinden kararınızı kolayca verebiliyorsunuz. 




 
Menu günlük olarak hazırlandığı için beğenilerimi tavsiye etmeli miyim bilemiyorum ama özellikle gnocchi, levrek balığı ve deniz mahsülleri konusundaki genel başarılarını kesinlikle övebilirim. Etna bölgesi şaraplarından Vivera/Altrove Bianco ise diğer tavsiyem olabilir bu restorana dair. Unutmadan menülerinde nefis bir sürpriz de vardı benim için. O da menüde bulunan "lulu" adındaki tatlıları. Her dem menümüzde olur dedikleri hafif bir tatlıydı kendisi. Eğer yerseniz, beni de anarsınız umarım..)
Rosso Di Vino Adres : Vico Spuches, 8


Granduca şehrin romantik konsepte sahip restoranlarından biri. Via Umberto üzerinde restore edilmiş bir 15.yy. binasında hizmet veriyor kendisi. Mekanın en önemli yani elbette bahçesinde oturmak, böylece huzurlu Akdeniz manzarasına tarihi tiyatronun da seyrini katarak gercekten romantik bir akşam geçirebiliyorsunuz. Tipik bir Sicilya mutfagına sahip Granduca ve deniz ürünleri konusunda çok iddialılar. 
Granduca Adres : Corso Umberto I, 172


Ristorante Pizzeria Gattopardo Taormina'nın ara sokaklardan birine konumlanmış bahçeli trattorialardan biri. Güler yüzlü personeli ile kasabanın bebek/çocuk dostu mekanları içinde en sevdiğimiz kendisi oldu diyebilirim. Lezzetleri, bahçelerini görüp öncelikle görsel olarak restorana adım atma isteği duyduğunuz için sizi kesinlikşe pişman etmiyor. Limon ve şarap soslu etimin lezzetini size tarif etmeye calışmak yerine bir parça tattırmayı ne çok isterdim. Lokum gibi yumuş yumuştu ve eksi tatlara ve ozellikle limonun baskin tadina asiksaniz bu tabak tam sizlik ! 


Ristorante Al Duomo, adı üzerinde Duoma meydanında ve kilisenin hemen karşısında kalan bir teras restoran. Aslında bir parça turistik olabilir diye endişe edip, listemizden çıkartmak istemiştik kendisini ama Alpcan bu meydanı çok sevdiğinden scoter ile
rahatça dolaşsın ve biz de onu terastan izleyebilelim düşüncesiyle burada bir akşam yemeği yemeğe yakın durduk.

Sonucun bu denli tatmin edici olacağını nereden bilebilirdik ki? İçtiğimiz sarabın, yediğimiz meze ve ana yemeklerin tadı mezelerinin de tadi hala damağımda diyebilirim.
Özellikle de kızartılmış kalp midyeler lezzetleri ile aklımızı başımızdan aldılar. Mutlaka sipariş etmenizi ve tarifini almak için de ısrarcı olmanızı öneririm.. 
Ristorante Al Duomo Adres : Vico Ebrei (Piazza Duomo) 


Taormina'daki barlar içinde merdivenlere konumlanmış olan Daiquiri Lounge Barmanzarası olmamasına rağmen kasabadaki en popüler nokta diyebilirim. Manzara yok diyorum ancak bu da sizin bakış açınıza göre değişebilir zira benim nazarımda Rönesans izleri de taşıyan bir kilise ile Barok bir çesme daima iyi bir manzara anlamına geliyor. Ayrıcaenfes de bir "hayat akışı" manzaranız olacak buna da şüpheniz olmasın.Yemek öncesi aperitivo ya da yemek sonrası kokteyl keyfi için mutlaka notlarınızda olsun derim.

Bu arada mekanın kokteyl menüsü de aşırı geniş. İnsanın kafası karışmıyor dersem yalan olur o yüzden ben sevdiceğimden vazgeçmedim ve her ziyaretimde Spritz siparişi vermeye devam ettim...
Daiquiri Lounge Bar Adres : Piazza Duomo 





Porta Catania kemerinden çıkınca sağdaki minik pastaneleri bir bir atlayıp C&G Cioccolato E Gelato adında şahane bir çikolata/dondurma dükkanı göreceksiniz. Aslında burası bir bakıma da bir pastane diyebiliriz. Pasta ve dondurmanın bir araya gelip yarattığı enfes örnekler ile bizi öyle mutlu etti ki her gün kendisine uğramadan günü sonlandıramadık..  

Bu arada mekanın küçük terasının manzarası da enfesti.. Bir kez de aperitivo keyfi yaptık bu terasta ve beni her gördüğümde nedensiz mutlu edebilen palmiyesi ardından Akdeniz'i izlemeyi, gelen gemileri konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamamayı sevdik. 
C&G Adres : Piazza S. Antonio, 7


Grand Hotel Timeo Taormina'nın en ikonik oteli! Otel içinde bulunan teras bar ise belki lokal değil ama kasabanın şüphesiz en romantik mekan tavsiyesi diyebilirim. Eğer balayı için Taormina sınırlarındaysanız kesinlikle bu terası atlamayın derim. Etna ve Taormina'nın bulunduğu körfezin manzarası da bu terastan bir başka nefes kesici.. 

Sicilya günbatımını burada yaşamak yanında, bizim kadar şanslıysanız belki Etna lavlarını da görebilirsiniz. Etna'nin lav püskürtmesini izlemek öyle büyük bir heyecan ki; bende yarattığı his tam olarak "dil tutulması ile tamamlanan aşırı bir korku"ydu diyebilirim.
Grand Hotel Timeo Adres : Via Teatro Greco 59


sevgiler
lulu
x

Serinin önceki postları;


17 Haziran 2019 Pazartesi

Sicilya Vol.2 - Sicilya Lezzetleri


 Sicilya hakkında başladığım ilk postta Sicilya mutfağı için "İtalyanlar ne kadar iyiyse Sicilya halkı bir o kadar daha iyiler" yazmıştım. Yazmıştım da, gastronomi uzmanları zaten Sicilya Adası'nı "Akdeniz'in yemek ve şarap adası" olarak kabul etmişler bile. Ada, tarih boyunca öyle farklı kültürler tarafından istila edilmiş ki; her istila mutfaklarına yeni lezzetler ekleyip, daha da zenginleşmesine olanak vermiş..

Sicilya mutfağının vazgeçilmez ve deneyimlenmesi şart tatları gerçekten de saymakla bitecek gibi degiller. Mutlaka size aktarırken eksik kalacağım lezzetler olacaktır, lakin yine de ana hatları ile damak keyfinizi doğru yönlendirebilirim diye düşünüyorum. 

Hadi baslayalim...


Granita için, Sicilya'nın en popüler yaz içeceği ya da belki de dondurma sonrası en ünlü soğuk lezzeti diyebiliriz. Kendisini Sicilya limonlarından elde edilen bir tür sorbe olarak düşünebilirsiniz. Limonlu Granita elbette ilk tercihiniz olmalı ama sonrasında da keyfinize göre diğer meyve çeşitlerini deneyebilirsiniz. Sicilya plajlarında ferahlamak adına Granita'dan daha cazip bir lezzet yok dersem sanırım ki sizi yanıltmış olmam.  



Ekşi seviyorsanız taze sıkılmış limon suyu yine Sicilya plajlarının vazgeçilmez içeceklerinden bir diğeri. Yüzünüz buruşmasın; zira Sicilya limonları öyle leziz ki; limonu ortadan ikiye kesip açtığınızda kabuğun hemen altındaki beyaz kısmı bile hafif bir tuz takviyesi ile yiyebiliyorsunuz. Dolayısıyla da limon suyu içmek gerçekten keyifli ve de lezzetli oluyor.. 

(Yıl 2014) Ülkemizde yeni yeni yaygınlaşan ve tadına alışmaya basladığımız kan portakallarını manav tezgahlarında görürseniz lezzetinden mahrum kalmayın isterim; zira bu nefis meyvenin de Sicilya güneşi altında yetişmiş ise lezzetine doyulmaz diye buyuruyor yerliler.. 

Adada plaj içeceği denince akla bir de "Latte di Mandorla" (Badem sütü) geliyor. Kesinlikle eşsiz bir tat..



Spritz benim için hem plaj hem de öğleden sonralarımın en keyifli Sicilya hatırası diyebilirim. Adaya özgü değil, aksine İtalya'nın her köşesinde (ama en çok Milano'da) rastlanan bu kokteyl sanırım bu adanın ambiyansından mıdır bilmem ama şiirsel lezzetli hissettirdi kendini bana.

Eğer Prosecco tadına aşınaydanız Spritz'i seversiniz elbette.
(Ev partileriniz için; 3 ölçek Prosecco, 2 ölçek Aperol ve 1 ölçek soda ile keyfiniz sizindir..


Cannoli Sicilianirulo haline getirilen hamurun kızartılıp, içinin ricotta peyniri ile doldurulmasıyla ortaya çıkan dillere destan olmuş bir Sicilya tatlısı. Minik pastanelerde sabah kahvaltısı ile başlayıp, günün her saati kahve eşliğinde tüketiliyor bu lezzet.
Ben bu tip pastane ürünlerinin pek meraklısı bir damak keyfine sahip değilim ancak
 çikolatalı versiyonunu sevdim denebilir. Yine de en gözde hali klasik Cannola bunu da eklemek gerek.

Cassata ise adanın diğer ünlü pastane ürünü, daha doğrusu pastası. Likörle ıslatılmış kek arasına limon ve ricotta peyniri ile krema sos yapıp üzerini şekerlemelerle kaplıyorlar. Görünen o ki pastane ziyaretlerinin vazgeçilmezlerinden biri kendisi ama bizim favorimiz dondurmalı versiyonu..

"Biscotti di Mandorla" ise Sicilya pastane mutfağının pek leziz bademli kurabiyesi oluyor ve tatlı da bir hediyelik seçeneği diyebiliriz..



Evet, Sicilya'da küllah dondurma tadacaksınız da asıl mesele dondurmanızı "Brioche Ice Cream" adi altında sandviç olarak tüketmek. Başta çok tuhaf gelse de bir bakmışsınız günler içinde siz de sandvicin müptelası olmuşsunuz. Yerli halk kendilerine has bu enteresan lezzeti sabah kahvaltısında dahi tüketebiliyor.. 

 
    
Yazıya böyle neşeli lezzetlerle giriş yapmış olsam da elbette ana yemeklere de göz atacağız.

İtalya'da yemek dendiğinizde birçok kişinin aklına hemen pizza ve makarna geliyor biliyorum ama bu algıyı en azından Sicilya seyahatinizde kırıp deniz ürünlerine doğru keskin bir dönüş yapmanızı tavsiye ederim. Pizza ve makarna elbette İtalyan halkının 
el lezzetinde en üst seviyede ustalaştığı tabaklar ve mutlaka Sicilya mutfağında da denenmeliler, ancak denizden çıkan her canlının ekstra bir lezzet katılarak sofranıza getirildiği düşünülürse; defalarca, durmadan ve her fırsatta deniz ürünlerine odaklanmanızı tavsiye ederim.



Makarna denince benim aklıma (heyecandan görselini resimlemeyi bile düşünemediğim) ismini Bellini'nin Norma Operası'ndan alan "Pasta Alla Norma" geliyor. Makarnayı basit ama müthiş leziz bir sos ile taçlandırmışlar. Ricotta peyniri, domates ve fesleğen karışımını kızarmış patlican dilimleri ile süslüyorlar ve ortaya çikan sonuç tek kelime ile muhtesem oluyor. (Bir sır: Eğer makarna yaparken Bellini dinlerseniz o makarna -özellikle de spagetti- tadı ruhunuzun dinginliği ile birleştiğinde tartışılmazmış bile..) 

Makarna konusunda farklı bir deneme tavsiyesi de vermek istiyorum. "Pasta con le sarde" sardalya balığı, çam fıstığı ve çeşitli baharatların buluşmasıyla hazırlanan Sicilya'ya özgü bir tarif. Denemeye değer bir lezzet... 

 
Caponata Sicilya mutfağının çok sevdiği malzemesi bol bir patlıcan yemeği, daha doğrusu mezesi. Meze kıvamında olduğundan Caponata'yı birçok yemek yanında sunduklarını da görebilirsiniz. Olur da menünüzde rastlarsanız, kızarmış ekmek ile afiyetle yemenizi öneririm. 
 
Aslında patlıcan seviyorsaniz size nefis de bir notum var, zira işin özünü tanıştığımız bir şeften öğrendiğim kadarıyla; Sicilya mutfağında patlıcan tuzlanır, acı suyundan ayrılana dek güneşte bekletilir ve sonrasında da fırınlanırmış. Dolayısıyla bu süreçten geçen ya da bu süreci hala uygulayan restoranlarda sipariş edilecek bir patlıcan tabağı sizi şüphesiz ki tatmin edecektir.. 


Pizza, Sicilya'da daha çok akşam yemeklerinde tercih edilmeli diye küçük bir not verebilirim size, zira restoranlar odun fırınlarını genelde akşam yemeği vaktinde  yakıyorlar. Odun fırınında pişen pizzanin tadına doyulur mu? Elbette doyulmuyor... Zevkiniz dahilinde yapacağınız tercihin Sicilya'nın ince ve çıtır hamuruyla birleştiğinde sizi fazlasıyla tatmin edeceğine eminim. 


  
Balık ve balık içerikli yemeklerin elbette Sicilya mutfağındaki yeri ayrı. Özellikle Sicilya usulu Levrek balığı denemenizi tavsiye ederim. 

"Swordfish rolls - Pesce Spada" adıyla menülerde karşınıza çıkabilecek kılıç balığından tam bir Sicilya efsanesi diye bahsediyorlar. Genel olarak balık dilimlerini bambu ya da defne yaprağına sarıyor ve her bir balık rulosunu da dogal dalları şiş olarak kullanarak ızgarada pişiriyorlar. Hakikaten enteresan bir lezzete sahip bu tabak.

Sardalya Sicilya deniz mutfagğının neredeyse temel taşı olarak kabul edilebilir. Çesitli pişirme tekniklerinin kullanıldığı birçok farklı tarifle menülerde görebilirsiniz kendisini.  Yalnızca sardalya kafasını kızartarak çerez gibi yedikleri bir yemekleri bile var. Ancak, en tadılması gereken tarif benim için "sarde a beccafico" oldu diyebilirim.. Sardalyaların arasını soğan, çeşitli baharatlar, maydanoz ve ekmek kırıntılarıyla doldurup unda kızartıyorlar hakikaten müthiş bir sonuç çıkıyor ortaya.. Sardalyayı ben gibi pek sevmeyip, aşırı kuru bulanların bile hoşuna gidecek, hiç şüpheniz olmasın. Bu arada bir de es geçmeyip, Akdeniz İstavriti'ni de denemenizi öneririm.. 

Deniz yosunu ve kestanesi belki iddiali lezzetler ancak sevenler ya da damak zevkini geliştirmek isteyenler için lezzetli bir seçenek olarak adada bolca tüketiliyor diyebilirim. 

Ahtapot, kalamar, karides ve midye elbette müthiş lezzetli ve her daim tapzate olarak masalarda yer buluyor. Deniz mahsüllü risotto ya da makarna yanında bir kadeh iyi soğutulmuş beyaz sarap ile basit ama alabildiğine leziz ve şiirsel bir öğüne sahip olabiliyorsunuz.. Bu arada mısır ununa bulanıp kızartılmış midye denememizi de ayrıca öneririm, muazzam bir lezzetti. 



 
Arancini hemen her menüde karşınıza çıkacak klasik bir İtalyan lezzeti ve ada bu şirin topçukları da başarılı bir şekilde yorumlanıyor. Özellikle içi mozeralla ile doldurulmuş prinç topları pek seviliyor olsa da karidesli versiyonu da çok çok leziz. Tercihiniz kıymalı olacaksa kesinlikle ragu sos ile tüketmenizi önirim, zira Sicilya mutfağındaki asıl Arancini klasiği kendisi kabul ediliyor...


Daha çok dolgun boyutlarda, etli etli zeytinleri seven biri olarak olarak Trapani bölgesi zeytinleri Sicilya seyahatimin bence en sevilesi lezzetlerinden biriydi. Yolunuz düşerse, valizinizde eve kadar taşımaya değer ürünler katagorisinde yer bulup, alınabilir.



Şarap dendiğinde aklıma yazacak çok fazla detay geliyor, zira her yeni şarap denemesinde Sicilya yerlilerinin fikirlerini öğrenmeye çabaladık hatta Etna Dağı yolunda bir üzüm bağına kısa bir ziyaret yapıp çok tatlı bir çift ile çat-pat ortak bir dil oluşturmaya çalışıp, tatlı birkaç bilgi de edindik. Restoranlardan bashedeceğim postlarda öğrendiğim detayları da paylaşacağım murlaka..

Diğer alkollü içecekler içinde tavsiye etmek istediğim "Fuoco del Vulcano"  adında sıkı bir likörleri var. İsmi gibi volkan etkisinde kendisi, zira alkol orani %70. Grappa ya da sert viski/konyak gibi içecekleri seviyorsanız eğer Fuoco del Vulcano'yu da mutlaka seversiniz diye düşünüorum. Sevimli İtalyan likörü Limoncello'dan bahsetmem belki manasız gelecek ama Sicilya limonlarından yapılmış bir Limoncello denemesi yapmayı ıskalamamanızı öneririm. Mirto Rosso ise Sicilya bölgesinde -aslında daha ziyade İtalya adalarında- sıkça karşınıza çıkabilecek ve mersin agaçlarından elde edilen lokal bir likor seçeneği. Lezzetine bayıldım diyemem ancak lokal tatların peşinde olanlar için iyi bir tavsiye olabilir. 

Sicilya, turistik bir seyahat planlamanın yanında lezzetlerini öğrenmek ya da bilinen İtalyan lezzetlerinin daha lokal yorumlamalarını deneyimlemek adına da adeta bir cennet parçası diyebilirim. Klasik İtalyan yemeklerinin ya da bu klasikler üzerine yapılan füzyon denemelerinin damağınızda lezzet patlaması yaratacağını düşünüyorum, zira biz tam olarak böyle hissediyoruz bu mutfak için..

Sevgiler

16 Mayıs 2019 Perşembe

Dubrovnik Vol.4 - Plajlar ve Riviera


Selam yeniden!

Sıra Dubrovnik merkezli deniz tatilimizde deneyimlediğimiz ve tavsiye edilmeye değer çevre plajlar ile Elaphiti adaları dışında kalan ve hem tekne hem de arabayla ulaşabileceğiniz Dubrovnik Rivierası'na geldi. Bu kısmı da mümkün olduğunca detaylıca anlatmak istiyorum zira yaz aylarını kapsayan seyahatlerde Adriyatik kıyılarının keşfedilmesi mutlak bir aktivite. Ziyadesiyle küçük bir yerleşim yeri olarak tanımlanabilecek bir şehirde hakikaten şaşkınlık yaratacak kadar çok plajdan bahsetmek mümkün. Kimi kum (ki kum plaj hakikaten çok çok az), kimi çakıl taşlı, kimi de direkt kayalık alanlardan oluşan enfes yüzme noktaları var şehir ve çevresinde. Günlük turlar veya özel olarak kiralanabilecek tekneler sayesinde büyük bedeller ödemeden yüzme keyfine herkeslerden bağımsız ve de yapayalnız varmak mümkünken, plaj işletmeleri sayesinde tüm günü konfor içinde de geçirebiliyorsunuz. Bakir sahiller ise deniz piknikleriniz için de her daim emrinizdeler..

Merkezde yani eski şehre çok yakın birkaç plaj şansı varken, yarım saatlik bir yolculukla enfes koylara ve plaj işletmelerine ulaşılabiliyor. Surların hemen dışında kalan otobüs duraklarından kalkan otobüslerle bu koy ve plajların bulunduğu bölgelere ulaşım da son derece kolay ve konforlu. Yani diyeceğim şu ki; Dubrovnik'te sizi tam anlamı ile tatmin edecek yüzme noktaları bulmanın sırrı merkezin bir parça dışına çıkmak!

* Banje Beach: Pile Kapısı üzerinden eski şehirden çıktıktan sonra kısa bir yürüyüşle ulaşılan, şehre en yakın ve en popüler plaj kendisi. Küçük çakıl taşlı bir sahili var ve kulüp mantığı ile hizmet veren işletmesi yemek bakımından da hizmet bakımından da oldukça başarılı. Otelimiz The Pucic Palace bu plaj ile anlaşmalı olduğundan, sabah kahvaltısı öncesindeki yüzme keyfimizi bu plajda yaşadık biz. Henüz deniz yüzeyi uykudayken ve plajda yaşam yeni yeni hareketlenmeye başlamışken o enfes sularda ve Lokrum Adası’na doğru yüzmek hakikaten çok keyifliydi. Gel gelelim, yoğun yaz sezonunda saat 11:00 sonrası bu plaja ayak basmak aklımızın ucudan dahi geçmedi zira şehrin en yakın plajı olmanın bir getirisi olarak, her daim müthiş bir kalabalığa sahipti. Belki sezonun başı ya da sonu olsa durum değişebilirdi elbette ama bizim tarihlerimizde yalnızca sabah yüzmelerine uygun olabildi. (Plajda şezlong kişi başı 100 Kuna)



* Suluci Beach: Şehre yakın, taşlık, kayalık ve organize olmayan minik bir plaj burası. Şehri gezdim, çok az vaktim kaldı, bir de yüzme deneyimi yaşamalıyım diyenlerin tercih ettiği bir nokta diyebiliriz aslında. Diğer yandan Game of Thrones hayranları için de pek önemli bu plaj zira Lovrijenac yani King’s Landing’in hemen yanıbaşında ve manzarası da bu anlamda gözlere şenlik. Organize bir plaj değilse de mevcut olan küçük barından faydalanabiliyorsunuz. 

* Sveti Jakov Beach: Eski şehrin biraz daha dışında kalan ama dilenirse yürüyüş ile de ulaşılabilecek, taşlık ama organize bir plaj burası. Banje çok yakın belki ama Sveti Jakov da yürümeye değecek denli güzel bir plaj diyebilirim. Gün boyu yararlanmanın mümkün olduğu bir bar ve restoranı mevcut ama kendi imkanlarınız ile plaj pikniği de yapabilirsiniz bu plajda. Ayrıca da kayak kiralamak belki de en kolay buradan mümkün oluyor diyebiliriz.



* Rixos Libertas Dubrovnik; şehir merkezine çok yakın ve yüzmek için de konaklamak için de en çok tercih edilen otellerden biri. Otel, bünyesinde konaklayan müşterileri dışında dışarıdan gelen misafirlerine de plaj işletmesinden yararlanma imkanı tanıyor. Merkezde bu denli organize bir işletme bulmak mümkün olmadığından tercih edilen bir işletme diyebiliriz kendisi için. Hem havuz hem de kayalıklardan denize girmenin mümkün olduğu, geniş bir güneşlenme alanı yanında yine geniş bir restoranı da bulunan Rixos, lezzet anlamında da plajlar genelinin üzerinde kalıyor. (Bu arada restoran şefinin bir Türk olduğunu öğrenince menüsünde gözlemlediğimiz Türk lezzet esintilerinin nedenini de öğrenmiş olduk.) Kum ya da çakıl taşlı bir sahili bulunmuyor Rixos’un ama kocaman bir teras alanından merdivenle inip, dar bir beton üzerinden hızlıca Adriyatik sularına ulaşmanız mümkün oluyor. Bu arada merdiven kullanmak yerine terastan direkt denize atlayan deliler de yok değil..



* Sunset Beach Club: Merkezden uzaklaşıldığında şehre yakınlığı sayesinde en çok tercih edilen (hem konaklama hem de deniz olarak) bölge olan Lapad’ın plaj işletmelerinden birisi Sunset. İsmi üzerinde, güneş batımı için de tatlı bir nokta kendisi. Aslında sevimsiz bir beton zemin üzerinde kurulu bir işletme Sunset ancak hizmet, lezzet ve deniz olarak çok tatmin edici olduğu söyleyebilirim. Giriş ücreti yok. Şezlong, şemsiye ve kabinlerse ücretli. Bunun yanında koltuklu kısımda adisyon açtırırsanız ödeme yapmanız gerekmiyor ve gün boyunca vaktinizi bu koltuklarda keyifle geçirebiliyorsunuz. Aksamları ise restorana ve sonra da gece kulübüne dönüşüyor. 



* Uvala Beach: Lapad bölgesindeki Sunset Beach’in hemen yanı başındakı halk plajının üzerindeki işletme kendisi. Yine taşlık bir plaj ve sezonda hakikaten çok çok kalabalık. Biz Uvala hem kalabalık hem de taşlık oldupundan, direkt iskeleden denize girmek daha rahat olur düşüncesiyle Sunset Beach Club’ı tercih ettik ama özellikle yoğun sezon dışında bu plaj da keyifli olabilir diye düşünüyorum. Bu arada sırasıyla Uvala ve Sunset Beach olarak devam eden sahil, Sunset sonrası da çakıllı bir sahil olarak devam ediyor. Gördüğüm, çoçuklu aileler deniz içindeki şişme oyun parkı nedeniyle sahilin bu tarafını daha çok tercih ediyorlar ama işletmeler hakında hiç bilgim yok...


* Copacabana Beach: Babin Kuk, plaj işletmeleri anlamında en başarılı bulduğumuz bölge oldu. (Büyük oteller de bu bölgede bulunuyor.) Hakikaten kaliteli, hijyenik ve derli toplu plaj kulüpleri deneyimledik bu bölgede ve merkezden kalkan otobüslerle de rahatça ulaştık kendilerine. Gözümüze değen ve de tavsiye edilen plajlardan biri de Copacabana’ydı. Hem kum/çakıl plajı hem de beton zemin üzerinde güneşlenme ve tül detaylı locaları vardı işletmenin. Güneşin batışı sonrası yavaş yavaş başlayan partileriyle de sabaha dek hayatın devam ettiği bir gece kulübüne dönüşüyordu. Evet, bu detayları ile sevilesiydi Copacabana ama benim hatırımda güneş batımının en güzel izlendiği nokta olarak yer etti.. Öyle güzel, öyle güzeldi ki; sanki yalnızca o an ve yalnızca orada batıyor gibi bir hisle doldurdu içimizi.



* Coral Beach Club: Yine Babin Kuk bölgesinde ve benim kişisel olarak favori plajım kendisi! Denizi mükemmel, işletmesi mükemmel, lezzetler bir plaj için hakikaten çok üst seviyede ve paylaşımlı kokteylleriyle de tam bir happy hour mekanı! Hizmet kısmında yoğunluğun verdiği ufak tefek aksamalar var elbette ama takılınacak bir durum değildi bana göre. Giriş ücreti uygulanmıyor Coral'da ama şezlonglar ücretli. Hatta bütçeniz el veriyorsa 240 Kuna gibi bir rakam ile çift kişilik şezlongları da var ve çok şirinler.. Ancak yine Sunset Beach Club'da olduğu gibi koltuklarda adisyon açtırarak tüm günü yeme-içme dışında ekstra bir ücret ödemeden geçirebiliyorsunuz. Sunset'e göre koltukları çok çok daha rahat ve ortamı da daha kaliteli diyebilirim. Gün batımı sonrası Coral Beach de gece kulubü mantığına dönüyor ve çılgın konsept partileri sabahın ilk ışıklarına dek sürüyor.





* Lokrum Nude Beach: Alternatif gezilerde bahsettiğimiz Lokrum Adası ziyaretinizde uğrayabileceğiniz plajlardan biri. Çıplaklık söz konusu diye çekimser kalır mısınız bilemem ama çekimser ya da karşıysanız; adanın "Dead Sea" plajında ya da adanın tam arkasında kalan kayalık alanlarda yüzebilirsiniz.





* Sunj Beach: Yine Alternatif gezilerde bahsi geçen, Elaphiti Adaları grubundaki şirin ada Lopud’un plajı burası. Adalardaki yüzme noktalarına ayrı ayrı değinmek istemiyorum aslında ama burası hakikaten altı çizilesi bir plaj. Ulaşmak için tekne kullanmanız şart olduğundan tekne şansınız olursa çok keyifli bir gün geçirebilirsiniz bu plajda zira kendisi kum plaj tercih edinlerin şehirdeki yegane kaçış noktası hatta belki de Dubrovnik çevresinde deneyimleyebileceginiz tek kum plaj kendisi diyebiliriz. Eğer üç Elaphiti adasını kapsayan günlük tekne turları ile Lopud’a uğrarsanız Sunj’a zaman ayırmanız pek mümkün olmaz ya da tatmin edici bir zaman olmaz sizim için ama bireysel organize edilecek tekne gezilerinde bu güzel sahili doyasıya yaşayabilirsiniz.

R I V I E R A

Deneyimlediğimiz bu plajlar dışında; otobüs ya da araba ile gitmenin son derece kolay olduğu ama tekne ile gezmenin geziyi çok daha keyifli bir hale getirilebileceği kıyılar da var Dubrovnik şehri çevresinde ve bu çevre Riviera olarak adlandırılıyor. Riviera’yı gezmek, Elaphiti Adaları dışında kalan kıyı şeridinin enfes sularında yüzme şansı tanıyor ziyaretçilerine ve bence bu da kesinlikle şehirde atlanmaması gereken bir aktivite zira şehri orta nokta kabul edersek, sağı ve solunda kalan tüm kıyı pitoresk görüntülerle donanmış halde. Kayalık ya da çakıl taşlı sahiller, her Dubrovnik bahsi açıldığında söylediğim gibi; üzeri jel ile kaplamış hissi veren muazzam bir deniz, çam ve zeytin bahçeleri, gözlere şenlik tepeler, mis kokulu üzüm bağları ile hakikaten deneyimlenesi bir kıyı şeridi kendisi. 











Dubrovnik eski limandan çıkıp güney kıyılara doğru uzanırsak;

* Mlini, Zupa bölgesinde bulunan kayalık ve çakıl taşlı bir kıyı köyü. Yerel işletmelerin de bulunduğu birkaç plajı mevcut. Bir plajdan diğerine de kolayca geçiliyor. Kısıtlı olsa da yeme-içme, restoran alternatifleri de var bu kıyılarda.

* Plat yine Mlini gibi Zupa bölgesinde çakıl taşlı ve şıkır şıkır sahillere sahip köylerden biri. Kalabalıklardan kaçmak adına da mantıklı bir adres diyebiliriz..

* Cavtat bildiğiniz üzere şehrin en sevilen konaklama noktalarından biri zira genişçe bir alanda her türlü ihtiyacınızı karşılayabilen organizasyonlara sahip bir kasaba kendisi. Kljucice Plaji, kasabanın popüler plajlarından biri. Çakıl ve de kayalık olduğunu eklemeye sanırım artık gerek yok zira bu tip plajlar bölgenin karakteristik bir özelliği..

* Kupari, Srebreno sahillerinin de ismi geçiyor notlarımda ama kendilerine dair bir deneyimimiz olmadı.

Şehrin kuzeyi kıyıları ise şöyle bir rota sunuyor;

* Veliki ve Mali Zaton için şehir limanından çıkıp, kuzeye doğru yol aldığınızda uğranacak ilk adresler diyebiliriz. Lokal yazlıkçılarının evlerinin önünde, nefis bir su renginde keyifle yüzebilirsiniz bu plajlarda.

* Orasac güpgüzel bir sahil ve çevre yeşillikleri ile bizim teknemizi kıyıya yaklaştırıp doyasıya yüzdüğümüz bir köy oldu. Restoranları ve de kalesi ile de çok ünlü bir köy kendisi..

* Trsteno yüzmenin dışında doğası ile de büyüleyici adreslerden biri. Bitki örtüsü hakikaten muhteşem görüntüler sunuyor. Bir Rönesans doğal parkı olan ve GOT dizisinde de kullanılan "Arboretum"a da sahip olduğundan mutlak uğranası bir adres diyebiliriz kendisine.

* Brsecine ise benim bu kıyılarda en sevdiğim yüzme noktam oldu. Çok sevdim, çok sıcacık, cok minnak, çok lokum buldum ve sanırım en uzun süre burada yüzdüm, yüzdük.. Deniz kenarında, şehre fazla uzak olmayan fakat şehir kalabalığından uzaklaşmak için bir yer arıyorsanız burası kesinlikle mükemmel diyebilirim.

* Brsecine sonrası daha da kuzeye çıkıldığında çok sevilen Slano bölgesine ulaşılıyor ama biz sınırları daha da yukarı çekmedik, daha doğrusu küçük bir görünmez kaza yüzünden çekmemeyi tercih ettik. Ayrıca da yolda geçecek zaman yerine, sevdiğimiz koylarda doyasıya yüzmeye devam ettik..