Kayıtlar

Eylül, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

LIZBON

Resim
Selam, Portekiz post serisine nokta koymanın vakti geldi; zira yeni seyahatler kapıda..  Seyahatten dönmeden evvel planladığım gibi serinin son postu özellikle bir İstanbul sakininin yabancılık çekmeyeceği yegane Avrupa şehirlerinden biri olan Lizbon hakkında olacak. Klişe bir söylem belki ama şehir fiziki şartları nedeniyle İstanbul’a hakikaten benziyor. Karmaşası, her saniye yaşadığını hissettiriyor oluşu, tepeleri, bayırları ve dar sokaklarıyla.... ama diğer yandan da bambaşka iki ruh oldukları da tartışmasız bir gerçek... Saramago'nun "Yitik Adanın Öyküsü" kitabında bahsettiği özdeyişiyle başlamalıyım size benim Lizbon'umu anlatmaya; "Görmemek o güzel Lizbon şehrini, yaşamamaktır hoş bir şeyi." der bu tatlı insan. Çok da doğru söylemez mi? Aynı Baudelaire'in "suyun, mermerin ve ışığın şehri" derken çok doğru söylediği gibi...  Lizbon, şehir gibi bir şehir deneyimi sunuyor ziyaretçilerine ve bu cömertliğe hakikatle bakmak ve görmek boyn...

DAS MAÇAS

Resim
Selam, Lizbon ziyaretçilerine keyif alacakları alternatif bir adresim var, zira şirin bir okyanus kıyı kasabasında, lokal bir restoranda tazecik deniz ürünleriyle donatılmış bir masada yemek yerken, sörf tahtalarıyla plajda salınan sörfçüleri izlemeye kimsenin hayır demek isteyeceğini düşünmüyorum. Yemek öncesi ya da sonrası plajda dalga oyunları oynamak da bu yemeğin bonusu... Das Macas,  araç ile Lizbon A7 otobanı üzerinden Sintra ve oradan da  Colares  istikametine doğru seyrederek ya da daha önceki postlarımda da bahsettiğim gibi, Cascais orman yolu üzerindeki küçük köyleri geçerek ulaşabileceğiniz bir kasaba.  Hem Lizbon'a yakın olması hem de  güçlü dalgalarına rağmen çok da popüler bir turistik nokta olmaması bizim için bu kasaba ve plajı daha keşfedilesi kıldı diyebilirim. Gün sayımız yeterliyken ana adreslerden çıkıp böyle kıyı köşe sapmalar yapmayı çok seviyoruz çünkü..  Bu arada Das Macas'a Sintra'dan tramvay ile de...