7 Kasım 2019 Perşembe

CHEF MEZZE


2019 YILI REVİZE NOTLAR: Aşağıda yazılı olan postu az evvel güncelledim, zira arkadaşlarım Gazi ve Bilal, Sortie  (yazlık bir mekandı neticede orası) sonrası yerleşik olarak Chef Mezze Gümüşsuyu adresine geçtiler. Sonrasında da Chef Meyhane geldi ve Arnavutköy'deki yılların balık restoranları arasına karışıverdiler. Harika oldu! Hatta öyle harika oldu ki; müzikleri ve ortamı sayesinde bir gece hayatı merkezine dönüştü dersem abartmış sayılmam... Hatta şu sıralar Karaköy Chef in Bar'ın da eli kulağında.... Yani her şey yolunda ve olması gerektiği özende devam ediyor. Kardeşler aynı derecede işlerinin başındalar ki bana göre bir mekanın başarısındaki en önemli etken tam olarak bu...

Ve şunu görüyorum ki; aşağıda Not3:'te de tahmin ettiğim gibi, Chef Mezze gerçekten bir meze bar olarak gatronomi dünyasında yerini sağlama almış durumda. Sortie'de açılan ilk restoran sonrası hiç bir ziyaretimde ana yemek yemediğimi, yalnız ben değil kimsenin yemediğini biliyorum... Yaşasın mezeler, yaşasın o meze barı önünde geçen sabırsız ve heyecanlı dakikalar....

Chef Mezze Adres: Gümüşsuyu, İnönü Cad. No:26 - İstanbul.
Chef Meyhane Adres: Arnavutköy Mah. Bebek-Arnavutköy Cad. No:64/2İstanbul

 

Sevgili arkadaşlarım Gazi ve Bilal Ateş kardeşler kış sezonunda yeme-içme ve eğlence dünyasının kendi adıma en tatlı sürprizlerinden birini yapıp, uzun yıllardır büyük başarılara imza attıkları Çapa-Marka yaratıcı mutfak şefliği görevlerinden ayrılıp, kendi yollarında yürümeye karar verdiler. Bu zamanı çoktan gelmiş yerinde karar sonrası yollarına öyle güzel bir yön verdiler ki, sessizliklerini geçtiğimiz günlerde açılışı yapılan alternatif balık ve meze restoranı CHEF MEZZE ile bozdular..

Alternatif diyorum, zira menü hem klasik lezzetleri müthiş bir çeşitlilik ve görsel tatmin ile sunuyor, hem de rakı-balık masamızda adeta Orta Doğu rüzgarları estiriyor.. Ve bence mekan öncelikle bu yönü sayesinde, diğer tüm balık restoranları arasından bir adım öne çıkıyor.

Chef Mezze henüz açılmadan evvel, Kuruçeşme’de bulunan gece kulübu işletmesi Sortie'nin 2014 yaz sezonu içinde açılacak en iddialı mekanı olarak basında ilgi görmüştü. Açıkçası Sortie içinde olması baştan beni bir miktar endişelendirmiş olsa da, şunu çok net söyleyebilirim ki; Sortie içinden geçip Chef Mezze'ye adım attığınız an başka bir dünya içine dahil oluyorsunuz ve bu sayede Sortie’nin -en azından benim için bu böyle- ortamından da uzakta kalıyorsunuz..

Bir kere Chef Mezze ekibi müthiş bir enerjiye sahip. Servis, bir restorandan tam da beklediğimiz kadar güler yüzlü ve özenli. Bir bakıma yeni nesil meyhaneciliği gibi bir lezzeti var ortamının. Şeflerse daima göz önünde, işlerinin başındalar. Hazırlayıp, sundukları mezelerin püf noktalarını da ilgili müşteri kitlesi ile paylaşmaya çok hazırlar. Sevgili Alen Yunus mekanın bar bölümünde harikalar yaratıyor.. Müşteri İlişkileri, bir misafir gözü ile söyleyebilirim ki; son derece dengeli bir samimiyette. Mekanın hemen yanı başınızda olan dünyanın en güzel boğazı ve Atamı’nın yadigari Savarona yatının sağladığı eşsiz manzaradan hiç bahsetmiyorum, zira onu zaten hiçbir kuşkuya yer olmadan yaşayacaksınız ve kendisi lezzetli sofranızın bonusu olacak.

Chef Mezze'de öncelik adı üzerinde mezelere ait. Seçim yapmak zor, ama meze barında zaman geçirmek aşırı keyifli. Somon ve pastırmalı karides, kömürde közlenmiş Babagannuş, patlıcan salatası, ahtapot soğüş, Lübnan mutfağının kralı humus, kişkişli levrek marine, patlıcan köpoğlu, tane biberli deniz börülcesi, ısırgan otlu ve chili biberli Gazi Ateş ezmesi, bir Ege klasiği kabak çiçeği dolması, kavrulmuş cibes otu, zencefille aromalanmış pancar turşusu ve yemeye doyamadığım soslu Fransız fasülyesi aklıma delicesine gelen mezeler.. Hepsi de abartıdan uzak, basit ve enfesler!

Ara sıcaklar rakı-balık soframızın elbette vazgeçilmezleri.. Mezze'nin ara sıcakları ise lezzetli olmaları yanında, sunumda kullanılan duman tekniği ile insanı yiyeceklerine dair daha da heyecanlandırıyor.. (bu teknik her geçen gün yayılır, zaman içinde sinir olur duruma geliriz diye düşünüyorum) Paella, pirinç topları, ızgara ahtapot ve kalamar, chili soslu tempura karides -ki bu benim ileri seviye favorim-, balık kokoreç, şefin özel ızgara deniz mahsülü tabağı yine aklıma ilk gelen ilk sıcak lezzetler.. Ara sıcak olarak kabul ederseniz -bence edin- balık çorbası da nefis bir örnek!

Ve Balık! Aslında burası bir meze restoranı gibi algılanıyor olsa ve yenen onlarca farklı meze sonrası ana balık tabağına pek yer kalmıyor olsa da gerçek deniz levreğinin Bilal Ates yorumlamasına yer ayırmanızı tavsiye ederim. Ufak ve dip balığına karşı ayrı bir sevgi besliyorsanız eğer, Marmara Denizi'nin göz bebeği barbun ya da nefis yorumlanmış dil şiş yine "gerçek" bir dil balığı olması detayıyla tercih edilebilir. Biliyorum çok fazla olacak ama balık tercihinizin yanına deniz mahsüllü risotto ya da tercihinize göre paella ana yemeğinizi daha da keyifli kılar diye düşünüyorum. En azından ortaya paylaşımlı olarak eklenebilir bu tabaklar..

Son olarak, balık sonrası tatlı yemek adettendir diye düşünüyorsanız, bu noktada da şeflerin pek mutavazi olmadıklarını söyleyebilirim. Yeşil cevizin ham halinden yapılan ceviz tatlısı aşırı iddialı ve farklı bir yorum. İtalyanların tiramisu lezzeti limoncello ile hazırlanmış, panna cotta ise görsel olarak çok ilgi çekici gözüküyor. Frambuazlı sütlaç, çok seksi çikolata, dağ meyveli cheesecake, yaz muhallebisi, Yunan revanisi…. Diye uzayıp gidiyor liste! İyisi mi tatlı barına uğramadan karar vermeyin derim..

Gece, kahvenizin yanında Alen Yunus'un likorleri ile tamamlanıyor mekanda.
Limoncello likörünün Alen yorumlaması enteresan bir lezzet olmuş, ama asıl alkış sunuma gidebilir. Alen ayrıca marşmelov ile aromolanmış meyveli şarap tadımı da yaptırıyor misafirlerine. Yemek öncesi ya da sonrası her an masanızın yanında Alen’i görebilir ve bu nefis aperitifin oluşuma şahit olabilirsiniz.
















Not 1 : Bu post kesinlikle "torpil" içermiyor, hissettiklerim çok içten ve yaşadığım her Chef Mezze deneyimi beni ve midemi mutlu ediyor.

Not 2 : Elbette reklam içeriyor, zira sevdiğim arkadaşlarım harika işler yaparken, onlara destek olmak güzel de bir his!

NOT 3: Kişisel olarak Chef Mezze’nin yoluna uzun yıllar devam edeceğine, ama o yolun daha çok bir meze restoranı olarak şekilleneceğine inanıyorum ben, zira öyle bir menü ki ortaya çıkan, insanlar o menünün görsel olarak önünde dururken ve seçim yaparken, kendini sınırlayabileceğine ve ana yemek için yer ayırabileceğine inanmıyorum… Bu not burada dursun… ;)

Bilgi ve rezervasyon için Chef Mezze Tel : 0530 067 50 40

sevgiler
lulu
x

18 Ekim 2019 Cuma

Yunanistan / Uzun Yol Seyahati Vol.3 PARGA

Selam,

Meteora’dan ruhumuz yükselmiş, bedenimiz adeta yenilenmiş hisleriyle ayrılıyor ve Parga için yola çıkıyoruz. Her yolculuğun birbiriyle yarışır derecede güzel olması normal mi? Yol, Meteora’dan Parga’ya bizi ulaştıracak otobana bağlanıncaya dek (40 km kadar) müthiş görüntüler sunuyor bize. Virajlı yollarda, yol kenarlarını kırmızıya boyamış gelincikleri izleyerek ve sevdiğimiz müzikleri dinleyerek ilerliyoruz. Arada koyun sürüleri çıkıyor yolumuza. O zamanlar biz duruyoruz, yol onların oluyor....



Yamaçtaki köylerden yemyeşil Trygona’ya ve minnacık Analipsi’ye bayılıyor ve Analipsi’de kısa bir kahve molası veriyoruz. Otobana yani yine Egnatia Odos’a bağlandığımızda, önümüzde Ioannina yönünde yaklaşık 110 kilometre var ve otoban yine sevdiğimiz yol görüntülerine sahip. Kısalı uzunlu ve tedirgin edici olabilen uzunluktaki tünellerden geçiyoruz. Yorulunca, hem ihtiyaç gidermek hem de kahve molası vermek için otobandan çıkıp yol kenarı kasabalarından Chrysovitsa’ya giriyoruz. Karşımıza pek lokal bir köy kahvesi çıkıyor. Başka yerde olsa dönüp bakmayacağımız kadar eski görünen binanın camlarından içeriye göz atınca, içeride souvlaki yapan teyzeleri ve masalara oturmuş orta yaşlı erkekleri görüyoruz. Bu sırada mekanın çocukları ya da torunları da bisikletlerini bırakıp bizi izliyor durumdalar. "Hadi, içeri girelim" diyoruz, zira belli ki burada hayat var.. Herkes tatlı bir gülümsemeyle karşılıyor bizi içeride. Hafif serinlemiş hava, hem kahvenin hem de insanların sıcaklığıyla içimizi ısıtıveriyor. Bana kalırsa kahvenin küçük barında durup espresso siparişi veren ve içerken keyiften çatladığı yüzünden okunan sevgili, burada tattığı kahveyi asla unutmayacak, bunu hissediyorum..



Bu tatlı mola sonrası yeniden otobana bağlanıyoruz. Girdiğimiz ilk tünelin çıkışında beklenen yağmur da başlamış durumda. “Pıtı pıtı ne kadar güzel yağıyor” derken hızlanıveriyor, ama ne hızlanmak!! Gökyüzü genel olarak karanlık ve çevre dağların tepelerine bulutlar inmiş, ama yine de ara ara güneş ışığı hüzmelerini görüyoruz yolda ve hakikaten yolculuğumuz daha ne kadar güzelleşebilir merak ediyoruz...

Otoyoldan çıkıp, Parga yönüne doğru ara yollara dalınca yine virajlı ve yemyeşil yollara sahip oluyoruz. Yeşil, bu yolculuğun neredeyse başından beri bizimle, ama otoban dışındaki yollarda kendisine daha yakın olmak bir harika! Parga’ya yaklaşırken müziğin sesini iyice açıyoruz, camlarımızı da… Sevgili, Parga tabelasını gördüğünde “öğleden sonra uzosunun vakti geldi" diyor. Yağmura rağmen hala  balkonlarda asılı duran, defalarca yıkanmaktan yıpranmış, ama yine de bembeyaz görünen çamaşırlara bakarken “evet” diyorum… "Hoşgeldik uzosu içelim hemen!"

Not: Meteora – Parga arası toplamda 185 km kadar ama ara yolların virajları ve tüneller hesaba katılınca, şehre varmak 2,5 saati buluyor.






Otelimize dediğimiz hızlı merhaba sonrası, valizlerimizi bile arabamızdan çıkartmadan Parga’nın merkezine gidip, kendimizi nefis bir öğleden sonra yemeğine teslim ediyoruz. Açıkçası Parga denince Alpico’nun bile aklına ilk olarak bu yemek geliyor. O derece tatmin edici bir deneyim bizim için.. Bir kere, hala yağmur yağmaya devam ediyor ve biz restorana oturduğumuz an şiddetini daha da arttırıyor. Ortaya çıkan pitoresk görüntülerle; Parga’nın sahili, sahilinin ardında yükselen renkli evleri ve plajın hemen karşısında olan ikonik kayaları izlemeye doyamıyoruz... Huzurluyuz ve en güzeli de artık hiçbir yere yetişme telaşımız yok!



Yağmur neredeyse durunca, Parga’nın yasemin kokulu sokaklarında dolaşıyoruz. Ara sokakların güzelliği, sahilinin çiçekli görüntüleri, restoranların enerjisi derken arka sokaklarda bulunan çarşı kısmına geçiyoruz. Tatlı seramik dükkanları buluyoruz çarşı içinde. Düz ayak başlayıp, minik minik merdivenlerle tepeye doğru devam ediyor bu dükkanlar.. Arada şipşirin, daracık ve begonvillerle kaplı sokaklar çıkıyor karşımıza. Çok şirinler ve adalarda alıştığımız görüntülerden de farklılar.. Daha çok Nafplion'un sokaklarına benzetiyoruz buraları sevgiliyle.. Bu sırada Alpico’nun dilinde, sahilde gördüğü bir waffle dükkanı var. Aslında kendi şehrimizde pek yemediğimiz bir lezzet kendisi, ama tatildeyiz! O yüzden Alpcan'ın heyecanıyla koşar adım yeniden sahile iniyoruz. Hedef Cafe Smart. Lezzetli bir waffle deneyimi yaşıyoruz Smart'ta ve tek bir porsiyon üçümüze de yetiyor.. Burada otururken, hem etrafı gözlemleyip hem de gevezelik ederken hava kararmaya yüz tutmuş durumda. Artık otelimize gidip yerleşme ve biraz da ayaklarımızı uzatma derdindeyiz. Belki bir film de izleriz diye düşünüyoruz sevgiliyle, ancak bu düşünce sevimli otelimize yerleşmek ve zaman kaybetmeden derin ve upuzun bir uykuya teslim olmakla sonuçlanıyor… Öyle güzel bir uyku ki, tahmin edemezsiniz…




KONAKLAMA

Parga (kendisine şehir demek pek zor gelse de..) minicik bir sahil şehri. Konaklama olarak seçiminiz neresi olursa olsun pek de ana merkezden uzaklaşmış olmuyorsunuz. Biz, hem yaz sezonu başlamış olduğundan hem de sezon olsun ya da olmasın denize yakın olmayı çok sevdiğimizden Valtos plajı üzerinde bulunan otellerinden birini seçtik kendimize.. İsmi; Cape North West ve bu sahilin iyi otellerinden biri kendisi, hatta plaj işletmesi bakımından en iyisi bile diyebilirim. Plajı dışında; barı ve restoranıyla da çok başarılı bir işletme ve dillere destan bir kahvaltısı olduğunu da eklemeliyim. Eğer kahvaltı sizin için önem teşkil ediyorsa, Cape North West kesinlikle doğru tercih olabilir. Aslında bir de Golden Bay Suites & Maisonettes vardı aşırı beğendiğimiz ve size de tavsiye edebileceğim. Deniz bir miktar uzak kalıyor diye karar değiştirmiş biz, ama oldukça konforlu bir işletmeydi. Göz atmanızı tavsiye ederim..

Bu arada, şunu da eklemeliyim; normalde tek gecemiz dahi olsa AirBNB kiralaması yapmayı tercih ediyoruz seyahatlerimizde, ama bu kez organizasyonu son dakikaya bıraktığımdan istediğimiz standartta bir daire bulamadık. O yüzden de risk almak yerine otel tercihi yapmak daha mantıklıydı; ancak siz erken davranırsanız, teraslı ve enfes manzaralı bir daire kiralayabilirsiniz.


(Görsel Youtube'dan..)





PARGA VE ÇEVRESİ

Yunanistan’ın kuzeyinde ve İyonya Denizi’nin kıyısında olan Parga, The Durrells dizisini izledikten sonra daha da fazla seyahat etmek istediğimiz Korfu Adası’nın güneyinde, İyonya Denizi’nin en minik adaları olan Paxos ve Anti-Paxos’un ise hemen karşısında kalıyor. Bölge olarak Epirus adı alında toplanıyorlar Preveze ile birlikte. Daha önce söylediğim gibi; bir şehir olsa da, daha çok bir balıkçı kasabası kıvamında kesinlikle.. İnsana çoğu zaman ada hissi de veriyor, ama aslında Cape Aktion yani Aktion Burnu’na bakan yarımadada konumlanmış bir kıyı şehri kendisi.

Parga’nın pitoresk görüntüsünde; tepelerin eteklerine yayılmış ve sanki bir amfi tiyatroyu andıran konumu dışında, sahilin hemen karşısında bulunan ve Meryem Ana'ya adanmış olan Panagia Adası da etkili. Göze hemencik çarpan, denizin içindeki iki dev kayanın isimleri ise; Kremyda ve Skorda.



Okullarımızda öğrendiğimiz, Kanuni’nin sadrazamlık yaptığı yer tam olarak burası, yani Parga. Ayrıca, hepimizin okuldan çok Muhteşem Yüzyıl dizisi sayesinde daha iyi tanıdığımız Pargalı İbrahim Paşa’nın da doğum yeri burası. Bu açıdan, zaten çocukluktan beri aklımızda yer etmiş bir şehir ve sanırım bu yüzden de daha yakın hissettiriyor biz Türklere kendini.. Konumu itibariyle Ortaçağ’dan 17.yy’a dek birçok istilaya (Fransız, İngiliz ve son olarak da Osmanlı) ve korsan saldırısına uğrayan savunmasız Parga'ya, Venedikliler bir kale inşa etmişler. Bu kale şehrin kesinlikle en ünlü tarihi kalıntısı durumunda..

Hikayemize geri dönersek; ilk günün yorgunluğuyla çektiğimiz enfes uyku sonrası şundan çok eminiz ki; bundan sonra günlerimiz daha dinç olacak, zira az değil tam 12 saat uyumuşuz. Neyse ki; hava hala kapalı ve güneşi yeniden görene dek deniz dışında Parga’nın çevresi ve tarihini gezme derdinde olacağız. O nedenle ilk hedefimiz Venediklilerin şehre kazandırdığı Parga Kalesi‘ni ziyaret etmek.. Kale ziyareti için Valtos plajının arka sokaklarından tepeye doğru yol alıyoruz. Aracımızı park ettiğimiz noktadan sonra ise, Valtos’un solunda kalan tepelerden, manzarayı seyre dalarak yürüyor ve kaleye ulaşıyoruz.. Parga Kalesi zamanında Barbaros Hayrettin Paşa’nın hiddetinden nasibini almış ve yerle bir edilmiş bir kale aslında. Sonrasında yeniden onarılmış olsa da şu an gerçekten harap durumda. Yine de şehrin en tepe noktasında bulunması sayesinde enfes bir panoramik manzaraya sahip. Sanırım bu kalenin bize verdiği en güzel his tarihinden ziyade manzarası oluyor… Bir de, aklımıza hemen Game of Thrones’u getiren kapısının ilginç olduğunu söyleyebilirim.. Eğer Parga’dan çıkıp Anthousa yönünde yol alırsanız, Parga Kalesi’ne göre daha iyi durumda olan Ali Paşa Kalesi bulunuyor. Yine kaleden ziyade İyon Denizi manzarası için ziyaret edilebilir burası da..





Bu arada Valtos’un tepelerinden kaleye ve merkeze doğru yürürken bolca mekan çarpıyor gözümüze. Öğle ya da akşam yemekleri ve aperitif zamanları için aklımıza birkaç mekan yazıyoruz hemen. Deniz manzaralı ve genelde iki üç katlı olan küçücük evler, evlerin yaşlı sakinleri ve araba geçmeyecek kadar dar sokaklar…. Hepsi hafızamızda güzel yerlere yerleşiyorlar. Daha sonra detaylıca gezdiğimiz o daracık sokaklara bayılıyoruz sevgiliyle. Küçük şapeller ve kiliseler görüyor, hepsinin içlerinde az da olsa vakit geçiriyoruz. Sokaklara yayılmış restoran kokularını takip ediyor ve dolanırken küçük ve şirin meydanlara ya da yeniden merkezin arka sokaklarında bulunan çarşıya ulaşıyoruz. Bu sokaklar, Puglia seyahatinde ziyaret ettiğimiz Itria Vadisi köylerini getiriyor aklıma, zira benzer görüntüler buluyorum bu sokaklarda.. Ki o an aklıma şu geliyor; Itria Vadisi köylerinde dolanırken de kendimi bir Yunan adasındaymışım gibi hissetmiştim ben… O duygumu çok net hatırlıyorum..

Yürüyüş denince bir notum da Parga’da yürüyüş geleneğinin kitabını yazmış olan İngiliz Lance Chilton’un “Walks in Parga” kitabı. Bu kitabı Parga kitapçılarında bulabilirsiniz..

YEME – İÇME

Parga sahili ve ara sokaklarında onlarca mekan göreceksiniz. Sahildeki sıralı tavernalardan birini ya da sahili görebilen tepelik konumlu bir restoranı seçerseniz yemeğinize limandaki balıkçı teknelerinin manzarası da eşlik ediyor olacak. Bu gerçekten yemeğinizi keyifli kılacak bir detay. Ayrıca Parga’nın bir balıkçı kasabası olmasının avantajı olarak, balık ve balık ürünlerini gayet makul bir fiyat ile deneyimleme şansı bulacaksınız. Deniz ürünleri bol, çeşitliliği fazla ve lezzetleri kesinlikle fiyatlarıyla ters orantılı diyebiliriz. Deniz ürünleri dışında, Souvlaki ve İtalya sınırına olan yakınlık nedeniyle bolca pizza şansınız da var şehirde.



Valtos plajına tepeden bakan ve oldukça tatminkar bir manzara sunan Med Parga, aslında yemek alternatifi sunuyor olsa da bence kesinlikle bir kokteyl mekanı olarak notlarınızda olabilir. Biz daha lokal bir alternatif bakıyoruz derseniz, bizim de tercih ettiğimiz Sail In Bar, yemek öncesi ya da sonrası alacağınız kokteyller için Parga merkezindeki en tatlı manzara noktalarından biri diyebilirim.. Sail In Bar'ın minik balkonlarında yer bulursanız da ne mutlu size! Bu iki mekan arasındaki en önemli fark ise manzaralarının açısı..  Med Parga, Valtos ve ardında uzanan İyonya Denizi’ne bakarken; Sail In Bar, Panagia manzarası ile adeta taçlanıyor! Bu manzaranın en turistik noktası ise; Kastro 1380 Restaurant Cafe Bar. Açıkçası biz böylesi bir kalabalık içinde olmayı pek tercih etmiyoruz ama şehrin sakin zamanlarında tercih edilebilir..



Valtos manzaralı Filo Mila, caz müziğinin hakim olduğu pek şirin bir mekan. Her geçişimizde “bir yemek öncesi atıştırması ya da yemek sonrası keyfi yapalım burada” dedik birbirimize. Caz dinlerken, birer kadeh şarap ve yanında birkaç deniz ürünü tattığımızda da çok çok mutlu olduk bu şirin işletmede.. Açıkçası, daha çok akşam yemekleri için tercih edilen restoranı ben de size bir akşam yemeği için önerebilirim.

Sakis yine bu yürüyüşlerde gözümüze çarpan ve kesinlikle burada yemeliyiz dediğimiz bir tavernaydı. Yer bulması bir miktar zor olsa da taverna sokağa yayılmış, hatta bir bölümü asmaların altına kalmıştı ve aşırı sevimliydi. Rezervasyon varken dahi sıra beklenen, beklerken de uzo ikram edilen bu tatlı mekanın lezzet seviyesi elbette bizi şaşırtmadı.. Basit ama mükemmel bir akşam yemeği yedik burada..





İlk gün otele dahi yerleşmeden, o nefis yağmurlu havada gittiğimiz ve Parga’nın merkezinde bulunan restoranın adı ise, Villa Rossa’ydı. Parga sahiline hemen köşeden bakan bir konumu vardı restoranın. Bir butik otel de olan mekanın restoran kısmı fiyat olarak genelin bir miktar üzerindeydi, ama lezzet çıtası oldukça yüksek bir füzyon mutfağıydı. Bu arada porsiyonları klasik Yunan anlayışından çok çok uzakta, hatta daha çok şef restoranı kıvamındaydı.. Porsiyonlarının minikliğine rağmen, yediğimiz her tabağın lezzetine kefil olabilirim. Hele ki; avokado yatağında sunulan meyveli karidesler, üçümüz için de muazzam bir deneyimdi. O nedenle, Villa Rosa için bu seyahatin üzerine yıldızlar yağdırdığımız yemek deneyimiydi diyebilirim..


Bir keyifli yemek deneyimini de Taverna Stefanos’da yaşadık. Burası bir balıkçı restoranıydı ve ailece işletiliyordu. Stefanos’un kuzey Avrupalı zarif eşi, bize gün batımı vakti için hakikaten nefis bir masa ayırmıştı. Ortam çok keyifliydi, balıklarımız tazecikti ve özlediğimiz Yunan mezelerine gerçekten de tam anlamıyla doymuştuk burada. Valtos plajına bakan manzara da restoranın tatlı bir bonusu olmuştu bizim için, ki zaten Stefanos’u tercih edişimizin ilk nedeni de bu manzara etkisiydi…



Daha evvel bahsettiğim Smart Cafe; waffle yemek (ki aşırı lezzetliydi) ya da sağlıklı detoks karışımları içip, gelip geçeni seyre dalmak adına iyi bir adres..

Akşam yemekleri sonrası mutlaka uğradığımız dondurmacımız, kaleye doğru merdivenleri tırmanırken sağımızda kalan Magic Cream oldu. Artizan olmamakla birlikte, mutluluk garantili klasik bir dondurmacı olduğunu söylemek gerek.. Neticede dondurma bir çocuk için daima bir dondurma oluyor ;)

Yunanistan’da olunca dondurma yerine "frozen yogurt" da tercih edilebiliyor. Biz de teslim oluyoruz Alpico’nun bu isteğine ve "üzerinde meyve olsun" uyarısıyla Chillbox’tan küçük boy bir kutu alıyoruz.. ;)


ÇEVRE  PLAJLAR

Valtos, bizim otelimizin de bulunduğu, çevresi oteller ve restoranlarla çevrelenmiş, Parga’nın, hatta Yunanistan’ın ünlü kum plajlarından biri ve uzunluğu sayesinde yürüyüş için de uygun bir plaj denebilir. Plajda yürüyüp, sonra da bir miktar bayır tırmanışı yapılırsa, Parga Kalesi’ne rahatça ulaşılabiliyor. Valtos, konumu nedeniyle organize bir plaj, aktivitesi bol ve suyu gerçekten güzel bir sahil..



Kryoneri, Panagia Adası’nın hemen karşısında kalan şehrin en merkezi plajı. Biraz kumlu, biraz minik çakıllı bir sahili var. Bana kalırsa bu plajın en güzel yanı; Panagia Adası’na doğru yüzebilmenin keyfi… Adaya çıkıp, küçük şapeli gezme şansınız da olabiliyor, ama onu mayo ile nasıl yaparsınız bilemiyorum.. Deniz elbette tertemiz ve rengi de bakmaya ve yüzmeye doyamadıklarımızdan..



Parga’ya gelmeden evvel, şehrin 3 km gerisinde bulunan Lichnos bu çevrenin en ünlü plajlarından biri. Epey kalabalık olduğundan biz kendisine zaman ayırmadık, ama deniz olarak nefis bir alternatif olarak not edilebilir. Özellikle koyda bulunan mağaralar nedeniyle şinorkel yapmaya uygun bir koy burası. Bu arada Lichnos’a Parga merkezinden kalkan küçük teknelerle ulaşım mümkün.


Elimizde harita, Yunan adalarını 360 derece dönmeye ve canımızın çektiği her plajda ıslanmaya alışkın olduğumuzdan, Parga kıyılarında da böyle bir yol izleme kararı alıyoruz sevgiliyle. Amacımız, bizi Parga’ya duygusal olarak daha da çok bağlayacak güzellikteki denizlerde yüzmek. Parga’dan çıkıp, zakkumlu ve bize Sicilya yollarını hatırlatan yollarda yaklaşık 30 dakika kadar araba kullanıp; upuzun bir plajın, tertemiz ve oldukça bakir olan  tarafına sığınıyoruz. Vrachos - Loutsa plajları burası. Sığ denizin minik dalgalarında dans ettiğimiz, ailece çok eğlendiğimiz ve Alpcan’ın hatırında hep bu eğlence ile kalacağını bildiğimiz zamanlar geçiriyoruz bu plajda.. Kumlara peştemallerimizi atıp, keyif de yapıyoruz kumsalında...



Vrachos yolunda, kasabanın en gizli saklı ve en vahşi plajı olarak bahsedilen Alonaki Fanariou bulunurmuş. Mutlak bu gizli cennete gidilmeli diye bahsedilen bu plajı -artık nasıl saklamışlarsa- biz bulamıyoruz. Resmen araba ile bir o yana, bir bu yana dolanıyoruz, ama yok! olmuyor.. Belki de navigasyonun azizliği, bilemiyoruz. Biz de, daha fazla zorlamayalım diyerek, yolumuza devam ediyoruz. (Notlarınızda olsun bu plaj ve lütfen bulun onu..)

Vrachos – Loutsa sonrası geldiğimiz yolu geri dönüp, gerçekten geçmişte bizi hep aşırı mutlu etmiş bir plaj tipine rastlıyoruz. Elbette hiç tereddüt etmeden virajlı yoluna sapıyor ve sahile vardığımızda heyecanla arabamızdan iniyoruz. Bu ne güzel bir deniz böyle! Alonaki’yi bulamadık diye evrenin hediyesi sanki burası. Suyu şıkır şıkır, sahili taşlık, etraf neredeyse denizin minik dalgalarını duyabilecek kadar sessiz ve ağaçlar altında minicik bir büfesi var. Adı Ai Giannakis. Organize değil, yani tam olarak en sevdiğimiz sahil tipinde.. Sıcaklık etkisiyle kendimizi hemen suya bırakıyoruz.. Hızlıca derinleşen, serin ve fazlasıyla ferahlatıcı bir yüzüş oluyor… “Merhaba Yaz!” diye sesleniyorum benimkilere yüksek sesle, zira bu 2019 yaz ayları için ilk deniz tecrübemiz. Plajın bir ucu genç bir çifte, diğer ucu orta yaşlı bir amcaya ve tam ortası da bize ait. Taşların üzerinde hiç rahat olmadığımız, ama yine de mutlu mutlu yayıldığımız uzunca bir zamanı burada geçiriyoruz.. Sevgili de küçük büfeden flappe yaptırıyor bize Oradan ayrılmadan evvel, uzun yıllardır topladığımız "Dünya Plajlarından Taşlar" koleksiyonumuza enfes örnekler buluyoruz. Sanki Van Gogh boyamış da sahile fırlatmış gibiler. Nefis!







Bu anlattığım plajlar, Parga'ya varmadan ulaştıklarımız ve Parga’yı kapsayan plajlardı. Parga’yı geçtikten sonra ulaşacağımız yakın plajlara da çeviriyoruz rotamızı. İlk hedefimiz Syvota oluyor. Yolumuz aşağı yukarı 35 km ve virajlı, ama tamamı yemyeşil ve mis kokulu.. Virajlar yüzünden Alpico ve benim bir parça midemiz bulansa da işaret sistemi pek de iyi olmayan yollardan devam edip, Autorusa üzerinden Syvota’ya ulaşıyoruz. Şirin bir liman kasabası burası. Sıcak yüzünden burada zaman geçirmeye pek niyetli değiliz, ama belki plaj sonrası bir kahve içimi uğrarız diye düşünüyoruz. Ve limandan görünen karşı tepenin hemen ardında kalan ve Yunanistan’ın gizli saklı kalmış bir güzelliği kabul edilen mükemmel bir plaja yani Bella Vraka‘ya ulaşıyoruz. (Yunanistan plajları arasında “The best-kept secret of Greece” olarak geçiyor kendisi.) Ulaşıyoruz derken, önce aracımızı park ediyor, sonra bir süre araçların giremediği bir yolda yürüyor ve dar merdivenler ile Bella Vraka’nın ilk merhaba noktasına ulaşıyoruz.. Bu nasıl bir doğa böyle!!!

Plaja indiğimiz noktada, denizin içinden yürüyerek, adeta bir tropikal orman görüntüsü sunan kıyıya yani Mourtemeno’ya geçmemiz gerekiyor. Sırt çantalarımız iyi ki var! Plaj çantamız ve terliklerimiz ellerimizde, suyun içinden sevinçle yürüyoruz. Alpico da o anlarda inanılmaz mutlu ve coşkulu. Karşı kıyıya geçince denize girmek için sabırsız olsak da kısa, ağaçlar sayesinde bir tüneli andıran tropik bir orman içinden yürüyerek diğer plaja yürüyoruz. Bir o plaj, bir bu plaj… Ardışık düzende sıralanmış 4 plajı var bu bölgenin. Bu ziyaret, Alpico için de çocuk ruhlu anne babası için de aşırı heyecanlı gelişiyor… Orada, o göl gibi sakin denizde -etrafın kalabalık olmamasına şükrederek- öyle keyifle yüzüyor, öyle keyifli zaman geçiriyoruz ki tarif edemem… Bella Vraka için serendipity tanımlamasını kullanıyorlar. Güzeli ararken, bir başka güzele rastlamak yani…;)







Bella Vraka öncesi ulaşabileceğiniz Mikri Ammos organize bir plaj. Biz keşif yapmaktan yana olduğumuzdan burada zaman geçirmiyoruz ama tam gün keyif yapmak isteyenler için iyi bir tavsiye olabilir, zira denizi pek güzel. Mikri Amos öncesi yine Syvota sınırları içinde kalan Mega Drafi plajı var. O da organize bir plaj ve yine muazzam güzel bir su rengine sahip.. Aynı yol üzerinde yani Parga’dan Anthousa istikametine doğru giderken ulaşılan ve bölgenin en güzel su rengi diye bahsedilen Sarakiniko plajı bulunuyor. Diğer plajlar kadar bilinmese de, günlük teknelerin bir durağı olması nedeniyle gün içinde, özellikle de yaz sezonda aşırı kalabalık bir plaj burası. Yolu bir miktar uzak ve zorlu olduğundan tekneler buraya sefer yapmaya başlamışlar zaten. Organize bir plaj ve çevresinde taverna alternatifiniz var. Gitmemiş olsak da Sarakiniko sonrası hatta hemen sonrası Agios Sostis plajı bulunurmuş. Kendisini notlarınıza ekleyebilirsiniz.

Bu arada bunlar bizim radarımıza takılan ya da daha çok ziyaret ettiğimiz ya da etmesek de bir merhaba diyerek ıslandığımız plajlar. Elbette bunlar dışında da birçok organize ya da bakir plaj bulmanız mümkün.. 

ALTERNATİF GEZİLER

Parga'dayken, bir tam gününüzü ayırabileceğiniz ve günlük tekneler ile geçiş yapabileceğiniz enfes bir ada alternatifiniz var. İyon Denizi adaları içindeki en küçük ada olduğu söylenen sevimliler sevimlisi Paxos. Paxos'un hemen yanıbaşında bulunan adacığı Anti-Paxos ve Blue Lagoon için; Paxos turunda kesinlikle deneyimlenesi gereken yüzme noktaları diyebilirim. (Bu üç destinasyonu bir sonraki postta detaylı anlatacağım ama şunu hemen söyleyebilirim ki; benim kişisel olarak Yunanistan kıyıları ve adaları içindeki en favori su rengim Anti-Paxos'un Voutoumi plajı oldu)

Eğer vaktiniz var ise, Parga’ya 70 km gibi bir mesafede bulunan Preveze şehrini programınıza alabilirsiniz. Ya da aynı şekilde Igaumenitsa şehrini de ziyaret edilebilirsiniz. Ayrıca Igaumenitsa’dan Korfu Adası’na da geçiş feribotu bulunuyor. (Bana kalırsa bu başlı başına bir başka seyahat rotası oluyor..)

Antik kalıntıların meraklısıysanız Nekromanteio ve Acheron antik kalıntıları ve plajı ziyaret edilebilir. Hatta, bizim için çok cazip olsa da vaktimiz buna yetmediğinden programımıza almadığımız Acheron Nehri’nin buz gibi sularında kano deneyimi yaşamak, suların içinde yürüyüş yapmak, dar bir geçite ulaşana dek yürüyüp nehrin ana kaynağına ulaşmak ve bunları yaparken bir parça da ürpermek eminim yaşanası bir deneyim olur.. Açıkçası Acheron’un İyonya Denizi ile buluşma noktasını görmek ve o noktada yüzmek de müthiş bir aktivite olabilir.

NE ALINIR?

Kişisel olarak pek sevdiğim seramik dükkanları dışında, Parga’dan ne alınır sonusunun benim için tek yanıtı var; o da zeytinyağı. Voltos plajının tepelerinden ulaşılan sıralı evlerin o daracık sokaklarından merkeze doğru inerken Paragaea isminde butik bir zeytinyağı fabrikası ile karşılaşılıyor. Biz zeytinyağımızı işte bu fabrikanın satış mağazasından, tatlı bir satış görevlisinin damak zevkimizi değerlendirmesi sonucu aldık. Çok da yerinde ve bizi mutlu eden bir seçim olduğunu söyleyebilirim. Parga'dan döndüğümüzden beri salatalarımıza eşlik ediyor kendisi...

SONSÖZ
                                                                                              
Fotoğrafı çekilip, çerçeve yaptırılası şirin Parga’nın renkli binalarını, zaman zaman İtalyan, çoğu zaman Yunan ama arada bir de Türk kokuları yayan mimarisini ve sunduğu kendine has görüntüleri çok sevdik biz.. Burası, karanlık gökyüzünün yağmurlu bir gününde bize kendini sevdiriveren sıcacık bir şehirdi sonuçta.. O yüzden de sanki bana hep ve en önce yağmurlu hallerini hatırlatacak gibi hissediyorum. Bir parça melankolik, kesinlikle romantik, ama yüzü bir şekilde daima güleç...

lulu
x