Portekiz seyahat notlarıma "mutlaka" diye notunu düştüğüm, Unesco'nun koruma altına aldığı dünya miraslarından biri kabul edilen büyüleyici Sintra kasabasını ya da şöyle demeli; Sintra Doğal Parkı'nı görmek seyahat anılarımızda çok kıymetli bir yer edindi.
Masal diyarı bir Orta Çağ kasabası Sintra.. Orta Çağ dendiğinde yaşam koşulları olarak "masal" değil de "kabus" kelimesi çok daha uykun kalsa da mimarisi Avrupa'nın hangi köşesine gidersek gidelim bizi görsel açıdan inanılmaz tatmin ediyor. Ne acayip bir çelişki değil mi? Sintra da bu çelişkiye sahip... Çok güzel, çok mistik, rengarek ve öylesine huzur verici ki; ülkenin en önemli şehrinden çok da uzaklaşmadan olağanüstü mimarisi ve yeşilinin onlarca tonuyla kolayca tanışabilmek seyahatseverler için büyük bir şans diye düşünüyorum.. Tepeleri üzerini bir anda kaplayan sisi, ilham verici atmosferi ve sanat ile yoğrulmuş lokal hayatı hakikaten deneyimlenesi..
Bu kasabada konaklamak elbette çok cazip bir seçenek. Hatta daha verimli olur bile diyebilirim, ama daha çok günlük ziyaret şeklinde programlandığını de eklemem gerek. Dediğim gibi Lizbon'a çok yakın oluşu bu kasabayı bir tam günde genel hatlarıyla gezebilmek için en büyük artı ve gezginlerin büyük bölümü de bu şekilde planlama yapıyorlar.. Yine de bir tek gece ve iki tam gün olarak konaklama planlaması yapmış olmayı isterdim. Lakin keşkelere yer yok hayatta...
Sintra'da görülecek ve keşfedilecek çok fazla şey var aslına bakarsanız ayrıca oldukça da geniş bir dağlık alan üzerine kurulmuş bir kasaba kendisi. Bir tam günde her önemli tarihi yapıyı gezme şansınız bu nedele pek mümkün değil.. Gitmeden önce bir planlama yapmak ve gezilecek yerleri kafanızda netleştirmek zaman tasarrufu yapmanız adına tavsiye edeceğim en önemli detay.
Ana meydanı, ara sokakları ve gözünüze değen koni bacalı saraylarıyla daha ilk bakışta kendini sevdirebilen fotojenik ya da Orhan Pamuk okuyucularının aşina olduğu gibi; pitoresk bir kasaba burası. Portekiz tarihi boyunca birçok kral ve önemli aile için de yaz tatili adresi olmuş bu nedenle.. Öyle ki; kasabada evden çok saray var dersek abartmış sayılmayız.. Sokaklarında gezindikten, tezgah ve dükkanlardaki lokal ürünlere göz attıktan sonra yapılması gereken yegane şey de bu sarayları detaylıca gezmek oluyor zaten.. Meşhur Portekiz fayanslarının -ki ülke bu fayansları 16. yy'da kullanmaya başlamış- en güzel örneklerini bu saraylarda göremeniz muhtemel..
Pena National Palace, Sintra National Palace, Regaleria Palace and Gardens, Moorish Castle (bölgedeki islami varlığı temsil ediyor), Monserrate Palace and Gardens ve National Palace of Queluz kasabanın görülmesi gereken en önemli adresleri. Biz, Alpcan ve pusetiyle olduğumuzdan en detaylı gezimizi Regaleria Palace and Garden yana kullandık. Abartıyor olmak istemem, ancak hem yapı hem de bahçesinin güzelliği karşısında nutkumuz tutuldu diyebilirim...
Regaleria Palace yine Unesco tarafından dünya mirasları listesine alınmış -bana göre- Sintra'nın en romantik yapısı.. Portekizli ünlü Carvalho Monteiro ailesi toplamda 4 hektarlık bir alana yayılmış bu yapıyı yazlık ev olarak kullanmış zamanında. Bina, neo-manueline yani (Geç Götik) tarzında inşa edilip, Portekiz'in en iyi mimarları tarafından dekore edilmiş ve ortaya çıkan sonuç -zamanında- Portekiz genelinde müthiş bir beğeni toplamış. Şimdilerde müze olarak ziyarete açılan bu yazlık sarayın içinde ve bahçesinde insan kendini rahatça o dönemlere ışınlayabiliyor. Müthiş bir deneyim ve diğer saraylara göre daha sakince diyebilirim. Ez azından bizim seyahat ettiğimiz yıl (2012) için bunu söylemek mümkün...
Gotik geleneğinin Portekiz'deki yansımalarını çok iyi okuyabileceğiniz süslü püslü sarayı (ki sarayın içindeki odalar müthiş etkileyici), şapelini, minyatür göl ve çeşmelerini, sarnıçlarını ve biraz da korkutucu gelen kulelerini detaylıca incelemenizi öneririm.. Özellikle yer altı tünel ağını...
Moorish Castle; Sintra dağlarının en yüksek tepelerinden birinin üzerine inşa edilmiş. 10.yy'dan olduğu söyleniyor. Kale surlarında yürüyüş yapıyor ve muazzam diye tanımlanan Sintra ve Atlantik Okyanusu manzarasına bakakalıyormuş insan. Biz puşetli olduğumuz için bu deneyimi yaşayamadık ama özellikle yeterli vakti olanlar manzaraseverler için nefis bir adres kendisi..
Pena Palace Sintra’nın en ünlü tarihi yapısı. Yakın bir geçmişten, 19. yy'dan geliyor.. Manastırı, II. Ferdinand tarafından yaptırılan bölümü, avlusu, tavanları, seramikleriyle benzersiz bir eser hakikaten.... Ve en büyük zamanı da bu saray alıyor.
National Palace of Queluz; kasaba dışında kaldığı için Pena gibi yoğun ziyaret edilen bir yapı değil. Görselleri insanın aklına Paris'in Versay Sarayı'nı getiriyor. Burası da Portekizin'in Versay'ı diyebilirim... Vaktiniz varsa zaman ayırılacak enfes bir saray kendisi.
Monserrate -yine aynı cümleleri kurmuş olacağım belki ama- büyüleyici bir saray ve botanik bahçe! Ruhunuzu, gözlerinizi doyurmak için en güzel adres bile diyebilirim..
Tarihi geziler dışında bu kasaba hakkında şu notu da iletmek istiyorum size; temmuz ve ağustos ayları Sintra'da klasik müzik konserleri ve dans performanslarının yapıldığı dönem başlıyormuş.. Seyahatlerinizi festivaller ışığında planlıyorsanız, bu bilgi de aklınızda olsun...
Yorucu ama ruha ilaç hissi veren saray ve bahçe turları sonrası kasaba restoranlarında yemek yiyebilir ya da Castanheiros Park'ta lokal lezzetlerden Queijadas (peynir ile yapılan bir çeşit tatlı kek), Travesseiros (badem kremalı püf böreği) ile basit bir piknik yapabilirsiniz..
Yeme-içme konusunda küçük de bir not düşmek istiyorum; zira kasaba muhteşem doğası ve sarayları yanında hem vegi yemekleri hem de yoga konusunda uzmanlaşmış birçok mekana ev sahipliği yapıyor. Son derece tesadüfi olsa da, ilk gün ziyaretimizde aramızda "saklı cennet" diye bahsettiğimiz bir vegi restoran deneyimimiz oldu. Yeryüzüne cennetten fırlatıldığını düşündüğüm, müthiş etkileyici bir mekandı. İsmi Soul Food. Vegi beslenme belki size uygun olmayabilir, ama bahçesinde soluklanmak bile ruhunuza ve yorgunluğunuza iyi gelecektir.
Revize Not, 2018: Ne yazik ki mekanın kapatıldığı bilgisini öğrendim bir arkadaşımdan. Hissi bizde saklı kaldı, bir de fotoğraflarımız...
ULAŞIM:
Kendi aracınız var ise; Lizbon'un kasabaya uzaklığı yalnızca 25 kilometre ve A7 otoban yolunu kullanarak Sintra'ya rahatça ulaşılıyor. Bizim gibi orman yolunu tercih edeseniz Lizbon'dan
yine A7 otoban yolu ile Cascais, Cascais sonrası ise sahil yolundan
tabelalar yardımıyla kolayca kasabaya ulaşabiliyorsunuz. Lizbon'dan otobüs seferleri ise düzenli ve sıkça yapılıyor..
Araç yerine tren ile seyahat ediyorsanız; Lizbon'un tren istasyonu Rossio'dan trene atlayıp kolayca kasabaya ulaşabilirsiniz. Tren seferleri saat başı olarak organize edilmiş ama hafta sonları daha sık görünüyordu.. Yoğun turist dönemlerinde gittiğiniz an dönüş biletinizi almanız da önemli bir detay, aklınızda olsun.
Bizim gibi Cascais'ten Sintra'ya gidecekseniz ama kendi aracınız da yok ise; tren değil kesinlikle otobüs tercih etmenizi öneriyorlar. Bu otobüsler içinden yolu daha kısa olan tarifenin zamanı 30 dakika, kıyı kıyı geldiği için yolculuğu daha uzun ama çok daha keyifli geçen tarifenin zamanı ise 1 saat..
Şimdiden keyifli bir seyahat diliyorum.
lulu
x