Kayıtlar

Ocak, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ATINA

Resim
Atina için Milano'dan sonra en çok seyahat ettiğim ve hem mitoloji sevdam hem de dostlarım sayesinde en sevdiğim Avrupa şehri diye bahsedersem sanırım ki yanlış bir şey söylemiş olmam.  Tüm siyasi söylemlerin ötesinde Tü rk-Yunan dostluğunun iyi birer örneği ve temsilcisi olduğumuza inanır, bunu da birbirimize daima hatırlatırız. Birkaç gün evvel yakın bir arkadaşım  Atina şehri için tavsiyeler isteyince,  "neden bunca zamandır detaylı bir Atina postu yapmadım ki?" diye sordum kendime ve şehri  etraflıca gezmek isteyecekler için tüm deneyimlerimi -her sayahat sonrası da güncelleyerek- yazmaya karar verdim..   S anırım  Atina'ya giden herkes şehri gezmeye öncelikle ünlü meydan Syntagma 'dan başlayacaktır.  Bu meydanı şehrin merkezi olarak düşünebilirsiniz. Son zamanlarda (2012-2013 dönemi) yaşanan iç karışıklıklar nedeniyle haberlerde de sıkça gördüğümüz Parlamento Binası bu meydanda bulunuyor. Turistik olsa da bu meydanda insan manzara...

FLORANSA

Resim
Hayatımın en güzel anlarıydı hamile olduğum günler. Rahat bir hamilelik dönemi geçirdiğimden seyahatlerimiz de eskisi gibi devam etmiş, atta üzerine daha da farklı lezzetler sunmuştu bize. Venedik  postu ile başladığım "hamilelik günleri seyahat anıları" na Rönesans güzeli  Floransa ile devam edeyim istiyorum.  Biraz o seyahat, biraz diğeri ve bir diğeri şeklinde harmanlayarak anlatacağım şehri dilim döndüğünce.. Floransa, İtalya'nın en sevdiğim şehirlerinden biri. Ne Milano kadar havalı ve burnu büyük ne de Roma kadar sıcakkanlı bir şehir Floransa,  ancak tam da ikisinin ortasında bir tavırda ve bence bu hali ile oldukça  ta dında.. Ayrıca kültürel ve tarihi açıdan da İtalya'nın ve hatta dünyanın en tatmin edici şehirlerinden biri diye düşünüyorum. Düşünsenize; Dante,  Michelangelo, Donatello, Raphael ve daha niceleri var bu şehrin tarihinde...  Diğer yandan bir de Toskana bölgesinin başkenti olarak Toskana'nın muazzam doğasına aç...

LUZERN - Audrey Hepburn İzinde..

Resim
Donald Spoto 'nun " Zarafet, Audrey Hepburn'un Hayatı"  kitabını okuyorum bir süredir. Nefis bir biyografi örneği diye düşünürken, her cümlenin de keyfine varmak için sakince bir okuma oluyor benim için... Okuma sırasında Hepburn'un ilk evliliğini 50 'li yılların  önemli yapımcılarından  Mel Ferrer ile herkesten kaçarak gizlice Luzern 'de yaptığını öğrenince, aklım hemen  2009 yılı Eylül ayına doğru kaydı ve o  doyumsuz İs viçre seyahatinde uçaktan iner inmez koştuğumuz Luzern günlerimize ışınlandım..  Aslında bu kitap sonrası Luzern'de olsak; Hepburn'un izlerini takip eder, nikahının kıyıldığı belediye binasının önünde durduğumuzda onun için bir hatıra fotoğrafı da çekinir ve belki de kitabın o satırlarını yeniden okurdum.. Hatta, kendimi iyi tanıyorsam; kilise merdivenlerinden tüm zerafatiyle inerken fotoğraflanmış  Audrey'in başına taktığı o şirin çiçeklerin bir benzerini saçıma iliştirebilirdim.. Belki onun kadar güzel gülümseyemem, ...