Kayıtlar

Temmuz, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ROMA

Resim
İstanbul yerine yaşamayı yeğleyebileceğimiz  -tüm karmaşa ve kalabalıklığına rağmen ve Rönesans ile Barok dönem aşkına-  yegane şehirdir  Roma . Yıllar içinde bu fikrimiz değişir mi bilemem, ama şu an bu fikir haritada Roma’ya doğru baskın duruyor. 2009 yılının Ekim ayında yaptığımız hakikaten unutulmaz bir Roma seyahati var. O seyahatten sonra şehir içimize iyiden iyiye sinmişti çünkü bize kendini sevdirmek için tüm kapıları bir bir aralamıştı diye inanıyorum. Bazı şehirler böyle oluyor hakikaten.. Bir kere ziyaret etmekle şehrin yaşam dinamiğine dahil olmak pek mümkün olmuyor, ama daha ilk bakışta aşırı seviliyor, başka bir iletişim kuruluyor.. Sonrasındaki her seyahat ise, ilk seyahati besliyor ve hisleri daha da yerli yerine oturtuyor.. Milano da böyledir bizim için, Atina da ve elbette Paris de.... O nedenle asla ziyaret etmekten vazgeçmez, daima bir parçamızı o şehirlerde bırakır ve her geri dönüşte sanki o parçayı yeniden bulmuş gibi hissederiz.. Roma bu şehir...

BRUGES

Resim
Bu sabah hayalim şu; güne Bruges şehrinde uyanmak ve perdeleri aralayıp ilk "günaydın" kelimesini şehre sarfetmek.. Sonra Alpcan da aramızda gülümseyerek uyansın. Uzun uzun gerinsin. Bir babasına baksın, bir de dönüp bana. Yanımızda uyandığına şaşırsın... Çok seviyoruz onun bu hallerini ve ikimizi aynı karede görmenin onu hep mutlu ettiğini... Bruges , Alpcan'dan önceki seyahatlerimiz içinde ziyaret ettiğimiz en romantik destinasyonlardan biriydi. Belçika'nın Orta Çağ hissini en iyi korumuş şehirlerinin başında geldiğinden, kendimizi başka bir döneme ışınlanmış gibi hissetmiştik.. Özellikle sabahın erken saatlerinde henüz gün aymamışken şehri gezdiğimizde bu hissi hayalperest yanımız sayesinde gerçekmişçesine yaşamıştık.. Nefisti. Bruges'te en sevdiğim şeylerin başında; daracık, dingin ve tertemiz sokaklarında kaybolup, sonra da kanal yardımıyla yeniden yolumuzu bulabilmek olmuştu. Enfes yürüyüşler yapmıştık diye hatırlıyorum ki zaten şeh...

GIVERNY ve MONET

Resim
Paris'i hakikatle seven biri için sanat da aynı hakikatte kıymetlidir diye düşünürüm hep ve o yüzden de her Paris sever ile "Paris is always a good idea" cümlesinde buluşabiliriz fikrine çok inanırım.. Eğer şehir için yeterli güne sahip olup, bir de elinizde ekstra gününüz var ise size sanat adına önemli bir keşif sunan nefis bir önerim var;  Giverny! Giverny, Paris'in 75 km. batısında kalan ve trenle kolayca ulaşılabilen bir köy aslında. St.Lazare tren istasyonundan tatlılar tatlısı  Vernon  şehrine, oradan da tercihinize göre ister taksi, ister otobüs yoluyla Giverny'ye ulaşabiliyorsunuz. Kiralık aracınız var ise elbette bu yolculuk çok daha enteresan bir deneyim sunuyor tahmin edersiniz ki..  Bu arada Vernon şehri de keisnlikle es geçilmemesi gereken bir güzellik..  Galeri gezmek, 1100'lü yıllara dek uzanan ahşap evlerle adeta süslenmiş sayılan daracık, ama cidden daracık sokaklarında keyifle dolanmak ve muazzam şatolar gezmek için Fransa sınırla...

LUGANO

Resim
Alpico'nun yaşamımıza katılışı sonrası yoğun iş hayatına geri dönmeden evvel uzunca bir İsviçre seyahati planladık sevgiliyle. Daha önce ülkenin birçok önemli şehrini görmüştük, ama İsviçre tek bir seyahat ile sindirilecek bir ülke kesinlikle olmadığından bu kez planlarımıza yeni yeni deneyimler ekledik. Bu deneyimler içinde en heyecan verici duraklardan biri de ismini kendi sınırları içinde bulunan gölden almış  Lugano  şehriydi. Konaklama yerimiz Zürih şehrine yakın olduğundan sabah 08:00 treni ile Zürih'ten Lugano'ya doğru yola ciktik. Yolculuk başlar başlamaz beraberinde görsel bir şölen de başladı.. Dağlardan inen uzun ince şelaleler ve dağların aralarına sanki sıkıştırılmış gibi kurulan minik köyler sayesinde iç serinletici manzaralara bakakaldı gözlerimiz. Öyle etkileyiciydi ki; doğa ile yepyeni bir ilişki kurmaya başladığım 30'larımın başındaydım ve kucağımda Alpicom, yanımda sevdiğim adam sayesinde yolculuk hiç bitsin istemiyordum..  Yaklaşık üç saat s...