27 Nisan 2015 Pazartesi

MILANO - Osteria del Borgo Antico

Selam!

Sizi bilemem ama benim için Milano; aramızda kurduğumuz bağın kuvvetine de yürekten inandığımdan İtalya'nın en kıymetli şehridir.. Yolum iş için sürekli bu şehirden geçer, ama hayat da beni bir şekilde bu şehre doğru iter ya da şehir beni özel hayatımda da kendine doğru özenle çekiyor diye inanıyorum.. Brera sokaklarını her Milano sevdalısı gibi ben de çok çok severim. Navigli'nin kanal kenarı muhabbetlerine her daim varım. Porta Ticinese'nin irili ufaklı vintage dükkanlarını gezmeye, kreplerini yemeye doyamam. Montenapoleone'nin burnu büyük havasını soluyarak sokaklarında gezmek beni pek iyi hissettirir ve şehrin en büyük meydanı Duomo’ya her ayak basışımda Duomo Katedrali’nin ihtişamı karşında heyecanlanıveririm.... Gel gelelim, şehrin mutfağı ile yaşadığım aşkı tüm bu sevdiğim detayların üzerine koyar, hatta ilk sırada tutarım; zira bu mutfak beni asla şaşırtmamıştır, hep yeni bir şeyler öğretip ziyadesiyle mutlu etmiştir.

Bu yılın (2015) ilk Milano seyahatinde Osteria del Borgo Antico adında lokal bir restoranda enfes bir akşam yemeği yedik arkadaşlarımla.. Restoran, şehrin Sempione bölgesindeydi ve lokasyonu itibariyle kesinlikle turistik bir mekan değildi.. Bu anlamda da bizim tam olarak Milano’dan aradığımızı bize veren enfes bir deneyim oldu.



Her konsantre menüde yaşadığım mutlulukla başladı Borgo Antico serüvenimiz. Kafa karıştırmaktan uzak, tadında bir seçki vardı ellerimizde.. Servis son derece ilgili, zamanlamaları da çok başarılıydı. 
Fiyatların ise bu kalitede bir menü sunan restoranlar arasında makul kaldığını söyleyebilirim.. 

Başlangıç olarak, iki sevdiğim lezzeti (ahtapot ve enginar) bir arada sunan bir seçenek tercih ettim. Tam ismi; Tiepid Octopus Salad with Patatoes and Fresh Artichockes. Hani Roma'nın Ghetto'sunda yemeye alışık olduğumuz ve pişirmesi herkesin harcı olmayan enginarlar vardır ya.. İşte aynı o enginarlar gibi sulu suluydu enginarlar.. Ahtapot ise elbettte bir lokum...

Bizim kültürümüzde çiğ et pek de alıştığımız bir lezzet değil hala, o nedenle de restoranların menülerinde pek kolay yer bulmuyorlar; ancak Avrupa'da restoran menülerde çok sık karşımıza çıkıyorlar.. Tartar deniyor bu yemeğe. Et ya da balık, asitli diğer gıdaların yardımıyla doğal yollarla pişiriliyor tartar tabaklarında.. Bir benzetme olacaksa, İtalyanların carpaccio başlangıcını seviyorsanız, tartar da sevebilirsiniz diye düşünüyorum.. Borgo Antico'da oldukça başarılı bir tartar denemesi yaptığımızı söyleyebilirim.





Ana yemek olarak benim tercihim, görür görmez beni Portekiz seyahati anılarımıza ışınlayan bir cod fish oldu. Menüdeki tam ismi; Salt Cod with Porto Wine, Patatoes and Turnip Top olarak geçiyordu.

Aslında okyanus balıkları bizim Boğaz balıklarımızın yanına bile yaklaşamıyorlar lezzet olarak, ama bu gerçeğin bilincinde verilmiş bir cold fish siparişi sizi çok da mutsuz etmez diye düşünüyorum. Biz bu bakış açısıyla Cascais’te (postu burada) yediğimiz balık tabağından büyük keyif almıştık, Borgo Antico'da da aynı keyfi alabildik..

Ana yemek yanına, İtalya’da makarnasız bir akşam olmaz diyerek bir de Deniz Mahsüllü Tagliolini sipariş ettik. Ne diyebilirim ki, makarna söz konusu olduğundan, bu insanlar bu işin ehli.. Enfesti!



Şarap konusunda şeften tavsiye almanızı tavsiye edebilirim.. Açıkçası biz de kendimizi şefin ellerine teslim edelim diye düşünğrken, şefin ağzından çıkan sangiovese üzümünü yakalayıp, hiç düşünmeden bu üzümden elde edilmiş şahane bir Toskana şarabı içmek istedik. Menümüzle tam olarak eşleşmiş olmasına dahi aldırmadık açıkçası, zira bu üzümden (kupajlısından bahsetmiyorum) elde edilmiş bir şişe her restoranda kolay kolay karşımıza çıkmıyor..

Osteria del Borgo Antico; size İtalyan mutfağının pizza ve makarnadan ibaret olmadığını gösterecek leziz bir tavsiye. Olur da bir fırsatınız olursa, denemenizi hakikaten çok isterim. 
(Adres: Via Piero della Francesca, 35. Milano.)

Sevgiler
Lulu
x