27 Ocak 2017 Cuma

Anne Cocuk Tatili Vol.5 : Monaco ve The Oceanographic Museum

Selam !

Sehirdeki dorduncu gun yine erken ve heyecanla basladi.. Bu kez planimiz Monaco sehrinde bulunan The Oceanographic Museum (Musee Oceanographiqueziyareti ile Alpico'nun sualti dunyasiyla olan tanisikligini daha ayaklari yere basan bir hale getirmek.. Oradan Monte Carlo semtine dogru yuruyup F1 pilotlarinin aglattigi yollarda lastik izlerini takip edecek ve Monte Carlo'nun unlu kumarhaneler meydaninda Cafe de Paris yaramazligi yapacagiz ! (Dondurma kokteylleri efsane !)

Sabah kahvalti rutinimizi; La Fougasserie’den baget ve kruvasan, Cours Saleya‘dan taze meyve alarak yine Nice plajinda yerine getirip, bu kez denizde hic islanmadan yolumuza koyuluyoruz... Monaco'ya tren ile gitmek otobusten cok daha hizli bir tercih o nedenle Gare de Nice Ville'e gidip sehre tren yolu ile ulasiyouz.. Daha onceki seyahatimizde bir dagin icine saklanmis Gare de Monaco Monte Carlo'dan disari ciktigim o ilk an tarifsiz bir mutluluk hissetmistim.. Hatta beni taniyanlarin "bu tam bir Lulu pozu" dedikleri ikonik pozum da kendisi olmustu.. :) O an'i yeniden yasamak nefisti..


(2013 Temmuz)

Monaco, oldukca kucuk bir yerlesim oldugundan sehir/ulke merkezini yuruyerek dolasmak yapilacak en akillica is..

Monte Carlo semtini sona birakarak sehri salina salina dolasmaya basliyoruz.. 11:55'te Prens Albert'in sarayinin onunde gerceklesecek sarah muhafizlarinin nobet degisim torenini yakalamak icin vaktin nasil gectigini anlamiyoruz bile.. Vakit yaklasinca tirmanisa geciyoruz lakin yolumuz oldukca dik.. Alpico'nun bu seromoniyi izlemesini cok istemistim o yuzden zamani tam olarak tutturmak harika oldu.. Gerci yuruyus sicak hava yuzunden bir miktar zorladi ama bol su ve Monaco marinasinin resmini cekmek icin soluklandigimiz noktalar isimizi kolaylastirdi.. Bu arada Hercules olarak bilinen Monaco limani; dogal bir koy ve Fransiz Rivierasi'nin sayisi az olan derin su limanlarindan biri.. Zaten bu nedenle Cote d'Azur kiyi seridinde gorup gorebileceginiz en buyuk yat ve cruise gemilerini (300 mt'ye kadar) Hercules Limani'nda gormeniz mumkun. 

Asker degisim toreni sonrasi kisa bir yuruyus ile once Monaco Katedrali ve sonrasinda da hedef muzemize ulasiyoruz.. 



The Oceanographic Museum; 1910 yilinda reformcu yonuyle bilinen Prens Albert tarafindan kurulmus. Akdeniz Bilim Komisyonu ve Okyanus Bilimleri Enstitusu tarafindan desteklenen bir organizasyonlari var ve amaclari halki okyanuslar hakkinda daha bilincli hale getirmek..

Muzenin, denizin yanibasinda ve bir ucurumun kenarina insa edilmis enfes bir binasi var.. Binanin tamami muze olarak hizmet veriyor ve icinde merak ettiginiz tum deniz hayvanlari hakkinda detayli bilgiler hem gorsel, hem dokunsal, hem isitsel, hem de kitabi olarak mevcut.. Cocugunuzun ilgi alanina gore hareket ederseniz elbette muze cok daha keyifli bir hale geliyor.. Bizim gezimizin bas kahramanlari; denizatlari, kaplumbagalar ve kopekbaliklari oldu.. Ayrica deniz hayvanlarinin iskeletlerine ve seneler evvelinde onlari avlamak icin kullanilan aletlere fazlasiyla hayran kaldik.. Gercekten cok cok etkileyiciydi.. Alpico da, ben de yeni ogrendigimiz bilgilerle kendimizi fazlasiyla mutlu hissederek ayrildik muzeden.... Hele ki; kucuk bir kopekbaligina dokunabilmis olmak gunumuzun en heyecanli an'i oldu..






Muzenin ilk katinda Prens Albert'in arastirma calismalari ve bir gemide insa edilen laboratuvarini gorebiliyorsunuz.. Bu gemide yapilan arastirmalarin basinda bulunan doktor Charles Richet 1913 yilinda Nobel Tıp Odulu'nu kazanmis.. Ziyaret edecekler icin bu bolum kesinlikle atlanmamali diyebilirim.. Muzenin en alt katinda bulunan akvaryum ise Akdeniz ve tropical bolgelerdeki ekosistemi anlamak icin oldukca degerli.. Muzenin sakin oldugu bir gune denk gelirseniz bu bolumden cok cok zevk alabilirsiniz.. Cati kati ise hem kaplumbagalar hem de Akdeniz manzarasi esliginde cocuk oyun alani olarak ayrilmis durumda.. Cocuklar oynarken, buyukler de cafe ya da restoranda dinlenme sansi buluyor..

Elbette kapitalist duzen bu muzede de pesinizde ! Muze cikisinda insani alisverise zorlayan oldukca şık ve davetkar bir hediyelik esya magazalari var..

Bu arada muzenin ilk muduru Kaptan Cousteau. Muzeye dair gulumsetici bir ani olarak bu bilgiyi de gitmeden evvel bilmekte fayda var..

The Oceanographic Museum, F1'in duzenlendigi hafta sonu ve xmas haricinde her gun ziyarete acik.
Nisan - Haziran 10:00/19:00
Temmuz - Agustos 09:30 / 20:00
Ocak - Mart ve Eylul - Aralik 10:00 / 18:00




Aslinda muze cikisinda ziyaret edilebilecek bir Egzotik Bahce bulunuyor ancak hava gercekten sicak ve bizim aklimiz F1 pilotlarinin izlerini takip edip dondurmamiza ulasmakta :) Bir kac keyifli resim cekip kendimizi parkin icinden limana dogru saliveriyoruz.. Liman sonrasi United Legend's Footprint yani dunyaca unlu sporculara ait ayak izlerini Alpcan'a gostermek yuruyusumuzu daha eglenceli hale getiriyor, ayrica bir Turk sporcusunun ayak izi ile karsinca da mutlu oluyor.. Sonrasi ulastigimiz sehrin ana plajinda bir mola vermek sart diye dusunmekle iyi ediyoruz lakin Alpcan'a deniz, bana bira ve patates ikilisi ilac gibi geliyor.. Kuruduktan sonra bes yasindaki yol arkadasim icin uzun, dik ve yorucu bir yuruyusle F1 yollarindan gecerek Monte Carlo casinolar bolgesine yani Place du Casino'ya ulasiyoruz.. Luks otomobiller, oteller, kumarhaneler ve etrafi goz(et)lemlemek adina insanlarin yer bulmak icin uzun siralar olusturdugu Cafe de Paris de artik karsimizda ! 2015 yili Sicilya seyahatinde Uluslararasi Ferrari toplantisina denk geldigimiz icin sayilari az olan luks arabalarin Alpico'yu cok etkiledigini soyleyemem, ancak Cafe de Paris'te hem soluklanmak hem de yaramazlik yapmak ikimizin de fazlasiyla hosuna gidiyor. ! 





Gunun sonunda Nice'e dondugumuzde az dinlenip, rezervasyonumuzu seyahat oncesi yaptigim Le Plongeoir'de aksam yemegine hazirlaniyoruz.. Sanirim sehirin en romantik adreslerinden biri diyebiliriz kendisine lakin hem manzarasi sahane, hem Chef Frederic Maillard'in menusu deneyimlemeye cok deger, hem de bu manzarayi taclandiracak Dolunay bu aksam bizi yalniz birakmayacak.

 Muthis bir deneyimdi ! 

Serinin diger postlari icin;

Vol.2 : Villafranche
Monaco sehir postu ise surada..

Sevgiler
lulu
xxx

19 Ocak 2017 Perşembe

Anne Cocuk Tatili Vol.3 : Eze Village

Seyahatin ilk ve ikinci postu geride kaldi, sira uc numaranin !

Sehirdeki ucuncu gunumuze yine heyecanla uyandik.. Sabah kahvalti rutinimizi La Fougasserie’den baget ve kruvasan, Cours Saleya‘dan taze meyve alarak Promenade de Anglais uzerinde bulunan ikonik mavi banklarda yerine getirip, Linges D’azur’un 82 numarali otobusu ile Eze Village (doğru telaffuzu ile Ez Vilaj)’a dogru yola ciktik..



Eze, seyahat hayatim içinde “evet ben burada yaslanirim” dediğim yegane yer ! Bir ortacag kasabasi ve bulunduğu rakim nedeniyle Cote d’Azur kiyi seridinin oksijen merkezi sayiliyor.. Saka degil, gercekten hayatimin bir bolumunde, ozellikle de yasliligimda bu kasabada yasamayi cok istiyorum..

Kasabaya girer girmez, Eze'in yazmak, okumak ve meditasyon yapmak icin ne kadar huzurlu bir ortami oldugunu yeniden hatirladim.. O yuzden de, bir kayalık üzerine kurulmuş olan kasabada, surlarin merdivenlerini inip cikarken sürekli ayaklarimin agriyacagina emin olsam da bu aciya razi olabilirim diye dusundum.. Kasabanin cok sirin lokal restoranlari, minik degil minnak denecek sirinlikte cafeleri ve her gun gitsem bikmayacagim bir plaj işletmesi de bulunuyor.. Patti Smith’in her gun gittiği kahve dukkani gibi ben de bu işletmeye gidip, her gun ayni koseye siginabilirim… Ayrica deniz her daim yani basinda ! Ister kusbakisi bak, ister yanibasina in, ister mutlulugunu içindeyken yasa... Yasliligimda hayattan beklediğimi Eze bana net verir diye düşünüyorum.. :)

Hayaller bir yanda dursun..

Eze, deniz seviyesinden yaklasik 450 mt yukarida bulunduğu için kendisine “kartal yuvasi” diye bir yakistirma yapilmis.. Bense kasabayi Tanri’nin insanlik icin gokyuzunden indirdigi bir hediye olarak dusunuyorum.. Hakikaten nadide bir guzelligi var.. Size Eze'de gorulecek yerleri sıralamak yerine sokaklarinda sakince dolasin, manzarasinin tadini cikartin diyebilirim.. Bunun icin en iyi yol; yorucu ama ruha heyecan bir yuruyus sonrasi ulasacaginiz ve kasabanin en tepe noktasinda bulunan Jardin Exotique bahçeleri ziyareti… Bahce; nadide bitki türlerini ve envai cesit kaktusu taniyip, sonrasinda bir tas üzerine yerleşip, havanin sicakligina aldırmadan dakikalarca etrafi seyre dalacaginiz bir güzellige sahip.. Ayrica Jean-Philippe Richard ellerinden cikmis ve “Yeryuzunun Tanricalari” olarak adlandirilmis heykellerle de sizi kendine hayran birakiyor.. Ozellikle Eze’in korfez manzarasına karsi durmus ve tanrica Isis’e adanmis olan heykel muhtesem ! Alpcan ile havanin muthis sicagina rağmen bitkilere de, heykellere de, manzaraya da kayitsiz kalamiyoruz. Bol bol da fotoğraf çekip eğleniyoruz.. :)





Bu arada Jardin Exotique bahçelerine girmeden hemen sag yaninizda Deli Salads Bar & Olive Oils Shop bulunuyor.. Minik ama huzur kokan bir mekan.. Alpico ile uzun ve yorucu bir tirmanis sonrasi meyve suyu içerek enerji depoladigimiz bu mekani gerçekten cok sevdik ! Biz henüz acikmadigimiz için salatalarini tatma sansimiz olmadi ama sizin aklinizda bulunsun ki birer efsane olduklari söyleniyor.. Bir de surlara doğru yol alirken kasaba meydanina yakin 1 Avenue du Jardin Exotique adresinde Le Pinocchio isimli bir provans mutfagini not almisim.. Ozellikle de limonatalarini.. 

Eger hem soluklanip, hem de manzara esliginde atistiralim isterseniz, bir ortacag satosundan otele donusturulmus Chateau Eza’nin cafe ya da restoran kismi keyifli bir tercih olabilir.. Yemek için başka bir planimiz olmasaydi ogle yemeğimizi sanirim burada alirdik.. (Onemli bir not; Chateau Eza’ya gitmeden evvel yemek rezervasyonu mutlaka yapilmali.. Cafe kismi ise rezervasyonsuz calisiyor)

Citayi daha da yükseltmek isteyenler için ise; Hotel Cherved’Or enfes bir tercih diyebilirim. Hic suphesiz ki; sevdiginiz ile birlikte sampanya esliginde essiz bir ani olacaktır.. Biz bu tavsiyeleri yerine getirmedik lakin yasayacagimiz Nietzsche deneyimi bizim icin yemekten cok daha önemliydi ve ayrica da yolun sonunda ulasacagimiz enfes bir restoran bizi bekliyordu..

Eze’in bu kadar huzurlu bir yer olmasi elbette bu dunyadan gecmis önemli sanatcilarin da gözünden kacmamis.. Unlu yönetmen Alfred Hitchcock “To Catch a Thief” filmini kasabada cekilmis mesela.. Romantik bir gerilim için nefis bir tercih olduğunu zaten kasabayi dolastiginizda hemen anlıyorsunuz.. Bir diğer unlu kasaba sakini ise Nietzsche ! Yazar ve dusunur Nietzsche, hayatinin bir bolumunu Eze’de gecirmis hatta “Boyle Buyurdu Zerdust” kitabinin bir bolumunu bu köyde yasadigi sirada yazmis.. Kasaba'da yazarin ismine adanmis bir de yol bulunuyor lakin Nietzsche yazilarini bu yol uzerindeki bazi dinlenme noktalarinda kaleme almis.. Zaten bizim Eze kasabasini asil ziyaret edişimizin nedeni de bu yol ! Alpico'yu dünyadan geçmiş bu müthiş beyin ile ismen dahi olsa tanistirmak ve onun izlerini takip ederek deniz kıyısına ulasirken, kendi hayatimiz için de unutulmaz bir macera yasayabilmek !

Kasabanin ana meydanindan surlara doğru cikarken Hotel Cherved’Or’un sol yaninda kalan minik bir patika yol göreceksiniz.. Yolun girişinde “CHEMIN Frederic NIETZSCHE” yazili bir levha var ve isaret ettigi yol sizi zigzaglar çizerek Eze Sur Mer’e yani Eze’in sahiline ulastiriyor.. Yaklasik 1,5 saat suren yol, zorlu ve kesinlikle yorucu bir parkur ancak yeryüzünde saklanmis bir cennet parcasi olduğu bir gerçek !

Bu patika yoldan yürürken hem Akdeniz bitki ortusunu keşfediyor, hem de yazarin ilham noktalari gorup kendinizi o zamanlara isinlayabiliyorsunuz.. Acikcasi bizim için cok zorlayici bir seruvendi.. Zaman zaman issizligindan korkup, zaman zaman devam edemeyeceğimizi dahi dusuduk, ancak daglarin arasindan siyrilip denizi görmeye basladigimizda, enerjimizi ulasacagimiz noktaya odaklayarak guc bulduğumuzu söyleyebilirim.. Ayrica bir oğlak erkeğinin en belirgin ozelliklerden birini bu tecrübe ile yasayarak ogrendigim için de cok mutluyum.. Alpcan “Nietzsche’s footpath” noktalari disinda kesinlikle soluklanmadan parkuru tamamladı.. Ve sahile ulastiginda yasadigi “bir isi basarmis olma” mutluluğunu saniyorum ki size tarif edebilmem mumkun değil.




Eze Sur Mer’de, gecirdiğimiz saatlere doyamadigimiz Anjuna Beach isminde bir plaj işletmesi bulunuyor.. Sahile indigimizde ilk once 2013 yili ziyaretinde cektigim fotograflardan en sevdigimi ayni noktadan yeniden cekip, Anjuna Beach'e dogru yol aldik.. Gunun geri kalanini; meyve kokteyllerimiz eşliğinde keyif yaparak, zaman zaman sekerlemelerle kendimizi dinlendirerek, Eze'nin sakin denizinde yuzerek ve de restoraninda muazzam bir gec ogle yemeği yiyerek geçirdik..  O gun işletme oldukça kalabalikti ve ogle yemeği servis edilen masalara canli müzik eşlik ediyordu.. Coskulu, lezzetli, Alpcan’in sanatcilarla sevimli diyaloglar kurduğu ve enfes bir deneyimin neden olduğu yorgunluğumuzu attigimiz unutulmaz bir gundu… Isletmeyi hic düşünmeden herkese önerebilirim.. (NOT : Fransa'da ozellikle de Cote d'Azur kiyi seridinde genel olarak plaj işletmeleri hem kalite, hem de fiyat olarak Avrupa ortalamasinin üzerindedir.. Anjuna’da fiyat politikasi bu ortalamanin da bir parca uzerinde diyebilirim..  Ve bir de yaz sezonunda mutlaka rezervasyon yaptırmanizi tavsiye ederim..)




Dar tas yollari, surlarin içinden enfes manzaralara acilan pencereleri, sanat atölyeleri, galerileri ve minik restoran cafeleri ile Eze; bunyede buyuk haz birakan, huzurlu bir kasaba.. Seyrine doyum olmaz manzarasi yazimin basinda da dediğim gibi insanliga Tanri’nin bir hediyesi olduğunu hissettiriyor.. Belki de oraya vardiginizda yapmaniz gereken tek sey; gözlerinizi kapamak ve huzurun sesine kulak vermektir..








Cocuklar enfes varliklar !

Bu mutlu gunun sonunda Alpico ve ben inanilmaz yorgunduk ama buna ragmen Eze’den tren ile Nice'e vardigimizda once Promenade du Paillon parkina uğradık.. Alpcan’in sularda gösterdiği performans sasirticiydi.. O yüzden de sulardan cok onu ve mutluluktan delirmis olan tum diğer cocuklarin enerjisini seyredaldim diyebilirim..

Evimize varip, biraz dinlenip hazirlandiktan sonra yine kosarak eski sehrin bir diğer unlu dondurmacisi Fenocchio'dan dondurma alip, üzerini Les Gourmandises d’Angéa‘dan aldigimiz makaronlarla süsledik.. Biraz sahilde, biraz eski sehrin dar sokaklarinda dolandiktan sonra dinlenmeye çoktan hazirdik ve saniyorum ki; ikimizin de gozleri henüz basimiz yastığa değmeden kapanmisti..


Antibes güzelinde görüşmek uzere.. ;)

sevgiler
lulu
xxx 

10 Ocak 2017 Salı

Anne Cocuk Tatili Vol.2 : Villefranche


Selammm !

Seyahat planlarimizi anlattigim Ilk postu okuyanlar icin serinin ikinci postuyla buradayim :)

Sirt cantalarimizi takip, ozgurluk üzerine kurduğumuz ve her turlu yaramazligi yapma iznini kendimize tanidigimiz heyecanli Nice seyahati THY’nin Nice seferi ile basladi.. Ucagimiz Cote d’Azur havalimani için inişe geçtiği zaman ucagin minik penceresinden dünya gozu ile bu kiyi seridini yeniden gördüğüme gerçekten cok mutluydum.. Dilimizde “Bonjour Arkadaslar”, güle oynaya havalimanindan ciktik ve sol tarafimizda duran bilet satis noktasindan Lignes D’azur – 98 numarali otobüs için Alpico’ya biletlerimizi aldirdim.. (NOT: Lignes D’azur app. olarak da mevcut ! Eger telefonunuza indirirseniz seyahat boyunca rahat edersiniz..)


 Otobus, Nice'in ikonik caddesi Promenade des Anglais buyunca ilerleyip Cathadrale Vieux Ville duragina geldiğinde artik kiraladigimiz eve iyice yaklasmistik.. Evimiz; Vieux Nice yani Nice’in eski sehir bölgesinin ana meydani Rossetti’ye cikan sokaklardan birindeydi.. Ilk kiraladigimizda apartmanimizin yikik dokuk duvar islemelerine ayri, yüksek tavanli dairemize ve panjurlarina ayri bayilmistik o yüzden duraktan apartmana doğru yürürken içim icime sigmiyordu.. (NOT : Ev kiralama, Alpcan dünyaya geldiğinden beri tercih ettiğim ve tek geçtiğim bir seyahat sistemi ! Senelerdir airbnb ile calisiyorum ve tek bir hayal kirikligi dahi yasamadim.. Gidecegim sehri detayli arastirip, yasamak istedigim bolgeyi dogru belirledigimde web sitesinde ne goruyorsam, onu buluyorum.. O nedenle düşünmeden herkese tavsiye edebilirim.. Ayrica her bütçeye ve yasam tarzina uygun bir ev bulmak da mumkun!)


 Sehre ogleden sonra ulastigimiz için once evimize yerleşip, dinlendik. Sonra da aksam yemeği ve heyecandan kirildigimiz dondurmaci ziyaretimiz için kendimizi eski sehrin sirin sokaklarina biraktik.. Acikcasi sehir civil civil ama Agustos ayi için beklentimin altinda bir kalabaliga sahipti.. Nedeni uzucu olsa da bu duruma sevindiğimi söyleyebilirim lakin Agustos ayinda Avrupa'nin karmasikligi insani hayattan sogutabilecek seviyelere cikabiliyor.. :) Ilk aksam yemeğimiz Vieux Nice'in dar sokaklarindan birinde bulunan Chez Memere’de minik minik meze tabalari ile farkli tadımlar yaparak geçirdik.. (Adres;  6 Rue Francis Gallo) Ben daha once tatmadigim yerel bir bira denemesi yapip feci sevdim kendisini, Alpico ise yerel bir limonata denemek istedi ama hazir içeceklere alisik olmadigindan pek ilgi göstermedi.. Yine de kadehlerimizi ozgurlugumuze kaldirdik ve bu fikir Alpcan’a her seferinde cok cok komik geldi. :) Yemek sonrasi gerçek anlamda kosa kosa mahalle dondurmacimiz Gelateria Azzurro’ya yol aldik. Ohh yaa! Gelsin can’im lavantali dondurmam ! (Adres : 1 Rue Sainte-Reparate)




Gunun yorgunlugundan deliksiz bir uykuyla gecen gece sonrasi iki erkenci hayallerimizi süsleyen sabah rutinimiz için sokaklardaydik.. Mahallemizin provans fırını -ki kendisi Vieux Nice bölgesinin en iyisidir- La Fougasserie’den ton balikli baget sandviçlerimizi ve cikolatali kruvasanlarimizi aldik. (Adres :  5 Rue de la Poissonnerie) Oradan sehrin en mutlu pazari Cours Saleya’ya yuruyup taze meyvelerimizi de alarak Nice’in dillere destan olmuş nefis turkuaz sahiline kavuştuk ! Oyle mutlu ve keyifliydik ki iki sirt cantali için kahvaltinin en rahatsiz ama daha mutlu halini hayal edemiyorum !



Kahvalti sonrasi denizle buluşturup, dalgalarda nese dolduktan sonra kendimizi gunun kalanina bomba gibi hazir hissederek yeniden yola koyulduk.. Ilk planimiz Villefranche Sur Mer kasabasiydi. Fransa'da yasayan arkadasim Ezgi (nefis de bir blog sahibidir) Villefranche için cok cici cümleler kurmuştu, heyecanliydik.. Tren yerine Lignes D’azur’un 100 numarali otobusu ile kasabaya kisa zamanda ama müthiş manzaralar eşliğinde ulastik, ancak sahil gerçekten cok cok asagilarda kalmisti ve bizim onumuzde hava sicakliginin daha da zorlastiracagi uzuuuuun bir yol vardi.. Liman bölgesine doğru minik adimlarla ve muhabbet esliginde yuruduk... Bir yeri keşfetmenin en güzel yolunun yürümek olduğunu bildiğim için Alpico’ya bu fikrin nedenlerini anlattim.. Evlerin renklerine, sokaklarin temizliğine, insanlarin sakinliğine bayildik ! Alpico’nin kucuk ayaklarinin yorulduğunu dusundugum zamanlarda molalar verip hem soluklandik hem de iki burun arasinda kalmis deniz manzarasini resimledik.. (NOT : Manzara onemli degil direkt denize ulasalim derseniz; Nice tren garindan Gare de Villefranche Sur Mer’e 7 dakikada ulaşabilirsiniz..)



Limana ulastigimizda ikimiz birden “yasasin” desek de hevesimiz kursagimizda kaldi lakin liman bölgesinde deniz oldukça derindi ve bu nedenle ancak cruise gemileri ve irili ufakli yatlar buraya yanaşabiliyordu.. Bu durum Fransiz Rivierasi’nin keyfini sürebilmek için bizi sahil boyunca bir kac km daha yürümek zorunda birakti.. O ne sicakti ve ne deli yorulmuştuk anlatamam… Alpico’nun kasabanin uzun plaji  Plage de la Mariniere'de denize ulastigi ani ve yasadigi sevinci saniyorum ki, uzun yillar unutmam mumkun olmayacak…



Deniz muhteşemdi !


Billur gibi ve Agustos ayi için serinliği cok tadindaydi diyebilirim.. Sahil kalabalikti ama oyle yorulmustuk ki bu durum umrumuzda bile olmadi :)


 Plage de la Mariniere'de denizden yararlanmak için ozel bir işletme tercih edebilir ya da havlunuzla ince tasli sahiline yayilabilirsiniz.. Eger plajda bir saatten fazla kalmayi planliyorsaniz tartismasiz bir semsiye ihtiyaciniz olacak. O nedenle ya yaninizda her Nice sakinin sahip oldugu plaj semsiyelerinden olsun ya da plajdaki isletmelerden birinde karar kilin..


Benim için en keyifli yaz tatili anlarindan biri denizin içindeyken izleyebildiğim hatta zaman zaman irkildiğim tren goruntuleri/sesleri eşliğinde yüzmektir.. Bu duyguyu Avrupa’da ziyaret ettiğimiz minik kasabalar sayesinde kazandigimi rahatça söyleyebilirim.. Villefranche bu duygumu ciddi anlamda tatmin edince ve Alpico tum yorgunlugu atip, denizde yuzmeye doyamayinca deniz keyfimiz tahmin ettiğimiz surenin cok üzerine cikti.. Biz de bunun uzerine kasabada gec bir ogle yemeği yeme karari aldik.. Iyi ki de almisiz ! Alpico, ona daha evvel anlattigim kafalarini ve kuyruklarini da beraber yiyebileceği minik baliklar ve patates kizartmalari için sabirsizdi, ben de koca bir tencere midye esliginde içeceğim iyi soğutulmuş beyaz sarabin hayalindeydim.. Bu keyfi L’Oursin Blue’da uzun uzun ve gayet tembelce yaptık. Sayesinde kasaba aklima iyice kazindi.. (Adres : 11 Quai de l'Amiral Courbet) Bu nedenle gunun gezi plani; Villefranche Sur Mer + St. Jean Cap Ferrat kasabalari ve Villa & Jardins Ephrussi de Rothschild malikanesi ve bahçeleri gezisi” olmasina rağmen keyiften yalnızca Villefranche Sur Mer olarak kaldi ! (Hic pisman degilim...)


  


Minik, lezzetli ve filtresiz güzel Villefranche ! 

Fransiz Rivierasi’nin en asili sen olmalisin ! Beni asil ama basit hayatin ile oyle derin etkiledin ki; TheMagger’in 10 farkli gezgine sorduğu “2016 yili seyahat kesifleri” yazisinda bile seni anlattim.. Yani tadin hala cok damagimda.. :)


Gunun sonunda yorgun, karnimiz doymus ve feci mutluyduk.. Gece biraz parklarda dolanip sokak sanatcilarini izledikten sonra gunu Fransizlarin bana gore en butik macaroncularindan biri olan ve sirin otesi dukkaniyla her aksam ugramayi ihmal etmedigimiz Les Gourmandises d’Angéa 'da dondurmali macaron yiyerek bitirdik.. (Adres: 5 rue de la Poissonnerie)

Sonraki postun konusu Eze Village! 
Orada gorusmek uzere...

sevgiler
lulu
xxx